ANDIMIZ – AHTIMIZ!

ANDIMIZ – AHTIMIZ!

Rüzgarına yetişmeyeceğimiz bir hafta daha geride kaldı. Sizlerden gelen bazı sorular merak edilenler var. Sırasıyla her birine bir cevabımız elbette var. Öncelikle tekraren ifade etmek isterim ki bugün ve dahi yarın yazdıklarım ve yazacaklarım tamamen şahsi görüş ve düşüncelerimdir. Bu konuda hiç bir şahsi İkbal ve beklentim yoktur. Maksadım gönül ilmini satırlara ve dahi gönüllere işlemektir. Haddi aşmaktan Allah’a sığınırım. Belki bildiğimiz yanıldığımıza değmez ama doğru birdir ve her neredeyse peşinden koşmaya devam edeceğim. Ne de güzel söylemiş Seyyid Ahmet Arvasi Hocam; Koltuklar, makam ve mevkiler de insanlar gibi fanidir. İnsanlar küçük hırslara göre değil, büyük ideallere göre bir hizmet şuuru taşırlarsa şeref kazanırlar. Hak yolda yılgınlık göstermeden yolumuza devam edeceğiz.
Andımız konusuyla alakalı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bozma kararıyla yeni bir boyut kazandı. Konuyla alakalı çok mesajınız oldu bu hafta. Bu konu hakkındaki görüş ve düşüncelerimizi ifade edeyim izninizle…
Süreci hatırlayacak olursak Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Öğrenci Andı” başlıklı 12. maddesini, 08 Ekim 2013 tarihinde yürürlükten kaldırmıştı. Türk Eğitim-Sen düzenlemenin iptali istemiyle dava açmış ve Danıştay 8. Dairesi, söz konusu işlemi iptal etmişti. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararı uygulamayıp, temyiz etmesi sonucu geçtiğimiz ay 8. Daire’nin kararı bozduğu açıklanmıştı. Şimdi Öncelikle Bakanlığın kaldırma kararını aldığı yıl 2013’tür. Sözde çözüm sürecinin etkisini gösterdiği bir iklimde gerçekleşmiştir. Bu konuda anlamsız laf kalabalığına boş söz dalaşına hiç gereken yoktur. Mensubu olduğum Partimin Lideri Sn. Devlet Bahçeli gereken açıklamayı yapmıştır. Sözü sözümüz, yolu yolumuzdur.
Bugün elbette vatandaşımızın ciddi sıkıntıları var. İnsanlar ekonomik sorunlarla, Pandemi koşullarıyla savaşıyor. Ama andımız konusu içeriği ve şekli itibariyle milletin müdahil olduğu bir tartışma alanıdır ve toplumun kılcal damarlarında akan kandır. Üstelik nesiller bu metinle büyümüş ve Türk Milleti için bir başucu kaynağı teşkil etmiştir.
Danıştay’ın Türk’üm demekten rahatsızlığı hüsran verici bir çarpıklıktır…
Onlar ağırlığı altında eziliyor diye biz haykırmaktan vazgeçecek değiliz:
“Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!”
Ve diyorum ki; terörle mücadelenin içerde ve dışarda farklı bir anlam kazandığı 2021 yılı “Türkçe yılı’, “İstiklal Marşı Yılı” olarak tarihe geçerken andımız kararının gerek alınışı gerekse içeriği itibariyle Türk milletinin vicdanında kabul görmesi mümkün olmayacaktır. Unutulmayacaktır!
Bu hususla alakalı görüş ve düşüncelerimiz kesin ve net bir dille bu şekildedir..
***
ZAFERİN ADIDIR ÇANAKKALE
Çanakkale, mümküne karşı imkânsızlığın, küfre karşı imanın, zulme karşı mertliğin adıdır. Çanakkale, yalnızca bir cephe değil, şehadete koşan 15’lilerin, oğlunu vatana kurban eden eli kınalı, gözü yaşlı anaların hikayesidir. Çanakkale demek, Miralay Cevat Çobanlı, Anafartalar Kahramanı Albay Mustafa Kemal Atatürk, Onbaşı Seyit, Kınalı Hasan ve Başkumandanvekili Enver Paşa demektir… Merhum İstiklal Şairimiz, Çanakkale’deki mahşeri kudret-i lisanıyla nasıl da anlatıyor:
“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…”
İşte Çanakkale, böyle tarifi imkansız mücadelelerin yaşandığı bir cephedir. Bir vatanın kalbinin attığı yer olan Çanakkale’de Allah’ın yardımı, Türk ordusunun iman ve iradesiyle düşman, ezilip geçilmiştir. Çanakkale’yi anlatmaya kelimeler yetmeyeceği gibi hiçbir zihin dünyası veyahut kalbi derinlik de onu tam anlamıyla idrak edemeyecektir. Biz, Çanakkale’deki şühedadan ve gazilerimizden razıyız. Emanetlerine canımız pahasına sahip çıkmaya devam edeceğiz… Bu vesileyle, Çanakkale özelinde Türk-İslam davası namına şehadet şerbeti içen ve gazi olan bütün kahramanları rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Ve Türk’ün toprağına göz dikmeye kalkanlar bilsinler ki, Çanakkale’deki ruh, dimdik ayaktadır!
***
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HAKKINDA
İstanbul sözleşmesi kaldırıldı artık kadına şiddet serbest” diye algılayan büyük bir sığ sürüsü var. Tabii Meselenin böyle algılanmasını isteyen lobi algıtörleri de devrede bu konuda Her şeyden önce Kadının yeri ve Kutsiyeti Türk töremizde ve dinimizde açıkça bellidir. “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Diyen dinimizde nasıl da kadın hakları yoktur diye düşünürüz
Allah, insanlığın ilk atası ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’i tek başına değil, eşi ile birlikte aynı nefisten yaratarak, dünya hayatını sürekli olarak birlikte paylaşacaklarını irade ettiğini insanlığa hissettirdi. İslamiyet’te kadına her daim önem verilmiş, onların hakları gözetilmişti. Hz. Peygamber bir hadisinde Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muamele ediniz! Onlar hakkında Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim.” buyurur. Aynı hadisin devamında “Siz kadınları, Allah emâneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz!” diye buyuruyor. İslam hukukunda Konuyla ilgili daha bir çok ayet ve hadis örneği bulabiliriz. Arap kültürünü din diye algılamayın lütfen biz ki Dünyayı binlerce yıl yönetmişimiz 3 kıtada onlarca milleti bir arada adaletle yaşatmışız muazzam bir hukuk sistemi kurmuşumuz ama kadını koruyacak
aileyi koruyacak yasa yapamayacağımız öyle mi? Devletimiz bu konuda gerekeni yapacaktır. Kendi örf ve adetlerimize aile yapımıza uygun Ankara mutabakatı olarak yeni bir çalışmanın başlatıldığını biliyorum. Biz yeterki kendi Özümüzü geçmişimizi unutmayalım Tomris Hatun, Şerife Bacı gibi, Kara Fatma gibi, Nene Hatun gibi ismini tarih sayfalarına altın harflerle kazıtmış bir kültürün parçasıyız biz Eğer biz Vatan, Kültür, Din, Millet, Tarih, Medeniyet şuurundan uzaklaşırsak
Tek davası konfor, lüks ve zevklerini tatmin etmek olan Milli olanı değil zevkini tatmin edeni destekleyen Sonunda dış güçlerin para ile kolayca devşireceği bir toplum haline geliriz.
Dikkat! ki aman Dikkat!
***
Gündem yoğun olunca yazımızda biraz uzun oldu acaba ne demiş deyip vakit ayıran siz değerli okuyucularıma Teşekkür ederim. Son olarak sizleri geçmişte yolculuğa çıkaracak elime geçen bir fotoğrafı sizlerle paylaşmak isterim.

Yıl 1990 Dönemin Cumhurbaşkanı Özal,
Bilkent’te 2 tane bilgisayarın açılışını yapıyor.
Elbette her dönemin kendine has zorlukları imkanları vardır ama Şimdi ise savunma sanayine araç, helikopter, uçak ve gemi yapan bir Türkiye daha fazla yorum yapmadan bu fotoğrafla sizi baş başa bırakıyorum. Tüm bu duygu ve düşüncelerle Demir dağları eriten
Gemileri karadan yürüten Devletler yıkıp devletler kuran TÜRK’ün Nevruz Bayramı Kutluyorum. Öyle günler, öyle bayramlar vardır ki, milli birliğin dayanağı, milli varlığın kaynağı, milli dirilişin kıvancıdır. Nevruz, işte böylesi bir bayramın adıdır. Nevruz uyanıştır, canlılıktır, kaynaşmadır, kucaklaşmadır, kutlu bir toparlanışın simgesidir. KUTLU OLSUN.
SAYGILARIMLA

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi