“AFYON KAYIPLARININ PEŞİNE DÜŞSE…”

“AFYON KAYIPLARININ PEŞİNE DÜŞSE…”

Başlıktaki cümle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ait…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlamasına sert tepki gösterdi. Tarihte yaşanan o günleri tek tek anlatan Erdoğan, “Coğrafyamızda 1 asırdan uzun süre önce yaşanmış acı olaylarla ilgili mesnetsiz, haksız ifadeler kullanmıştır. Hiçbir tarihi, hukuki temeli olmayan bu ifadeler ziyadesiyle üzmüştür. Baskıyla bu metne yer verilmiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Türkiye olarak tarihte yaşanan acıların yarıştırılması gibi anlayışı insani bulmuyoruz. Böyle bir yarışa girilecekse böyle yarıştan alnı ak, vicdani müsterih olarak çıkacak tek devletin biz olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bize soykırım ithamını yönelten çevrelerin hepsi insan içine çıkamayacak hale gelecektir. Son asırda en büyük sivil can kayıpları, nüfus hareketleri bizim vatanımızda olmuştur. Osmanlı Balkanlar, Kafkaslar’daki topraklarındaki nüfusunun 10 milyon insanının yarısı ölüm, yarısı sürgün acısını yaşamıştır. Bizzat Batılı tarihçiler ifade ediyor. Bu 10 milyon insanla ilgili ne silahlı çete fotoğrafı, ne geride bıraktıkları kanlı izler göremezsiniz, bulamazsınız.
Aynı insanlarla ilgili anıtlara, lobilere, meclis kararlarına hakların aranması anlamına gelecek faaliyete rastlamazsınız. Dedelerin torunlarına yürekleri burkularak, gözlerinden akan yaşlara engel olamayarak anlattıkları acı hatıraları vardır. Çünkü bu insanlar Türk’tür ve çünkü bu insanlar Müslümandır. Millet olarak bugüne kadar kendi acılarımızı istismar haline getirmek gibi bir zihniyetle hareket etmedik. Acılarımızı kalbimize gömüp, ileriye bakma erdemimizi bazıları yanlış anlıyor. Bizim de Balkanların kaybından Doğuda uğradığımız işgallerin kaybına kadar kapsamlı muhasebe yapıp ortaya çıkan tabloyu muhataplarımızın önüne koymamız gerekiyor. Adana, Antep, Maraş, İzmir, Afyon, İstanbul, Çanakkale, Kars, Artvin her şehrimiz kendi kayıplarının peşine düşse bile yeter.”
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlerinden çıkarttığımız, “Afyon’un Ermeni mezalimi ve Yunan işgali sırasında uğradığı kayıpların peşine düşmesi” mesajını iyi anlamak gerekiyor.
Şimdiden bu mesajın gereklerini yerine getirmek için çalışmalara başlamalıyız. Araştırmacılarımızın, tarihçilerimizin, Devletimizin elinde yığınla evrak ve belge var. Tarihi fotoğraflara her yerden ulaşmak mümkün. Tüm bunlar toparlanmalı, bize “Soykırımcı” deme cüretini gösterenlerin suratlarına bilimsel, teknolojik ve ikna edici veriler olarak çarpılmalı.
Cumhuriyet öncesinde Afyon’un ekonomisini elinde tutan tüccar Işılyan ailesinden, Ermeni papaz Donelyan ailesine kadar bu şehrin hafızasındaki bilgiler, bir nesil sonra kaybolup gitmeden tekrar tekrar kayıt altına alınmalı. Türk nüfus tarım ve hayvancılıkla geçinmeye çalışırken, onların sırtından tefe ve faizle servet sahibi olan Ermeni tüccarların “seçkin” yaşamı bugünlere aktarılabilmeli. Yunan işgal kuvvetlerinin Afyon’daki Ermeni, Katolik ve Protestan kiliselerinde ve diğer mekanlarda verdikleri kendilerince mağrur, bizce zalim pozlar genç nüfusumuzun hafızasına kazınmalı.
Bu milletin Ermeni ve Yunan mezalimi karşısında “zalim” değil, “mazlum” olduğu defalarca, ama defalarca işlenmeli.
Yoksa birkaç nesil sonra onların savundukları tezlere hak verenlerin arttığına, bu milletin içinden de böylesi zihniyeti bozukların çıktığına daha çok tanık olacağız. Bugün bile baksanıza, Türk Milleti’ne kurulan tuzaklara katkı sunmaya çalışanların varlığını görmüyor musunuz?
***
Afyonkarahisar’daki Ermenilerle ilgili olarak internet ortamından bir çok bilgi elde etmek mümkün. Bilimsel ve asıl veriler AKÜ’nün araştırmalarında bulunsa da biz de bu vesile ile kısa birkaç alıntı yapalım:
1600lü yıllardan itibaren Afyonkarahisar Kadılığı kayıtlarından Ermenilerin oturduğu mahalleleri takip edebiliyoruz. Buna göre Ermeniler hemen hemen Müslüman Türk nüfus ile birlikte aynı mahallerde komşuluk etmekle birlikte çok az rum ve yahudi ile birlikte Nasara (Zımmi) Mahallesi, Heci David, Sorop-Toros gibi mahallerde çoğunlukta idiler fakat keskin çizgilerle yaşam alanları ayrılmamıştı. Bu da bize bir kaynaşma ve cemaatler arası sorunsuz bir hayat olduğunu düşündürmektedir.
1671 yılında Afyonkarahisar’a gelen Evliya Çelebi 4.600 Müslüman, 1.000 kadar Hristiyan evinden bahseder. Bu da yaklaşık nüfusun 23.000 Müslüman, 5.000 Hristiyan olduğunu gösterir. 1831 sayımına göre ise 13.346 Müslim, 1080 gayri müslim yaşamakta idi (Kadın ve çocuklar hariç)
1856 tarihli Islahat Fermanı ile birlikte azınlıklara verilen okul açma izni ile birlikte açılan okulların en üst seviyede olduğu yıl olarak kent merkezinde 1 erkek, 2 karma, 1 protestan olmak üzere dört Ermeni ilkokulu (ibtidai) bulunmakta idi. Yine 1 kız, 2 erkek Ermeni rüştiyesi bulunmakta ise de Ermeni idadisi (lise) bulunmadığından isteyenler başka şehirlere yada Afyonkarahisar Lisesine devam ediyorlardı (1912-1913 yıllarında Karahisar-ı Sahip İdadisinde okuyan 4 Ermeni çocuğu kayıtlıdır).
Afyonkarahisar Ermenilerinin çoğunluğu milli mezhepleri olan Gregoryan kilisesi mensubu olmakla birlikte bir kısmı da Katolik ve Protestan idi.
Buna göre şehirde 3 adet Ermeni kilisesi olduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bunlardan iki kilise hakkında bilgi vardır.
Kale eteğinde bulunan Meryem Ana Kilisesi, Ermeni Kilisesi Mahallesinde yer almakta idi. İki katlı bu kilise aynı zamanda bir misafirhaneye sahipti.1671 yılında esaslı bir bakımdan geçen kiliseden günümüze duvar ve kemerler kalmıştır. Zaman zaman bu kiliseyi ihya etmeyi düşünenler olsa da bu düşüncenin gereksizliği ortadadır.
Protestan Kilisesi, Avrupalı ve Amerikalı misyonerler sayesinde Protestan mezhebine geçen Ermenilerce yaptırılmış olup, Ulu Camii güneyinde Namık Kemal İlköğretim Okulu bahçesinde idi. 1915’li yıllardan sonra lise, askeri hastane gibi amaçlarla kullanılan kilise 1960’lı yıllarda ilkokul olarak kullanılmış, 1964 yılında ise yıkılmıştır.
Aşağı Kilise olarak bilinen son kilise hakkında net bilgi mevcut olmamakla birlikte Cumhuriyet İlkokulunun bulunduğu alanda olduğu bilinmektedir.
Kilise vakıfları içerisinde geçen ve halk arasında bir zamanlar Gavur Hamamı olarak adlandırılan Hacı Murat Mahallesindeki Millet Hamamı, gelirleri kiliseye vakfedilmiş bir Ermeni gayrimenkulü idi. Bunun gibi Ermenilere ait bir çok vakıf bulunmakta idi.
1914 yılında Afyonkarahisar’da 632 Rum, 7.439 Ermeni, 227.659 Türk bulunmakta idi, 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihleri arasında yapılan Ermeni Tehcirinde Protestan ve Katolik Ermenilerle, hasta, öğretmen, yetim çocuklar ile kimsesiz kadınlar hariç 5.769 kişi göç ettirilmiş, 2.222 kişi şehirde kalmıştır.
***
Birinci Dünya Savaşı sonunda Mondros Ateşkes Anlaşması hükümlerince Afyonkarahisar ilk olarak İngiliz, Fransız ve İtalyanlarca işgal edilmiştir. Bu ilk işgal döneminde bir kısım Ermenilerin işgalcilerle birlikte hareket ettiği, onların yanında Türk evlerini silah arama bahanesi ile bastıkları, Türkleri taciz edici eylemler içinde oldukları o zamanın görgü tanıklarının anlatımlarında yer almıştır.
19 Mart 1920 tarihinde İstanbul’un İngilizlerce işgalinden sonra işgal kuvvetleri Afyonkarahisar’ı boşattılar. 27 Mart 1921-07 Nisan 1921 tarihleri arasında Yunanlılarca ilk kez kısa süreli işgal edilen Afyonkarahisar şehrinin bu işgalinde Ermeniler yaptığı hareketler Afyonkarahisar Türk halkının bu gün bile hafızasından silinmemiştir. Öyle ki yaşlıların anlatımına dayanarak, işgali Ermeniler kale eteklerindeki evlerinin pencerelerine Yunan bayrağı asarak, Yunan askerlerine çiçek atarak, kilisede bir yemek ve gösteri düzenleyerek, işgalden memnuniyetlerini sonuna kadar ifade etmişlerdir.
1. ve 2. İnönü Muharebelerinde yenilen Yunan ordusu, 7 Nisan 1921 tarihinde şehri boşalttı. 12 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’yı almaya yönelik sefere çıkan Yunan ordusu 13 Temmuz’da tekrar Afyon şehrini işgal etti. Bu sefer kalıcı olduklarını göstermek için şehirde her mahallede bir karakol inşa ederek, Türk halkını baskı altına almaya çalıştı. Yine silah araması bahanesi ile yerli Ermenileri yanına alarak ev baskınları yapıyor, genç kızları taciz ediyor, buldukları değerli eşyalara el koyuyordu.
Yunan işgalinin son bulduğu 26 Ağustos 1922 tarihinde Türk topçusunun ateşi ile irkilen Yunan Kuvvetleri şehri elde tutmanın imkansız olduğunu görünce şehirdeki Ermenilere “Şehri terk ediniz, Balmahmud’a kadar gidiniz” diyerek şehri boşaltmaya başlayınca, ikindi vakti kilisenin çanlarını alarm şeklinde çalan Ermeniler alabildikleri ne varsa yanlarına alarak, ocakta kaynayan aşlarını bile o vaziyette bırakarak, İzmir yoluna doğru kaçmışlardır.
Ermeni ve Rumlardan Afyonkarahisar’da geriye kalanlar ise ihanetin bedeli ve “Kılıç hakkı” olarak Türk Milleti’nin malı olmuştur.
Kurtuluş Savaşı’nda askerimizin yanı sıra kadını, erkeği, yaşlısı, genci ile insanımız düşmanla mücadele etti. Arada elbette doktor Ohannes Kasparyan gibi Türk Milleti’ne ihanetten uzak kalan azınlıklara mensup vatandaşlarımız da vardı. Yıllar sonrada olsa hak ettikleri madalyayı aldılar.
***
Dün 3 Mayıs Türkçülük Bayramı idi. Kutlu olsun…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, “Her şehrimiz kendi kayıplarının peşine düşse bile yeter”.
Şimdiden bunun çalışmalarını yapmalıyız. Daha önceden yapılmış bu tür çalışmaları da yenilemeliyiz. Türkçülük Bayramlarını, Milli günlerimizi bilimsel veriler eşliğinde, gelecek nesilleri aydınlatıcı içerikle kutlamalıyız.

 

 

İNSANLARIN DAMARINA DAMARINA BASMAYIN

 

“Tam kapanma” dönemindeyiz. İnsanımızın çoğu “bungun”…
Hal böyle iken “bungun” insanların gözüne sokarcasına yapılan hatalar karşısında tepki de beklenenden büyük oluyor.
Gençlik ve Spor Bakanı’nın Afyonkarahisar ziyareti oldukça bereketli geçse de AK Parti Gençlik Kolları’nın yaptığı “hata” neredeyse gezinin bereketini gölgede bırakacak.
AK Parti Gençlik Kolları üyesi gençlerin Bakan’ı karşılamak için “tam kapanma” döneminde sahaya çıkartılması partili-partisiz çok kişinin tepkisini çekti. Bu hareketin hiç gereği yoktu.
Bize göre bazı siyasilerin anlamadığı nokta şurası: Bakın, normal bir dönemde değiliz. Kapanma dönemi insanımızı maddi-manevi sıktı. Moraller ya da psikoloji normal değil.
Çok mu gereklidir yani yasak günlerinde gençleri toplayıp Bakan’ı karşılamak?
İnsanların damarına damarına basmamak gerekir. İpsiz urgansız evinde bağlanmış, dükkanını açamayan, ödemesini yapamayan, kara kara düşünen insanların üzerine üzerine gitmemek gerekir.
Bu tür dönemler özel hassasiyet gerektiren dönemlerdir. Manzara; “Sen beni evime tık, işyerimi kapat, çocuğumu parka bile çıkartma… Ama kendin istediğin gibi gez” şeklinde algılanıyor. Bu durum cenaze namazları için de, kalabalık parti toplantıları için de böyledir.
Yapmayın…
Şunu iyi anlayalım ki; insanlar kapanmaya değil, uygulamadaki adaletsizliklere isyan ediyor.
Daha “tam kapanma”nın başlarındayız. Kalan günlerde bari bu hassasiyetlere dikkat edin.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi