ATATÜRK’ÜN BALKANLAR’DAN  ESİNLENMELERİ

ATATÜRK’ÜN BALKANLAR’DAN ESİNLENMELERİ

Atatürk, bütün dünyanın tanıdığı, büyük bir devlet adamıdır…
Atatürk, Çanakkale ve Dumlupınar savaşlarının, muzaffer kahramanı; dünyanın hayran olduğu büyük bir komutandır…
Atatürk, büyük bir diplomat, siyasetçi, ekonomist, tarihçi, dilci, şair ve kültür adamıdır…
Ve Atatürk, kurtarıcı, devlet kurucusu, büyük bir liderdir…
Tüm bu özelliklerinden dolayı Atatürk, ölümünün üzerinden 83 yıl geçmiş olmasına rağmen, Türk Milleti tarafından, eksilmeyen bir sevgiyle anılmakta ve gönüllerde yaşatılmaktadır.
Atatürk, dünyada, en çok tanınan Türk’tür…Hakkında en çok makale ve kitap yayımlanan insandır… O nasıl bir dehadır ki, inanılmaz işler başarmıştır?… Bu sorunun cevabı Makedonyalı Fahri Kaya’nın, şu cümlelerinde verilmektedir:
“…Manastır ve Selanik’te geçirdiği günlerin izini, daha doğrusu etkisini, Mustafa Kemal’in yıllar sonra gerçekleştireceği uygar reformlarda da aramak yerinde olurdu. Öğretim Kurumlarını bir Bakanlığa bağlayıp bunların modern bir biçimde gelişmesine karar verirken, belki çocukluğunda ve gençliğinde Selanik ve Manastır’daki yabancı okulların Osmanlı mekteplerinden daha ileri, gelişmiş bir kertede olduğu gerçeğini hatırladı. 1925 yılında tarikatları yasaklar, tekkeleri kapatırken Manastır’daki tren istasyonunda cepheye giden askerleri uğurlayanlar arasında başlarında sivri külahlarla gördüğü dervişleri herhalde anımsamıştı. O zaman, Ömer Naci’ye utancından yüzünün kızardığını söylemiştir. İçinde, bu çeşit yobazlıklara karşı büyük bir tepki duyduğunu yazanlar da az değildir. 1928 yılında baş öğretmen olarak İstanbul’da, Sarayburnu’nda yeni Türk harflerinin benimsendiği günlerde de onun, Manastır ve Selanik yıllarını anımsamak gerek. Anımsamak gerek çünkü gençliği Yunan, Latin ve Kiril alfabelerinin yaşadığı bir bölgede geçmişti. Latin harfleri onun için bir gavur icadı değildi. Halkının daha çabuk okur yazar olmasını kolaylaştırmak için başarılı bir yoldu. Şapka ve giysi reformlarında da öncülük yapması doğaldı, çünkü o, Avrupa’da doğmuş bir delikanlıydı. Osmanlı Devleti’nin alafranga bir bölgesinde büyümüştü.”
Türkler’in ana yurdu, Avrasya’dır… Mustafa Kemal Atatürk, Avrasya coğrafyasında bulunan Balkanlar’da, Makedonya’da doğmuş, aile terbiyesini burada almış; Türk örf ve adetlerini burada öğrenmiş; ilk ve orta öğrenimini burada yapmıştır. Doğum yeri olan Selanik, Osmanlı Devleti’nin her alanda gelişmiş olan bir şehridir. Daha sonra Askeri İdadi öğrenimini gördüğü Manastır, Makedonya’nın kültürel bakımdan zengin bir kentidir. Atatürk, bu şehirlerde büyümüş ve buralardaki uygarlıklardan esinlenmiştir. Fahri Kaya’nın da vurguladığı gibi Yeni Türk Devletinin yönetiminde söz sahibi olduktan sonra gerçekleştirdiği bütün devrimlerin esin kaynağı, ilk gençlik yıllarında görüp, öğrendikleridir.
Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne yön veren, Atatürk ilke ve devrimleri, bilinen gerçeklerdir. Bu nedenle biz burada, bunlardan söz etmeyecek; yine esin kaynağı Balkanlar olan, bazı özelliklerine değineceğiz.
Atatürk’ün, hedefi “muasır milletler seviyesine ulaşmak” idi. Bunun yolu ise, okumak, öğrenmek, çok çalışmak, üretmek ve milleti de, devleti de geliştirmekti. Gelişmiş ülkelerdeki olumlu olan her şeyin, Türkiye’de de olmasını arzu ediyor ve bu konuda gereken çalışmaları yapıyordu. Günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin, Avrupa Birliği’ne girme hevesi de, bu hedeften kaynaklanmaktadır.
Atatürk’ün Bilinmeyen Eseri: Kooperatif Şirketler
Mustafa Kemal, 27 Ekim 1913 Tarihinde Askeri Ataşe olarak Bulgaristan’a gönderildi. Osmanlı Devleti’nin Sofya Sefaretinde 02 Şubat 1915 Tarihine kadar görev yapan Mustafa Kemal, başta Bulgaristan olmak üzere, Balkan ülkelerini adım adım dolaştı; inceleme ve araştırmalarda bulundu. Niş Valiliği sırasında, 1863 yılında, Şehirköyü (bugünkü Pirot) Kasabasında Memleket Sandıkları’nı kuran Mithat Paşa’nın bıraktığı olumlu izleri gördü. Daha sonra Türk Kooperatifçilik Hareketinin de temelini oluşturan Memleket Sandıkları kaynağının, Türk’e özgü bir gelenek olan Ahilik’ten kaynaklandığını tespit etti.
Daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce, Atatürk’ün direktifiyle, 17 Şubat- 04 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de I.İktisat Kongresi toplandı. Yeni Türkiye Devletinin geleceğine yönelik çok önemli kararların alındığı bu Kongrede bir konuşma yapan Atatürk, şunları söyledi:
“Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi muzafferiyetler ile tetviç edilemezlerse husule gelen zaferler payidar olamaz, az zamanda söner. Bu itibarla en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi temin edebildiği ve daha edebileceği semeratı nafiayı tesbit için iktisadiyatımızın, hakimiyeti iktisadiyemizin temin ve tarsin ve tevsii lazımdır… Kılıçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara binnetice terk-i mevki etmeğe mahkûmdur. Kılıç kullanan kol yorulur, fakat saban kullanan kol her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün daha çok kudrete sahip olur…”
Kısa bir süre sonra, 16 Mart 1923 tarihinde Adana’da yaptığı konuşmada da “Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu…” demek suretiyle, özellikle kırsal kesimdeki insanları harekete geçmeye ve örgütlenmeye teşvik etti. Kırsal alandaki örgütlenmenin en güzel ve doğru yolu ise kooperatifçilikti.
Atatürk, yoğun bir tempo içerisinde, seyahatler yaparak, halkı aydınlatır ve yönlendirirken, 19 Mart 1923 tarihinde Kooperatif Şirketler adlı bir kitapçık yayımlandı. Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi Neşriyatının 24.sü olarak yayımlanan kitabın kapağında, Kooperatif Şirketler ana başlığının hemen altında, daha küçük puntoyla şunlar yazılıdır: Kooperatif Şirketlerin envaı, fevaidi, sureti teşkil ve idareleri hakkında çiftçilerimizin, sanatkarlarımızın ve tacirlerimizin muhtaç oldukları malumatı muhtevi risaledir.
Risalenin kapağındaki “Mukaddeme” nin hemen altındaki şu cümle dikkat çekicidir:Memleketimizin kurtuluş çarelerinden biri de Kooperatif Şirketleri teşkil etmektir.
Atatürk, Sofya’da Askeri Ataşe iken, gerek bu ülkede, gerekse Balkanlarda ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki tarımsal çalışmaları, özellikle de kooperatifçilik olgusunu esaslı bir biçimde incelemiştir. Cumhuriyete giden aylarda da peşpeşe, toplantılar düzenlemek ve söz konusu risaleyi dikte ettirip yayımlatmak suretiyle, Balkanlardan aldığı ilhamı, Ülkeye taşımıştır.
Atatürk’ün direktifleriyle 20 Mayıs 1931 tarihinde kurulmuş olan Türk Kooperatifçilik Cemiyeti(Kurumu), Arap alfabesiyle basılmış olan Kooperatif Şirketler risalesini lâtin alfabesine çevirterek defalarca yayımlamıştır, Kitabın Mündericatı (İçindekiler) şöyledir:
I- Kooperatif Şirketi ne demektir?
II- Kooperatif şirketlerin fevaidi
III- Kooperatif şirketlerinin enva’ı ve farkları?
IV- Kooperatif şirketlerinin sureti teşkil ve idaresi
V- Muhtelif memleketlerdeki kooperatif şirketleri hakkında malumat
VI- Köy muallimlerini vazife başına davet
Risalenin tümünü burada verecek değiliz. Ancak, önemli gördüğümüz bazı hususları aynen sunmak isteriz. Önsöz niteliğindeki, giriş bölümü şöyledir:
“Çiftçilerimizin, sanatkar ve esnafımızın işlerinde terakki edebilmeleri, az himmetle çok kar getirecek teşebbüsleri başarabilmeleri için, en kestirme çare olan Kooperatif Şirketlerinin memleketimizde de teşekkülleri ve çoğalmaları, milletimiz için başlı başına bir zaferi iktisadi teşkil edecektir. Filhakika yalnız başına sahiplerine faydalı olmayan ufak emlak ve araziyi ve biriktirilmiş paraları bir araya getirip, büyük işler yapabilecek, büyük sermayeler vücuda getirmek demek olan bu Kooperatif Şirketleri Teşkilatı, bizim için bugünkü ihtiyaçlarımızı temin edecek ve hayatımızı yükseltecek en mühim bir teşkilattır. Biz bu teşkilata her milletten fazla muhtacız. Amele isek kalfa derecesinde yaşayabilmek için, ufak bir tarlaya sahip çiftçi isek bu tarlamızda büyük bir çiftliğe sahip çiftçi gibi fayda görmek ve para kazanmak için, bir el değirmenine malik isek bu değirmeni makine ile dönen bir değirmen haline getirmek için bize lazım gelen kuvvet ve sermayeyi ancak Kooperatif Şirketleri temin edebilecektir. Müterakki memleketlerde, hatta Bulgaristan, Romanya gibi küçük memleketlerde bile adetleri büyük birer yekûn teşkil eden Kooperatif Şirketlerinin esnaf, çiftçi ve ahaliye temin ettiği büyük faydalar maatteessüf henüz memleketimizde takdir edilmemiş ve halkımız tarafından bu gibi Şirketler teşkili hususunda hiçbir teşebbüs yapılmamıştır…”
Risalede bundan sonra, kooperatifin ne olduğu, nasıl kurulacağı, nasıl yönetileceği, tarımsal çalışmalardan kooperatif ortaklığını nasıl hareket etmesi gerektiği, kredinin nasıl ve nereden temin edilebileceği vb.gibi hususlar anlatılmaktadır. Burada Almanya, İngiltere, Rusya, Macaristan, İtalya ve Romanya’daki kooperatifçilik çalışmalarından da söz edilmekte; daha sonra Bulgaristan’daki tarımsal kooperatiflerin ortaklarına sağladığı faydalar sıralanmaktadır. Söz konusu risale bütünüyle incelendiğinde görülmektedir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün, kooperatif konusundaki ilham kaynağı Bulgaristandır.
Bugün, Türkiye’deki kooperatifçilik hareketi, gelişmiş batı ülkelerindeki benzerleri seviyesindedir. Türk halkı kooperatifçilik olgusunu özümsemiş ve benimsemiştir. Devlet ve Özel sektör arasında üçüncü bir sektör olarak önemini korumakta olan kooperatifçiliği Türkiye’ye kazandıran Atatürk’ün esin kaynağı, hiç kuşkusuz, Askeri Ataşe olarak görev yaptığı Balkanlar’da edindiği bilgi ve görgüdür.
Atatürk, sadece büyük ve kahraman bir asker değil; sadece muhteşem bir devlet adamı, cumhurbaşkanı değil; hemen her konuda öncü ve liderdir. Örneğin Türk ekonomisinin de Kooperatifçiliğinin de lideridir. Ben onun bu yönünü, bir bildiri olarak Türk Tarih Kurumu’nun Kongresi’ne bildiri olarak sunduğum gibi, Yüce Önder’in doğumunun 100.yıldönümünde “Kooperatifçi Atatürk” konulu bir de kitap yayımladım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi