10-İSLAM’DA CİHAD

10-İSLAM’DA CİHAD

“Cihat” kelimesi, Arapça “C-H-D” “Cehd” kökünden gelmekte olup, tam karşılığı “gayret etmek”tir. Lügatte “cehd etmek”, “çaba göstermek, gayret etmek, güç yetirmek, meşakkat çekmek” anlamına gelmektedir. İlimde çok cehd ve gayret göstererek içtihad yapacak dereceye gelen bilgine “müçtehit” denir. Böylece dinde cihad “Allah için, Allah yolunda gayret göstermek, dini tebliğ ve irşadda Kur’an’ın gösterdiği ve Allah Resulünün takip ettiği yolda son derece gayretli hareket ederek İslâm dinine hizmet etmek” anlamına gelmektedir. Bu anlamda İslâm tarihinde İlk cihad “Oku!” (96 Alak/1-5) emriyle başlamıştır. İslâm dininin temeli olan iman ve İslâm’ın esaslarını öğrenmek ancak okumakla mümkündür.
Allah’ın dinini kabul edip, ona uyduktan sonra bunda sebat etmek, dinin düşmanları olan başta nefis ve nefsin kötü arzu ve istekleri ile ve İslâm düşmanları ile mücadele etmek gerekir. Bu da mücadele ve cehd etmeyi, gayret etmeyi, çaba sarf etmeyi yani cihad etmeyi gerektirir. Bunun için cihad namaz, oruç, zekât ve hac gibi her Müslüman’a farz kılınmış bir ibadettir. Bunun içindir ki Peygamberimiz “en büyük cihadın kişinin kendi nefsine karşı verdiği cihad” olduğunu açıklamıştır.
Cihat kelimesini Kuran çerçevesinde değerlendirdiğimizde; insanlara zulmeden, adaletsiz davranan, işkence ve eziyet uygulayan, en meşru insan haklarını ihlal edenlere karşı adaleti, barışı, eşitliği hâkim kılmak için yapılan fiili ve fikri mücadelenin de cihad olarak kabul edildiğini görürüz. Aynı şekilde din karşıtı ve ateist fikirlere karşı yapılan her türlü ilmi mücadele de tam anlamıyla bir cihattır.
Bu gibi fikri ve manevi anlamlarının yanında, fiziksel bir mücadele olarak savaş da “cihat” sayılır ve Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle “Kıyamete kadar devam edecek bir farzdır.” Ancak, bu savaşın İslâm’ın çizdiği sınırlar içerisinde olması ve Allah rızasını gözetmiş olması gerekir.
Allah yolunda cihat bâzen farz-ı kifâye, bazen de “farz-ı ayn” olur. Kısmî seferberlik hallerinde farz-ı kifâye olur. Yani, Müslümanların bir kısmının bu farzı yerine getirmeleri ile diğerleri üzerinden farz olmaktan kalkar. Umûmi seferberli halinde ise bütün Müslümanlar üzerine farz-ı ayn olur. Düşmanın bir İslâm ülkesine saldırması durumunda bütün Müslümanlara düşmanı yenmek ve püskürtmek farzdır.
Cihat kavramının ister kâfir olsun isterse Müslüman olsun masum insanlara yönelik bir şiddet eylemini, yani terörü tarif etmek için kullanılması ise, çok büyük ve haksız bir çarpıtma olup bu tür eylemlerin dindeki adı cihat değil “fitne ve fesat”tır. İslâm’a göre ise “Fitne kıtaldan beterdir” (2 Bakara /191).
İslâm’da savaşın asıl nedeni fitnedir. Yani fitneyi, savaşa ve ölümlere yol açan kargaşaları, düzensizlikleri, zulmü ve bozgunculuğu önlemek için savaş yapılır. Bu duruma Kur’an-ı Kerimde şöyle dikkat çekilir:
“Fitne ortadan kalkıp Allah’ın dini tam anlamı ile egemen oluncaya kadar onlarla savaşın.” (2 Bakara / 193)
“Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar” ehl-i küfürle savaşmak, genel bir dünya barışını hedef olarak gösterir. Her türlü fitneye son vermek, sulh ve sükûneti sağlamak, Allah’ın adını yüceltmek “İ’lâyı kelimetullah” ve Allah’ın dini ile dünyaya nizam vermek ve barışı “Nizâm-ı âlemi” sağlamak Müslümanlar için varılması gereken bir hedeftir. Öyle ki, dünyanın uzak bir köşesinde Gayr-i müslim bir devlet, bir başka Gayr-i müslim devlete zulmetse, Müslüman devletler bu fitneye müdahale etmeli, haddi aşanlara hadlerini bildirmelidir.
Allah yolunda cihadın bu ulvî gayesine, şu ayet işaret edilir:
“Size ne oluyor ki, ‘Ya Rabbena, halkı zalim olan şu memleketten bizi çıkar. Bize, tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı yolla!’ diyen mazlum erkek-kadın ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (4 Nisa/75).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi