Süleyman Karakuş
Süleyman  Karakuş
suleymankarakus@kocatepegazetesi.com
AİLE BİR HİSSİYATTIR
  • 0
  • 1025
  • 15 Eylül 2021 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Evet, aile bir hissiyattır, bu hissiyat kalpten beslenir, karşılık beklemeden yapar, yemez yedirir, uykusuz kalır, büyütür geliştirir, eğitir, evlendirir, karşılıksız sever… Bütün bu sebeplerle de aile hali tam tanımlanamaz, ancak yaşanır ve hissedilir… Sözlükte aile, “bakmakla yükümlü olma, bağımlı olma, yaşatma, besleme” anlamlarındaki “avl” veya “ıyal” sözcüğünden üremiş dişil bir kelime olarak tanımlanıyor. Bu tanıma göre hayvanlarda da aile algısı var denebilir. Çünkü hayvanlarda da bir zamana kadar anne yavrularına bakmakla yükümlüdür; yavrularını tanır, yavrular annelerini ve kardeşlerini bilir. Hayvanlardaki bu tablo çok kısa sürelidir, yavruların kendi başlarının çaresine bakabilecekleri döneme kadardır. Anneye ihtiyaç bitip de yavrular beslenme, savunma, üreme gibi becerileri edindiklerinde hayvanlardaki aile hiyerarşisi de biter. O noktadan sonra ne kardeşler birbirini, ne anne yavrusunu ne de yavrular annelerini tanır. Yani insana has olan kardeşlik hukuku, anne-baba hukuku, çocuk hukuku hayvanlarda olmaz. Hayvanların hafızalarında ” yavrularım, annem, kardeşlerim” gibi bir bilgi belli bir noktadan sonra artık yoktur. Bu noktaya kadarki süreçte birkaç örnek hariç, babanın yeri zaten hiç yoktur. Hayvanlarda, babalık genellikle üreme döngüsüne destek vermekle sınırlıdır, babalık rolü genellikle yoktur. Oysa insanlar için babalık da önemlidir, çok güçlü bir sorumluluğu ve hukuku vardır…
Aile insana/insanlığa has bir kavramdır, bu sebeple sadece biyolojik kriterlere indirgenemez. Aile denilince onu bir gen ve kan bağı ile sınırlı düşünmek veya sadece aynı çatı altında olma hali olarak tanımlamak aileyi anlamak ve anlatmak için yeterli olmaz. Bu cümlelerden, kan bağının ve meşru nikah ahdiyle oluşan bir aile olarak aynı çatı altında yaşamanın önemsiz olduğunu söylemiyorum. Nesebi temiz bir ailenin bireyi olmak, böyle bireylerle arkadaş olmak, yuva kurmak çok önemlidir. Hatta sırf bu sebeple bazı şecerelerden geliyor olmak bir şeref, bir onur olarak algılanır, seyyid ve şerif olmak gibi… Ama Yahudiler yani Hz. Yakub (as)’ın oğulları anlamına gelen İsrailoğulları günümüzde hala rasul ve nebi soyundan gelen, o genetik yapılarıyla öğünen bir toplum olmalarına rağmen, kardeşleri Hz. Yusuf (as)’a ve babaları Hz. Yakub (as)’a yaptıkları yanlıştan beri hala yanlışlarına devam eden bir şecere olarak devam etmektedirler. Kan bağı ve genlerle aile yapısına doğru vasıflar aktarılamamışsa olmaz. İsrailoğullarına Allah’ın ikramları ve onların üstün kılınışlarına ait ayetler var ama bunlar İsrailoğulları’nın doğru yanına işaret etmektedir. Bir de “onlara dikkat edin, onlardan uzak durun, onlara güvenmeyin” mealinde ayetler vardır, bunlar ise onların yanlışları sebebiyle bize “siz de o yanlışlara düşmeyin” uyarısıdır. Demek ki güzel bir şecerenin devamı bir aile olmak önemli ama o şecerenin hak, güzel, doğru vasıflarını koruyarak o ailenin genlerini yaşatmak gerekiyor.
İnsan için ailenin tanımını yani aileyi ve aile hukukunu oluşturan manalar, kavramlar, ilişkiler, hürmetler, mahremiyetler tümüyle vahy kaynaklıdır; insan neye aile diyeceğini, nasıl aile olunacağını, nikah kavramını, en dar halkadan başlayarak eşler, kardeşler, anne-baba, teyzeler, halalar ve diğer aile bireyleri ile ilişkilerinin sınırlarını, sorumluluklarının ne olduğunu rasul ve nebilerin öğretileriyle belirlemiştir, vahiy bilgisi ile edinmiştir. Burada bahsettiğim insan fiziksel insan (homo sapiens) değildir, Allah’ın yeryüzünde halife kıldığı, idrakı bu manaya uygun insandır. Neden bu vurguyu yaptım? Çünkü aile bu söylediğim bilgi üzerinden ele alınmazsa, vahy kaynaklı bir manayı korumaya ve geliştirmeye çalıştığımız, onu konuştuğumuz bilinmezse sonuç alamayız. Nasıl ki “gazilik, şehitlik” gibi kavramlar tamamen İslam hukukundan yani Rasulullah (SAV)’in uygulamalarından öğrendiğimiz kavramlarsa, nikâh, aile ve aile hukuku da böyledir. Bu sebeple, bu açıklamaları vahye kulak veren, onu önemseyenler için bir parantez olarak yapmış olayım. Kendini sadece beden zanneden, biyolojik evrilmiş tür olarak tanımlayan, bu bilgiyle tatmin olanlarla klasik tartışmalara girmeyelim. Çünkü herkes kabulleri istikametinde gelişecek, öyle yaşayacak ve o kazanımlarla da ahirete gidecek… Kafirun Suresi son ayeti bize diyor ki: “Onlara şöyle deyin; sizin dininiz (yani duygu, düşünce ve hayat tarzınız) size, bizim dinimiz (hayat tarzımız) bize.” Kur’an’dan ve Efendimiz (SAV)’den öğreniyoruz ki, bir müslüman olarak bu ayetin gereğini yaşarken farklı düşünce ve hayat tarzındaki bireylerle barış içinde, saygı çerçevesinde yaşamak gerekiyor.
İslam insanın ahseni takviym olarak yaratıldığını söyler. Bu şu demektir: Yaratılan insan kalbini yani aklını aktif olarak hayrda, hak işler üretmede kullanan, kullanmaya gayret eden, bunu yaparken de çok ileri bir akıl olan vahy aklından yararlanabilecek şekilde yaratılmış kuldur. Bu sebeple insan yeryüzünde Allah’ın halifesidir. İşte zaten bu insan vahyin muhatap aldığı, kendisi de vahyi muhatap almış yüksek ve ileri kişidir. Eşrefi mahlûk denilen işte bu insandır. Yazımızda insan derken hedefimiz budur, bu insanı kastediyoruz. Ve bir müslüman için aile, bu idrakın yaşanabilmesi için nikâh bağıyla oluşturulmuş yuvada yaşanır…
Dört yüz yıl kadar önce başlayan bilimsel bilgi dönemi (aydınlanma çağı) her ne kadar günümüzde post modern algıyla birlikte bazı önyargılarını fark etmeye başlamışsa da insanın kul olduğunu kabul etmez, insanı Allah’ın dışında, müstakil ve muhtar görür. Hatta bilimsel bilgi adı altında çoğu zaman Allah hakikati reddedilir… Bu sebeple bazen “duaya değil bilime inanın” gibi çok eksik, çok yetersiz öneriler duyarız. Bilmiyorlar. Bilgi ve bulguları bütünü, gerçekliği, eşyanın hakikatini görmeye yetmiyor… Oysa İslam tümüyle Allah’ın bilimidir, evren ve tüm yaratılanlar, orada işleyen kurallar Allah’ın kanunlarıdır… Ama bunu beş duyu ile veya laboratuvarda fark edemeyenler hemen reddederek böyle ikilemlere düşüyorlar… İşte tam da bu sebeple biyolojik kıstaslarla sınırlı insan ve aile kavramları üretiliyor. Örneğin, eşcinsel ve diğer evlilikler hatta nikâhsız birliktelikler bile bir aile imiş gibi deklare edilmeye çalışılıyor. Bunların hiç biri insanı doğruya ulaştırmaz. Hangi doğruya? Kur’an’ın ve Rasulullah Efendimiz (SAV)’in öğrettiği doğruya…
Aile Hz. Adem (as)’dan bu yana gelen her rasul ve nebinin öğretileriyle öğrenilmiş ve hatta güncellenmiş, hukuku değişmiş ve gelişmiş bir yapı olarak biz Müslümanların çok önemsediği ve bize Allah’ın hediyesi, emaneti olan çok değerli, çok hassas bir emniyetli ortamdır; biz orada doğrar, gelişir, öğrenir ve oradan hayata katkı sunarız. İstiklal Marşımızda da sözleştiğimiz gibi biz Ezanların şahitliğinin bize koruyucu bir tavan olduğu bir toplumuz, Hakk’a tabi bir toplumuz. Bu sebeple, aile gibi, şehitlik gibi, gazilik gibi omurgamızı inşa eden tanımlarımız ortaktır, yani müslümanlar olarak Kur’an’ın ve Rasulullah Efendimizin öğrettiği net ve somut tanımlar bizim ortak zeminimizdir.
Toplum olarak ortak zeminimiz olan nikâh ve aile, İslam dininde manasıyla ve hukukuyla net ve somut olarak ortaya konulmuş sağlam bir binadır. Bizim bu tanımlarda buluşmamızı sağlayacak şey demek ki doğru inanışımız! O zaman, bizlerin iman bilgilerimizi test etmemiz, bu bilgileri onarmamız gerekmektedir. Örneğin, camide hutbede “yalan ve iman bir arada bulunmaz” hadisini işittiğimiz halde yalan söyleyebiliyorsak olmaz… Bu halimizle bizler aileyi koruma, geliştirme, onu sevgi ile yükseltme konusunda nasıl birlikte bir ortak yol haritası oluşturabiliriz ki? Çünkü ortak omurgamız hasarlı…
Aile ilkin atamız Âdem (AS) için eşi ve kendisiydi. Sonra çocukları… Sonra o çocuklar için kendi yuvaları, kendi çocukları, kardeşleri ve ataları aile kavramına dâhil oldu ve halka giderek genişledi. Bu bakışla bir insanlık ailesi gerçeği de fark edilebilir. Ancak değişmeyen şey ailenin bir mana oluşudur. Aile bir manadır ve bu manayı bize Rabbimiz her dönemdeki rasulleri ile öğretmiştir. Günümüzdeki çekirdek veya genişletilmiş aile tasnifleri ailenin fiziksel yapısını tarif eden kavramlardır, “aile” manasını bölebilecek tanımlar değildir. Dolayısıyla bizim, aileyi ve sorunlarını ele alırken kültürümüzü oluşturan İslami mana üzerinden ele almamız şarttır. Aksi halde hem sorunu çözemez hem de suçlu olarak bazen çekirdek aile yapısını, bazen geniş aile yapısını, bazen geleneksel aileyi, bazen zamanı, bazen zenginliği, bazen fakirliği, bazen eğitimi öne sürerek boşa zaman ve enerji harcarız.
İslam kültüründe ve toplumumuzda aile bireyleri mutlaka aynı inanış, duygu düşünce ve hayat tarzında olmak zorunda değildir. Efendimiz (SAV)’in hayatına bakın, Efendimizin izinde yaşayan, yaşamaya çalışan veli, arif kulların hayatlarına bakın… Eşi, yavrusu, babası inanmayan rasuller var, bu rasul efendilerimizin hiç biri yavrusuna, eşine, anne babasına kötü davranmıyor. Aksine onları koruyor, zarif bir sabırla gerçeği görmeleri için gayret gösteriyorlar. Bu sebeple anne babalar, eşler ve yavruların doğru ile buluşması, hakikati anlamaları için çok zarif, çok sabırlı, çok merhametli bir duruş göstermemiz gerekiyor. “Sen madem inanmıyorsun, madem benim gibi yaşamıyorsun” deyip de kabalaşan bir örnek bizim için yoktur. Aile bireylerinin hep doğruda olmaları istenmiş, özlenmiş ve arzulanmış, sorumluluk gereği bu yönde eğitim verilmiş ama bunun için bir baskı uygulanmamıştır. Ailede bireylerin her biri ailenin bir üyesi olmakla birlikte aslında öncelikle Allah’ın kullarıdır; Allah onu (anne babamızı, eşimiz ve yavrularımızı) nasıl bir kulu olsun istemişse öyle yaratmıştır, biz böyle inanırız. Böyle inanmamız, sorumlu olduklarımızı eğitmeye, doğru bir hayat tarzı oluşturmaları için üstün bir gayret göstermemize engel değildir, aksine bunu ileri bir pedagoji ile yapmak gibi bir mecburiyetimiz var. Nasıl hasta olduklarında tüm imkânlarımızı seferber ediyor ve iyileşmeleri için uykusuz kalıyorsak, nasıl acıktıklarında karınlarını, bürünmeleri için giyimlerini en iyi, en ileri imkânlarımızla yapıyorsak, inanış, ahlak ve idrakları için de aynısı geçerlidir.
Hatırlayalım ki inancımıza göre insan kuldur. Aynı zamanda yeryüzünde Allah’ın halifesidir; yeryüzünü imar ve kalkındırma Allah adına insanın görevidir. İnsan dünya yaşantısında bir sonraki aşama olan ahiret için kişisel gelişimini oraya uygun koşullar için oluşturmaya çalışır, hem de yeryüzünü imar eder, adalet, merhamet üzere bir hayat tarzı için gayret eder, bu amaçla üretmeye ve üremeye çalışır. Bunun için ilk nüve ailedir. Bu misyonla dünyaya gelen insana nasıl aile olacağı ve aile bireyleri arasındaki hukuk öğretilmiştir. Lütfen düşünün, insana aile olma halinin hukukunu, kurallarını kim öğretti? Nikâhı, kardeşliği kim öğretti? Anne-baba ve diğer hürmetleri kim öğretti? Babalık rolünü bir sorumluluk olarak kim yükledi? Rasulullah Efendimiz (SAV)’in idrakı ve uygulamaları; hem Efendimizden önceki rasul ve nebilerin öğretip uyguladığı hem de Efendimiz (SAV)’in yaşadığı İslam kurallarıdır, evrensel doğrulardan oluşur. İnsan annesine, babasına, halasına, teyzesine, kardeşine, kızına, oğluna nasıl davranacağının sınırlarını atamız Adem (AS)’dan bu yana şeriatıyla Rabbinden öğrenmiştir. Nikâh ve aile anlayışı, anne baba ve çocuk ilişkileri, akrabalıkla ilgili hukukların ilk çıkış merci dindir. Vahy öncesi toplumlarda sorumluluk olmadığı için bu kavramlar da yoktu. Fiziksel olarak yan yana, aynı çatı altında yaşayan bireyler elbette vardı…
Milletimiz, aileyi vahy aklından öğrendiği şekilde biçimlendirmiş ve bunu gelenek haline getirmiştir, şimdi bu geleneğin bazı vasıflarına birlikte bakalım. Bizler Allah’ın razılığına talip kullar olarak ailede en yakınlarımızdan, eşimiz, çocuklarımız ve anne-babamızdan başlayarak çok zarif, çok anlayışlı davranırız. Böyle bir kulda yalan olmaz, olmamalıdır. Bu kulda “mış gibi” yapmak yoktur. Bu kulda tuzak kurmak yoktur. Bu kul kandırmaz. Bu kul “tavşana kaç, tazıya tut” demez, yani gerilim, çekişme, kin, nefret ve kavga zemini oluşturmaz, kışkırtmaz… Bu kul gözler ve kameralar önünde demokrat ama özel yaşantısında faşist, narsist ve sapık değildir. Bu kul görüntü vermek için yaşamaz… Bu kul affedicidir, hataları örter ve onarır. Bu kul bölücü değildir. Bu kul beklentisizdir ama boş vermiş değildir. Bu kulun yanında yaşayanlar kendileri olurlar, kendilerini huzurlu hissederler. Çünkü bu kul Allah’ı tanır ve sever. Allah’ı tanıdığı, sevdiği için onun önerdiği ahlakla yaşamaya taliptir. Bu sebeple eşi, çocukları, anne babası, kardeşleri gibi en yakınlarından başlayarak Allah’ın tüm yarattıklarını sever. Onun yaşantısı ve seslenişi şöyledir: Yaratılanı severiz, Yaratan’dan ötürü… Allah’ın kulu olarak yaşamayı seven bu kişi, Allah’ı kandıramayacağını bildiği için kulları kandırmak gibi bir dosyası yoktur. Çünkü bilir ki kullardaki can, kullardaki benlik, kullardaki nefs bizzat sahibinindir; Allah’ındır… İşte bu kemalata ulaşma çabasına giren insan için aile ve ailenin hukuku farklıdır, çok farklıdır… Öyle bir ailede yaşamak da öyle…
Türk toplumu İslam’la tanıştığı gün çok güçlü bir terk ediş yaşamış ve yeni bir hayat tarzı inşa etmiş, İslam’a tereddütsüz yapışmış bir millettir. Hala da öyle, elhamdülillah… Her daim Hakk’tan yana duruşumuz, şehadete sevdamız, misafirperverliğimiz, dostluğumuz, şeffaflığımız, hürmet ve muhabbetimiz bunun belgeleridir…
Huzurlu, mutlu bir aile ancak birbirlerini gerçekten sevenler eliyle ikame edilebilir… Öyleyse gerçek sevgiyi tanımalı ve onunla yaşamalıyız… Sevgi dili ile yaşamalıyız. Konuşurken en güzeli, davranırken en güzeli, bakarken dinlerken en güzeli, otururken kalkarken en güzeli, giyerken en güzeli… Bütün bunların hayata hâkim olduğu bir ailede hissiyat nasıl olur, bir düşünün… O ailede stres, şiddet, nefret, öfke ve kavga olabilir mi? Çünkü herkes ne yapıyorsa en güzel şekilde yapmaya odaklı… Bu bakışla her birimizin kalbi ile ailesine sarılması, ailevi hayat tarzına muhabbet ve sadakati gerekiyor. Daima…
2021 yılının şehrimizde aile yılı olarak belirlenmesinde aklı, rolü, emeği olan herkese gönülden teşekkür ediyorum. Aile yılı kapsamında, aileyi asli vasıfları üzerinden güçlendirici bir kamu spotu projesi yapılmasının şehrimizin milletimize önemli bir hediyesi olacağını düşünüyorum. Cephelerde kazandığımız zaferlerin temel gücü olan imanımız ve muhabbetimizle, hanelerde ve gönüllerde de huzuru, mutluluğu daim kılmak dileklerimle…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM