– 213 –  Ente maksudiy ve  rıdake matlubiy

– 213 – Ente maksudiy ve rıdake matlubiy

Muhbitler Kur’an’da övülen bir gruptur; bunlar “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ile savaşan, o ilahlık iddiasını silip yok eden, boşa düşürenlerdir. Muhbit olanların haşyet, havf ve reca ve vecel hallerini bilmek ve yaşarken o gayrete girmek önemlidir. Onlar Havf ve Reca’da korku ve umudu; Vecel’de korku ve saygıyı; Haşyet’te Allah ilmini ve huşularını yükseltip dengelemişlerdir, başarabildiklerince. Bunları yükseltmiş olmak işi bitirmiş olmak anlamında değildir; halini hep yükseltmeye çalıştığı, sürekli yükselttiği, yükseltirken dengelediği anlamındadır. Bir hal ki bu özelliklerin tümüyle yoğrulmuş bir hal… Kişi bu hal ile Rabbine yönelmişse, yani Rabbine yönelirken ihbat edendeki bu özelliklerle yoğrularak yönelmişse, öyle boyun bükmüşse bu müthiş bir haldir. Bu kul ilahlık hissiyatı kaynaklı müstakillik iddiasını yok etmiş, Allah’a boyun eğmiş, o iddiaya dönüp onu yok etmiş ve Rabbine dönüp boyun eğmiş… Rabbine ihbat eden (muhbit) kalbi ihbat etmiş kul demektir ki bu kişi tanrıyı (o iddiayı) boşa düşürmüştür. Bu kişi tanrılar âlemindeki bu mücadelesiyle bir cengâverdir ama Rabbine boyun eğmiştir. Bu boyun eğiş mütekebbirlik iddiasında olanın boyun eğmesi gibi bir mütevazilik değildir. Onun boyun eğmesi, Allah’a ilminde bir kul olarak teslim olarak “eslemtü li rabbil alemiyn; âlemlerin Rabbi Allah’a teslimim” demesidir.
Bu muhbit kul Fatiha’yı okurken “iyyake na’budu ve iyyake nestaıyn” derken bütün bu manaları somutlaştırmıştır. Bu yüzden kul önce, Fatiha’daki ayetlerin kulla ilgili kısımlarını halletmelidir. Öncelik “İyyaKE na’budu…” ve sonrasıdır. Üst kısmı okurken “Rabbim böyledir” diye okuyun. Ama “o hal nasıl acaba?” diye merak eder ve beklersen yanlış yaparsınız. “Şöyle mi, böyle mi” hayali ile kurguladığınız klip yanlış olur, yanlış klip oynatırsınız. İdrakınız o pozisyona gelince doğru klip beyninizde kendiliğinden açılır, merak etmeyin. Şu an yapabileceğiniz, “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn”de boyun bükmektir. Orası size ait, Fatiha’yı okurken orayı boyun bükmeden geçmeyin. Boynunuzu bükün ve sonra büyük bir umutla; “ihdinas sıratal müstakiym, sırat elleziyne en’amte aleyhim” deyin. Bunu derken gözlerinizin içi gülsün. Ama sonra bir anda yüzünüz düşsün ve korkarak “gayril mağdubi aleyhim ve leddaalliyn” deyin. Bunlar Fatiha’nın yaşanacak idrakleridir. Bu idrakları, derin düşünenler önemser ve yaşama gayretine girerler.
“Derin düşünen, derin bakışlı” tabirlerini hep duyarsınız. Peki, derin bakışlı, derin düşünen insan nasıldır, derin bakmak nedir, derin manalı düşünmek nasıl olur, bunu nasıl başarırız, bakın: Herhangi bir “esma”yı düşünelim. Neden esma? Çünkü bu yolda bir esma zikriyle meşgul olanın derin manalı düşünen olması önemlidir. Bir esmanın tefekkür edilecek sayfalarca manası vardır ve siz tüm o manaları bir saniyede düşünmeniz gerekir. Eğer derin manalı düşünen bir beyin açamamışsanız bu olmaz. Bu nedenle, tefekkür edilen, zikri yapılan konuyla ilgili doğru bilgileri genişletmek lazım. Örneğin Ehad veya Samed kelimesiyle ilgili doğru bilgileri bulur, okur, tefekkür eder, zihninizde genişletirseniz, sonra da o bilgilerin tümünü o kelimenin söyleniş süresine sıkıştırır ziplerseniz, siz kendiliğinden derin düşünürsünüz. Bunu normal hayatta yapıyoruz. Bir çocuk annesine seslenirken “anne” derken bu sesleniş o kadar çok mana içerir ki. Demek ki bu özellik insanda var. Yapmamız gereken tek şey bu özellikleri Allah’a göç ettirmek. Çünkü bu özellikler bizde zaten var. Bunları taşımak, göç ettirmek gerekiyor. O zaman başarırısınız. Derin bakan, derin düşünen olursanız bakışınız kendiliğinden değişir; o bakışta sayfalarca mana vardır, artık siz boş bakmazsınız.
“Derin bakış”ı kazanmada Kur’an kelimeleri önemlidir; onları derinleştirdiğinizde ayetler sizde derinlik açar. Örneğin “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn” derkenki süreye, bu ve diğer öğrendiğiniz bilgileri sığdırıp ihbat edebilmeniz, teslimiyetini yaşamanız için sizin derin manalı düşünmeyi yakalamış olmanız gerekir. Bu nasıl gerçekleşir? Siz ayetlerdeki kelimelerin manalarını doğru öğrenip tefekkür etmeye başladığınızda, bu işle meşgul olduğunuzda kendiliğinden olur; “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn” sığınışı böyle bir özelliği gerektirir.
Hud Sûresi 23: “İman edip salih amel işleyenler ve Rablerine ihbat edenler var ya, işte onlar ashabı cennettir. Onlar orada ebedi kalıcılardır.”
Rabbine ihbat edenlerin (kalbi ihbat etmiş muhbitlerin) önemli bir özelliği korku ve umudu dengelemeleridir demiştik. Bu korku ve umutla ilgili önemli bir noktayı paylaşalım inşaAllah. Çünkü uygularken dünya yaşantısına ters bir hali var bunun. Mesela normal yaşantıda bir mikroptan, bir virüsten korkuyorsanız ne yaparsınız? Tedbir alır korunursunuz, o riske karşı müttaki olursunuz. O virüsten korkar, ona karşı tedbir alırsınız. Birisi sorsa, “virüsten korkuyorum, korunmak için de çalışıyorum” dersiniz. Dünya yaşantısının gereği yaptığınız doğrudur. Ama bu yöntemi Allah yolunda da uygularsanız olmaz. Neden? İnce bir nokta, bu yüzden söyleyeceğime çok dikkat edin lütfen. Bu yolda da korkmak ve korunmak için mutlaka sebepler bulmak lazım. Kendi kendinize demelisiniz ki “bu yolda o kadar çok havf ve reca (korku ve umut) deniyor ama ben bu korkma işini tam beceremiyor olabilir miyim?” Kendinize böyle deyip, korkacak şeyler bulmalısınız. “Nelerden korkmam gerekiyor ve bu korku nedir, nasıldır?” diye araştırıp, bacağınızı titretecek korkuları bulmalısınız. Demek ki korkmak için bir sebep bulmak gerekiyor. Buldunuz diyelim, o korktuğunuz şeyden korunurken, korunmayı o sebebe yönelik değil, yalnızca Allah rızası için yapmalısınız. Diğerinden farkı izah edebildim mi? Korkmak için bir sebep arayıp bulacaksınız, korunurken, korunma (müttaki olma) çalışmalarını yaparken, uygulamalarınızı “Allahümme ente maksudiy ve rıdake matlubiy: Maksadım sensin ve senin rızanı kazanmak Allahım” çerçevesinde yapacaksınız. Uygularken sebep ortadan kalkacak, ancak o zaman siz yaptığınızı Allah rızası için yapmış olursunuz. Yoksa korktuğunuz şey için yapmış olursunuz ki boşa gider… Bu çok önemli bir vurgudur. Kişi sigara içiyordu, sigaranın zararlı olduğunu duydu, bıraktı. “Allah rızası için bıraktım” derse makbul. Oysa onun korkmak için bir sebebi var: Sigaranın zararlı olması. Ama bırakma nedeni, terk etme sebebi Allah rızası. Sorduğumuzda “çok zararlı olduğu için bıraktım” deseydi, orada Allah rızası olmazdı. O ne yaptı? Zararlı diye korktu ama dinen hoş görülmüyor, Allah bundan razı değil diye bıraktı. Bırakma işini Allah rızası için yaptı, “Allah rızası için bıraktım” dedi. Bunu İzah edebildim mi? Normal yaşantıda bir virüsten korkan tedbir alır korunur, o riske karşı müttaki olur, “virüsten korkuyorum, korunmak için de çalışıyorum” der. Dünya yaşantısı gereği bu doğrudur. Allah yolundaki yaşantıda da korkacak, korunacak sebepler bulun. Korkmak için bir sebep bulmak gerekiyor. Bulduğunuzda, korunmayı sebebe yönelik değil de Allah rızası için yapın. Korkmak için sebep arayıp buldun ama korunurken “Allahım, rızan” diyerek korundun, uygularken sebebi ortadan kaldırdın. Aynı durum umut için de geçerlidir. Umutlanmak için bir sebep bulmanız ama umutlanırken Allah rızası için, O’nun rızasını umarak umutlanmanız lazım. Bu yöntemi “havf ve raca”da olduğu gibi “vecel” ve “huşu” için de gerçekleştirirseniz, “işler daima Allah rızası için olmalı” sonucunu yakalar ve onu da uygularsanız güzel olur, doğru olur…

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi