8-TÜRK SAVAŞI ALLAH  RIZASI İÇİN YAPAR

8-TÜRK SAVAŞI ALLAH RIZASI İÇİN YAPAR

Eski Türk hakanları savaşları Yüce Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yaparlardı. Oğuz Han, Oğuz Destanına göre, gökten ışık halinde inen, yani Tanrı’nın gönderdiği “Gök tüylü, Gök yeleli” bir bozkurtun yol göstericiliğinde dünyayı fethe çıkmıştır. Dünyayı fetheden Oğuz Han oğullarını toplamış ve:
“Oğullarım! Çok savaşlar yaptım. Gök (Ulu) Tanrı’ya borcumu ödedim” demiş ve gökten inen birinci karısından olan Gün, Ay ve Yıldız; ağaç kovuğundan, yani yerin sonsuzluğundan gelen ikinci karısından olan Gök, Dağ, Deniz adındaki çocuklarına dünyanın yönetimini bırakmıştır. Her biri “Han” unvanını alan oğulların üçü gökten inen, üçü de yerin sonsuzluğundan gelen kadınların çocuğuydu; böylece onlarda yer ve gök bütün kâinat bütünleşiyordu. Oğuzlar soy ve güçlerini de yerin ve göğün büyük varlıklarından almış oluyorlardı (M.Niyazi: 178).
Sayın Prof. Dr. İ. Kafesoğlu’nun olaya yaklaşımı daha ilginçtir:
“Oğuz Han, Gök Tanrı’ya borcumu ödedim” diyerek ülkeyi oğullarına bırakmıştır. Böylece Türklerde hükümranlık anlayışını da vurgulayan destanda Oğuz’un 6 oğlunun adları da ayrıca Türk Cihan hâkimiyeti düşüncesini belirtir durumdadır: Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz. Her biri “Han” unvanını taşıyan bu oğullar, kendi adlarının işaretlendiği sahanın sorumluları olduklarından, dolayısıyla yalnız yeryüzü değil, hemen bütün kâinat Türk idaresine alınmış, Türk töresinin himayesinde birleşmiş oluyordu (Kafesoğlu, TMK: 242). Buradan anladığımıza göre Eski Türklerin hedefi, yalnız dünyaya değil, uzaya, gökyüzüne de hâkim olmaktı. Bu anlayıştaki bir devlete “Dünya Devleti” demek yeterli olmaz; “Kâinat Devleti” anlayışı demek daha doğru olur. Zamanımızda da uzaya hâkim olabilmek açısından aya ve çeşitli gezegenlere, yıldızlara başta ABD ve Rusya olmak üzere çeşitli devletler füzeler, uzay araçları gönderiyorlar. Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde astronomi ilminde çok ilerlemiş ve insanlığa örnek olan atalarımıza rağmen bu gün bu alanda çok gerilerde oluşumuz çok acıdır ve düşündürücüdür.
Eski Türklerin Mitolojik çağlardan beri “Dünya Devleti/Kâinat Devleti kurma anlayışına sahip oldukları bilinmektedir. Milletlerarası kaynaklar bu tip devlet anlayışına “Üniversal” veya “Üniverselle” devlet şekli adını vermişlerdir. Türk kültüründe ise bu anlayışa “Cihan Şümul Devlet” denilmiştir. “Ünivers”, kâinat demektir. Dünya demek değildir. Dünya kâinatın bir parçasıdır” (Yuvalı,1993. s.240).
Oğuz Han’ın “Çok savaştım, Tanrı’ya borcumu ödedim “sözlerinden savaşları “Allah’ın ‘ın emriyle ve O’nun rızasını kazanmak amacıyla yapmak” gibi bir dini gereği yerine getirme anlayışını görmekteyiz. Demek ki; “Kâinat Devleti, Dünya Devleti kurma, Âleme nizam verme ve Allah’ın adını ve dininini yüceltme “Kızılelma, Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi, Nizâm-ı âlem ve İ’lay-ı kelimetullah ülküleri” kaynağını eski Türk dini inançlarından alıyordu.
Aynı düşünce Uygur destanında başka şekilde anlatılmaktadır.
“Buka Han (Böğü Han) gece penceresinden giren ve daha sonra Aktağ’da buluştukları tanrısal (Tanrı tarafından gönderilen) bir kız ile aylarca konuşmuş, sonra kız ayrılırken Han’a şöyle demiştir: “Güneşin doğduğu yerden batıya kadar her yer senin emrine girecek, çalış.” Buka Han’a rüyasında kozalak biçiminde bir yada (yeşim-yağmur yağdırdığına inanılan tılsımlı taş) taşı veren, aklar giyinmiş ihtiyar, “Bu taşı muhafaza et, dünyanın dört yanı senin bayrağın altında birleşir.” müjdesini vermiştir. Bunun üzerine fetihlere kalkan Buka Han “İnsanların yaşadığı her yeri, hiç bir isyancı, serkeş bırakmazsızın” kendi idaresine alarak Tanrı’nın verdiği görevi tamamlamıştır (M. Niyazi: 178).
Uygur Kağanı (1027’de) Gazneli Sultan Mahmud’a gönderdiği mektupta, “Tanrı yeryüzü ülkelerinin hâkimiyetini bize verdi” diyordu. Bu inanç Uygurlardan Moğollar’a geçti. Cengiz Han, değer verdiği Gökçe adlı kam’ın; Tanrı’dan zafer, müjdeleri aldığına inanıyordu. Cengiz devletinin hükümdarı da bütün dünyanın hükümdarı sayılırdı; zira “Cinggis Kağan” ünvanı, Cihanşümul imparator manasına geldiği gibi Cengiz Han’ın torunlarının tahtında dünyanın dört bucağı ile dört bucağın hakanlarını temsil eden, dört minder veya şilte bulunurdu (M. Niyazi:180).

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi