AŞILAR

AŞILAR

İnsanlığın yakın tarihi boyunca insanların ölümüne neden olan salgınların çoğu hayvanlardan insanlara bulaşmışlardır. Veba farelerden, verem-çiçek ineklerden, sıtma sivrisineklerden, grip kuşlardan, corona virüs yarasalardan bulaşan hastalıklar evrimleşerek ve değişmiş haliyle insanlarda ortaya çıkmıştır. Pandeminin sözlük anlamı, tüm dünyaya yayılmış salgın hastalık demektir. Şu salgın günlerinde aşının önemini anlamış olmamız gerekirdi. Tıp bilimin zirve yaptığı bu çağda aşı karşıtı gruplara rastlıyoruz. Tıp tarihi aşının önemini gözler önüne serer. Bundan 200 yıl öncesine kadar gelişmiş ülkelerde veba ve çiçek hastalığı en korkunç hastalıklardandı. On sekizinci yüzyılın başlarında Avrupa’da ve Asya’da milyonlarca kişinin bu hastalıklardan öldüğü bilinmektedir. Aşının önemi çiçek hastalığının yenilmesiyle kanıtlanmıştır. Çiçek hastalığının belirtisi şiddetli humma (ateş), titreme ve bel ağrısı olarak kendini gösteriyordu. Daha sonraki günler bütün vücutta kırmızı lekeler oluşuyordu. Bu lekeler hastanın yüzünde korkunç bir görünüşe dönüşüyordu. Bu izlerden başka körlük ve sağırlığa sebep oluyordu. Ünlü halk ozanımız Âşık Veysel sekiz yaşında bu hastalıktan gözlerini kaybetmiştir. İnsanlığı kasıp kavuran bu hastalığa çare aramak ihtiyacını duyan İngiliz Cerrah Edward Sennen bir köy doktoruydu. Uzun süren gözlemlerinden sonra ineklerden bulaşan çiçek hastalığına yakalananların bu hastalığı hafif geçirdikleri kanısına vardı. İnek çiçeğine yakalananların daha tehlikeli olan insan çiçek hastalığına karşı bağışıklık kazanmış oluyorlardı. Edward Senner 1796 yılında araştırmaları ile ilgili bir fırsat elde etti. Hasta bir inekten süt sağan ve elinde yara oluşan Sarah Nelmes adındaki köy kızının yarasının içinde bulunan lenf adı verilen sıvıdan alarak bunu James Phips adınad sağlam bir erkek çocuğa aşıladı. Böylece dünyada ilk aşı uygulanmış oluyordu. Bu deneme başarılı sonuç verdi. Çocuk hastalığa karşı bağışıklık gösterdi. Senner aşının insan vücudunun direnme yeteneğini arttırdığını ortaya koydu. Aşı yoluyla çiçek hastalığının önüne geçilebileceğini bütün dünyaya açıklayabilmek için çalışmalarını büyük şehirlerde devam ettirmeye karar verdi. Koruyucu çiçek aşısı kısa bir süre sonra İngiltere’den bütün dünyaya yayıldı. Amerika bu aşıyı başarı ile uygulayan ilk ülke oldu. ABD Başkanı Jefferson ve ailesi Senner’in hazırlayıp gönderdiği aşı ile aşılandılar. On binden fazla insan bu hastalıktan korunmak için aşılandı. Oğlunu çiçek hastalığına karşı aşılatmış olan Napoleon egemenliği altındaki ülkelere yirmi beş aşı istasyonu kurdurttu. Çiçek hastalığı bugün hemen hemen etkisini kaybetmiş durumdadır. Cumhuriyet kurulduktan sonra 27 Mayıs 1928’de Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kurularak bütün salgın hastalıklara karşı aşı üretimi yapılmış ve yurdumuzda birçok salgın hastalıkların önüne geçilmiştir. Daha sonra bu kurum işlevsizleştirilmiş sonrada kapatılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ürettiğimiz aşıları bugün üretemiyoruz. Eski çağlarda insanlar bu hastalığı hafif geçirenlerin bir daha hasta olmadıklarını görmüşlerdir. M.Ö. Çin’de çocuklarına hastalığı hafif geçiren birisinin elbiselerini giydirerek bağışıklık kazandırıyorlardı. Bu bağışıklık yöntemleri Mısır’da da uygulanmıştır. Müslüman bir tıp bilgini olan Ebubekir Er Razi’nin onuncu yüzyılda çiçek hastalığına karşı koruyucu bir aşı uyguladığı bilinmektedir. 1718 yılında ülkesine dönen İngiltere’nin Osmanlı Büyükelçisi’nin eşi Lady Montagu yayınladığı bir kitapta Türklerin de o çağlarda aşı uygulaması yaptıklarını belirtir. Ancak o çağlarda uygulanan aşılar gerçek anlamda tam bir aşı değillerdi. Ölüm oranları fazla oluyordu. Yine de Türk doktorlarının başarısı diğer yöntemlerden daha fazlaydı. Sağlık ve salgın kurallarına uyalım, aşılarımızı olalım. Bu toplumun sağlığı için bir görevdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi