2020 Afyonkarahİsar Sevgİ Yılı

2020 Afyonkarahİsar Sevgİ Yılı

Sevgiyi yaşantıya hâkim kılmak amacıyla Bakanımız Prof. Dr. Veysel Eroğlu öncülüğünde Afyonkarahisar Valiliği himayesinde organize edilen “2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı” projesi 13.03.2020 tarihi itibariyle başladı Belediye başkanımızın talimatlarıyla Afyonkarahisar Belediyesi olarakta çeşitli çalışmalar yapıldı, bütün projeler desteklendi, bu kapsamda dijital ortamda ve günlük hayatın içinde sevgiye dair birçok etkinlik, makale ve gönül ürünü tattık; hepsi için en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ve bu hüsnüzan’nın devamını diliyorum.
Allah’ın merhameti yani sevgisi ile yarattığı, Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’in merhamet olarak gönderildiği bir âlemdeyiz. Sultan Divani, Abdurrahim Mısri gibi arif kulların ikame ettikleri sevgi ve huzur hala içimizi ısıtmaya devam ediyor. Hazreti Celaleddin Rumi “Sevgi şifadır; sevgi güçtür; sevgi değişimin mührüdür” deyişi ile düşünsel ve bedensel hastalıklarımızın şifasının sevgi, zinde ve güçlü bir idrakla yaşamanın gıdasının sevgi, dünya ve ahiret için gerekli kemalat ve kazanılmış değişimin tasdikinin sevgi olduğunu bir seher yeli letafetiyle kalplerimize nakşediyor.
Evet, sevgi öyledir. Peki, biz sevgiyi biliyor, tanıyor ve yaşıyor muyuz? Acaba sevgi çok konuşulan ama az bilinen hatta tanımadığımız bir tat olabilir mi? Bölücülüğün, sahteliğin, sevgi maskeli nefretin olduğunu görünce bu soruyu insan kendine soruyor. Düşünün, eğer sevgi gerçekten yaşanıyor olsa “sevgi” temalı gün, yıl ve projelere ihtiyaç duyulur mu? Mesela, Afyonkarahisar 2020’yi niye sevgi yılı ilan etti? Demek ki sevmek, sevgiyle yaşayabilmek kolay değil, Bunu “2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı” alt başlıkları üzerinden de okuyabiliyoruz. 7/24 sevgiye ihtiyaç var ki konu başlıkları böyle: Selamı yayalım; yardımlaşma ve dayanışma; komşularla buluşma, tanışma; nezaket ve tebessüm; sıla-i rahim; vatan ve bayrak sevgisi; tabiat sevgisi; aile içi iletişim; dostluk ve vefa; şükür-teşekkür; eşitlik, adalet, hakkaniyet; empati. Anlıyoruz ki bu başlıklar sevgiyle doğrudan ilintili ve sevginin bir çıktısı ve bunlar eksikliği hissedilen, hayata ikame edilmesi gereken hususlar. Her biri çok önemli bu dosyaların aktif hale getirilmesi elzemdir. Bunu “hak” kavramı için de söyleyebiliriz. Hak bilinmediği ve önemsenmediği için “işçi, kadın, çocuk, hasta, engelli, yaşlı hakları” gibi listeler oluşuyor ama küresel ölçekte bu haklar hala çözülebilmiş değil. Aynı sebepten… Dönelim sevgiye. Kısa bir sevgi tarifi yapalım sonra da sevginin yaşanabilir bir vasat haline gelebilmesi için olmazsa olmaz iki hususu, iki anahtarı paylaşalım.
TDK sözlüğünde sevgi “bir şeye, bir kişiye yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olarak açıklanıyor. Kocatepe Gazetesinde 30 Ekim 2020 günü başlayan ve bir hafta kadar süren “Edep; Ya Hu” yazılarında Prof. Dr. Yılmaz Dündar hocamız “sevgi”yi çok farklı boyutlarıyla ele aldı ve tanımladı. Sevginin sevmek ve sevilmek ihtiyacından doğan bir arzu olduğunu, insanın bu ihtiyacını birisini veya bir şeyi kendisine yakın veya uzak hissetmesi ile gerçekleştirdiğini, ancak insanların bu yakın veya uzak hissetme hallerini fıtratlarına göre değil de genellikle dünya formatına göre gerçekleştirdiğini ve sevgide yanlışın burada başladığını paylaştı. Tespiti şöyleydi: Sevme ve sevilme arzusu genellikle kişilerin kendi koydukları kurallarla tanımlanır ve bu sevgi doğru sevgi zannedilir. O kadar doğru zannedilir ki sahteliği, yanlışlığı konu bile edilmez. Oysa dikkat edilse yanlış olduğu görülecektir. Heveslere göre tanımlanan sevgi duygusu tam tatmin getirmez, insan tatmin olacağı sevme ve sevilmeye bir türlü ulaşamaz, çünkü sevme ve sevilmeler için bir karşılık tanımlamıştır, tanımladığı o karşılıkları asla bulamaz, bulduğu karşılıklar onu tatmin etmez. Bütün bunlar aslında yaşananın gerçek sevgi olmadığını gösteren belirtilerdir. Ancak romanlar, diziler, filmler, şiirler bu sevgilerle doludur. Gerçek sevgi fıtrata ait bir duygu ve tanımdır… Onun sevgi tespiti böyleydi.
Fıtrata ait sevgiyi aktif hale getirmek üzere şu iki noktayı vurgulamak istiyorum: 1) Varı olduğu gibi sevmek, bunun gereği olarak kararlara saygılı olmak. 2) Gerçek sevgiyi aktif hale getirecek bir faktör olarak konuşma diline özen göstermek.
Varı olduğu gibi kabul etmek bir karakterdir, çok büyük ve daimi bir gayreti gerektirir. Şeffaf olmayı, kandırmamayı, bölücü olmamayı, bölücülüğü desteklememeyi gerektirir. Varı olduğu gibi “kabul” sözcüğü doğru anlaşılmalıdır. “Kabul” bir katlanma gibi görülürse, bu durum kabul etmemekten daha tehlikelidir. Umursamaz tavırla kabul davranışı da böyledir. Anlatmaya çalıştığımız kabul, muhatabında sevinç oluşturur ve kabul eden minnetle anılır. Sevgi için şart olan “kabul”ün en önemli bir özelliği budur ve bu kabul varı olduğu gibi sevmektir. Kabulde katlanma ve zorlanma olmaz. Varı olduğu gibi sevenler yani “kabul” edenler karşısındakileri değiştirmeye, kendilerine benzetmeye çalışmaz. Çünkü şu gerçektir ki hiç kimse diğerini değiştirme gücüne sahip değildir. İnsan ancak kendini değiştirebilir ki bu zaten hayatın gayesidir; insan bu dünyaya değişmek, kemalat elde etmek ve bu kazanılmış değişimle ahirete göçmek için gelir. Aşık Veysel’in toprağı anlatışını hatırlayanlar (internetten hemen bulabilirsiniz), toprağın “Varı olduğu gibi sevme”yi bize nasıl öğrettiğini göreceklerdir. Toprak, ekilen tohum ne olursa olsun onu sever, olduğu gibi kabul eder ve tohuma içindeki yetenekleri dışarı çıkarma ve değişebilme fırsatı verir. Bu kabulle yaşanacak sevgi de böyledir. İletişim ve ilişkilerimiz bu kabul ve sevgiyle olursa; yakınlarımızı, eş ve çocuklarımızı, arkadaşlarımızı hülasa tüm varlığı “Var” haliyle böyle seversek, onlara huzurlu olma, yeteneklerini kullanabilme ve değişebilme imkânı sağlamış oluruz. Yaşanan bir dargınlığın veya kırgınlığın kalkması için ne yapmak gerektiğini sorsak, insanlar çoğunlukla karşısındakinden beklentilerini yani onun nasıl değişmesi gerektiğini anlatırlar. Ne kadar yanlış değil mi? Belki de bu yüzden olmuyor… Oysa çiftler, anne-baba ve çocuklar, eş-dost ve arkadaşlar birbirlerini suçlamak yerine “Varı olduğu gibi seven kabul”le yaklaşsalar, kabul ile birbirlerini sevseler, bir problem yaşandığında “huzurumuz için, ilişki ve dostluğun devamı ve ben ne yapmalıyım?” deseler, çok farklı bir yaşantı oluşacaktır.
Gelelim ikinci hususa, yani dil mevzusuna. Tatlı dilin nelere muktedir olduğunu biliriz değil mi? Konuşurkenki dil ve üslup aslında bir çıktıdır, bir son üründür. Onun arkasında sizin veri tabanınız, hayal, fikir, düşünce ve yorumlarınız vardır, bu yönüyle sizin aklınızı, beyninizi, karakterinizi ve konumuz kapsamında söylersek sizin sevip sevmediğinizi gösteren bir aynadır. Konuşurken dilimiz ya huzur dilidir, onarır, geliştirir, onur verir, selamet oluşturur, cennet inşa eder veya sıkar, yakar, acıtır, uzaklaştırır, cehennem inşa eder. Şimdi konuşma dilinin nasıl olması gerektiğini nasıl olmaması gerektiği üzerinden bazı başlıklarla verelim. Amcamız şu: Sevgiyi, gerçek sevgiyi tanımak, bulmak ve yaşamak için bunları hayatımızda antrenmanını yaparak yaşamak. Evet, tek hedefimiz bu!
1. Konuşurken karşımızdakini veya bir başkasını suçlayan cümleler kurmamak.
2. Kendimizi aklayan cümleler kurmamak.
3. Birilerinden veya muhatabımızdan şikâyet eden cümleler kurmamak.
4. Övünen, övülme beklentisi oluşturan cümleler kurmamak.
5. Sızlanan ve mağdur hissi uyandıran cümleler kurmamak.
6. “Ben”liğinizi yüceltme cümleleri kurmamak.
7. Haset ve fesat amaçlı kıyas cümleleri kurmamak.
8. Bir iş için emir veren cümleler kurmamak.
9. Birisine hoş olmayan lakap takarak konuşmamak.
10. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız konular hakkında konuşmamak.
11. Yerli yersiz yemin ederek konuşmamak.
12. Kaderle didişen cümleler kurmamak.
13. Yalan, iftira, dedikodu kapsamlı konuşmaları kesinlikle bitirmek.
14. Argo ve küfürlü sözcüklerle konuşmaktan kaçınmak.
15. Özensiz, gelişigüzel, düşüncesizce konuşmayı terk etmek.
Biliyorum, liste çok uzadı. Ama baştan söyledik, sevmek ve gerçek sevgi öyle hemen “seviyorum” demekle olup bitecek bir şey değil; emek istiyor, gayret istiyor ve daima…
Sevginin şekillendirdiği bir yaşantı için önemli olan iki anahtarı tekrar etmek istiyorum: Varı olduğu gibi sevmek, bunun gereği olarak fikirlere ve kararlara saygılı olmak ve bir de konuşmamıza sevgi üretecek bir balans ayarı yapmak, tabi davranışlarımıza da… Bu iki prensibi “2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı” vesilesiyle hayatımıza hakim kılabilmek için antrenmana başlamaya ne dersiniz? Ama şuna dikkat edelim, bu antrenmanlarda herkes kendi yaşantısını ve kendisini test edecek, başkasını değil. İnsan onuru ve barış için bu gayreti gösterenlere, inanıyorum ki, Sevgili yunus Emre şöyle seslenecektir: Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
Rahmetli Kayahan’ın konserlerinin sonunda söylediği veda sözcüğü ile bitirelim:
Yolu sevgiden geçenlerle, bir gün bir yerde mutlaka buluşacağız…
Selam ve sevgilerimle

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi