DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 359189-1,72%
Afyonkarahisar
17°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Kemal DEMİRKIRKAN

Kemal DEMİRKIRKAN

18 Ocak 2022 Salı

BİR ARPA BOYU BİLE YOL GİDEMEMİŞİZ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkenin en önemli sorunu Açlık, Yoksulluk. Bugün hala, Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar ile mücadele edeceğiz diye iktidara gelen AKP’nin koyduğu yasaklarla mücadele ediyoruz. Boğazına kadar Yolsuzluğa batmış bir iktidar döneminde, giderek artan yoksulluk, pandeminin de etkisiyle içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Yıllık enflasyon ve işsizlik oranlarının toplamından meydana gelen Sefalet indexi, Aralık ayı itibariyle %47.28’e yükseldi. AKP’nin ilk kez iktidara geldiği 2002 yılında ise 40 düzeyinde olan bu oran 2016’da18.7, 2018’de 34 düzeyindeydi. Bugün ulaştığımız seviye, ekonomistler tarafından dünyada Arjantin, Venezuella gibi ülkeler bir kenara bırakıldığında dünyadaki en kötü seviye.
Geliri giderinden eksik olan hane sayısı Kasımda %36 iken, Aralık ayında %38’e yükselmiş durumda. Geliri giderinden eksik olanlar ne yapıyor? Elbette yaşamsal ihtiyaçlarından tasarrufa başlıyor. Bunu en iyi siz biliyorsunuz. Geliri giderinden fazla olan hane sayısı ise %13. Bunlar kaba tabirle tuzu kuru olan kısım. Ülkenin yarısının geliri giderine denk. Bıçak sırtı yaşam devam ediyor. Bunların sabit geliri azaldığında ya da işten çıkartılma gibi bir sebeple geliri ortadan kalktığında birikimleri olmadığından açlıkla boğuşmaya başlıyor. Ülkede çalışan insanların yarısı üç ay işsiz kaldığından dayanacak birikime sahip değil. Ülkemizde 22 milyon insan devletten yardım alarak yaşamını idame ettirebiliyor.
Tekerlemesi bile var. “Az gittim uz gittim… Dere tepe düz gittim… Birde arkama dönüp baktım ki… Bir arpa boyu yol gitmişim” Maalesef son yirmi yılda, bir arpa boyu bile yol gidememişiz.
Gerçekler ortadayken, insanlarımız adeta açlıkla, sefaletle boğuşurken iktidar sahipleri oylarını koruyup, iktidarlarına devam edebilmek için her yolu deniyorlar. Bunlardan birincisi ve en önemlisi olan din sömürüsü ile insanlarımızı kamplaştırıyor, vatandaşın temiz duygularını siyasete alet ediyorlar. İkincisi, Türk halkının “Devlet Hassasiyetini” kullanarak, karşılarında olan herkesi Terörist ilan edip insanları korkutuyorlar. Kendisine muhalif olan herkes dinsiz, muhalefet yapanlar ya terörist ya da terörle iltisaklı oluveriyor.
Yerel siyasetçilerimizde ağabeylerinden gördüklerini uygulamaya (bilinçli olarak) devam ediyorlar. Yerel gazetelerde gün geçmiyor ki CHP ile ilişkili ağıza alınmayacak cümleler kurmasınlar. AKP Afyonkarahisar İl başkanı, Milletvekilleri ve yönetimi “CHP’nin alameti farikası İslam karşıtlığı, düşmanlığıdır.” “CHP’li arkadaşlar kaçak içki üretimi projesi geliştiriyormuş” “CHP din düşmanıdır” cümleleri kurmak yerine, vatandaşın derdine derman olmaya çalışsalar iyi olacak. Buradan size ekmek çıkmaz. 15 Temmuz’dan bu yana geçen süreçte vatandaşlarımız kimin ne olduğunu anladı. Kimin “gerçek dindar”, kimin “takiyyeci” olduğunu gördü. İlk seçimde bunun yansımalarını hep birlikte göreceğiz.
KISA BİR MOLA
2016 yılından bu yana Kocatepe Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyorum. Bu süreçte akıl süzgecimden geçenleri, kendimin doğrularını, gördüğüm yanlışlıkları sizlerle paylaşmaya çalıştım. Gördüklerimi yazdım. Geçen 6 yılda belirli bir takipçi kitlesinde de ulaştım. Hepinize teşekkür ederim. Ancak son günlerde, bir yandan Kocatepe Gazetesi sahibi Sezer Küçükkurt’un gazete köşesinden, öte yandan CHP İl Başkanı Yalçın Görgöz’ün basın önünde yaptığı karşılıklı açıklamalar hepinizin malumu. Benim açımdan bakıldığında, bir yanda 2016 yılından bu yana her türlü muhalif yazıma karşın en ufak bir sansür girişiminde bulunmayan, kişisel görüşlerimi bütün çıplaklığıyla ortaya koymama vesile olan Kocatepe Gazetesi ve sahibi Sezer Küçükkurt, diğer yanda ise uzun yıllar yöneticiliğine yaptığım, asla vazgeçemeyeceğim, üzerine en ufak bir toz konduramayacağım partim, Cumhuriyet Halk Partisi. Yaşanan bu süreç en çok beni üzdü. Arabuluculuk girişimlerim de maalesef işe yaramadı. Gelinen bu noktada yazılarıma bir süre ara vermenin bana daha çok yakışacağını düşündüm. Birilerinin buna çok sevineceğini biliyorum ancak bazen hayat insanları radikal kararlar vermeye zorluyor. Sağlıcakla kalın.
Son sözlerim bugün büyük usta Nazım’dan gelsin.
“Yine görüşürüz
Dostlarım benim
Yine görüşürüz…
Beraber güneşe güler,
Beraber dövüşürüz.”
Not: Geçen süreçte her türlü ezgimizi oynayan Yazı işleri Müdürü Burak Aydın ve Kocatepe Gazetesinde çalışan tüm basın emekçilerine teşekkür ederim.

Devamını Oku

SEN KİMSİN?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz günlerde Belediye Başkanımızın öğrencilerin huzurundaki konuşması gündem oldu. Darbeyi eniştesinden duyan bir başbakanımız vardı. Şimdi bir de Afyon’da petrol bulunduğunu ve Lozan nedeniyle çıkarılamadığını müteahhit arkadaşından duyan bir belediye başkanımız var. Eleştirenlerin ve CİMER kanalıyla bilgi paylaşan devlet kurumlarının açıklamaları o kadar açık ve net ki, artık üzerinde daha fazla konuşmaya bile gerek yok. Konuşulması gereken tek şey Belediye Başkanımızın Kocatepe Gazetesi You Tube kanalındaki söyleşisinde eleştirilerim nedeniyle bana “Sen kimsin” diye hitap etmesi. Bir Belediye başkanından kendisini eleştiren ve gerekçeleri ortaya koyan bir hemşerisini “Sen kimsin” diye aşağılamaya çalışmasını(!) yadırgadım. Madem “Sen kimsin” buyurmuşlar, Madem benim kim olduğumu merak etmişler, ben de anlatayım. Bundan sonra sık sık duyacaksınız, şimdiden öğrenin.
Öncelikle şunu belirteyim “7 göbekten” Afyonluyum. Anam yedi, babam yedi kardeş. Eskiler bilir, sülalemizin lakabı Hacı Hamzalar’dır.
Marulcu Mahallesi’nde doğdum, Dumlupınar mahallesinde büyüdüm. Sırasıyla; Atatürk İlkokulu, Şemsettin Karahisari Ortaokulu ve Afyon Lisesi’nde eğitim gördüm. Tıp doktoru diplomamı İzmir Ege Üniversitesinden, Nöroloji Uzmanı diplomamı İstanbul Şişli Etfal Hastanesinden aldım. (İsteyene gösterebilirim)
Ardından memleketime geldim. Sultandağı Dereçine Beldesinde pratisyen hekim olarak çalışmaya başladım. Arkadaşlarım tıpta uzmanlık sınavına çalışırken ben dernekler kanunu okuyarak “Sağlık Ocağını Geliştirme ve Yaşatma Derneği” kurdum. Burada yaptığımız çalışmalar sayesinde o dönemlerde Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık Bakanlığı tarafından ortaklaşa verilen “En İyi Sağlık Ocağı” ve “Yılın Hekimi” ödüllerini aldık. Afyon Devlet Hastanesi acilinde çalıştım. Nöroloji uzmanı olduktan sonra da memleketime dönerek Kocatepe Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalıştım. Devlet Hastanesi’nde, özel muayenehanede çalıştım. İşyeri Hekimliği yaptım. Halen özel bir hastane nöroloji uzmanı olarak çalışıyorum.
Afyonkarahisar Tabip Odası’nın her kademesinde çalıştım. İki dönem Tabip Odası Başkanlığı görevini yürüttüm. “Genç Dostu Afyonkarahisar” projesinde proje koordinatörlüğü yaptım.
Öyle dışarı çıkmam falan gerekmiyor, 2010 yılından beri siyasetin tam ortasındayım. Cumhuriyet Halk Partisi Merkez İlçe Başkanlığı ve 2 dönem İl Başkanlığı, Kurultay delegeliği görevlerde bulundum. Milletvekili aday adayı oldum.
Atatürk ilkelerini benimsedim. Hayatım boyunca hep o çizgide hareket ederek, O’nun yolundan hiç ayrılmadım. Hiç korkmadım, bildiğim doğruları ısrarla söyledim. Söyleyeceğim.
“BEN BİR HİÇİM”
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
-Kimsin?
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, bu defa Hoca sormuş:
– Sen kimsin?
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş gene Nasrettin Hoca.
– Herhalde belediye başkanı olurum.
– Daha sonra?
– Vezir
– Daha daha sonra ne olacaksın?
– Bir ihtimal sadrazam olabilirim.
– Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”
– Daha niye kabarıyorsun be adam! Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!”
Çok uzun konuşmaya gerek yok. Makamlar geçici, insanlık kalıcıdır. Önemli olan sahip olduklarının bir sonu olduğunu bilebilmektir.
Son Söz; “Sen benim bu alemde ünümü duymadın mı hiç ? Ben bir hiçim, hiç!” Hz Mevlana

Devamını Oku

FETÖ GİTTİ ANCAK YÖNTEMLERİ DEVAM ETTİRİLİYOR

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemizde gün geçmiyor ki yeni bir rezalet yaşanmasın. Geçen hafta, içimi en çok acıtan olay, ne ekonomi, ne döviz kurları üzerinden yapılan spekülasyonlar, ne de geçim sıkıntısıydı. Benim en çok üzüldüğüm olay Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yüksek puan alan, hatta dereceye giren öğretmenlerin, düşük mülakat notları nedeniyle atanma hayallerini yitirmesi oldu. Başarılı gençlere iş başvurusu hakkı bile tanınmadı. Birileri gençlerin geleceğini çaldı. Genç öğretmenin röportajda dediği gibi “kızının hayallerini çaldılar.”
CHP’li Özgür Özel’in anlatımıyla; “Sınavda sormuşlar ‘Reis ne demek’ diye. Biri ‘Recep Tayyip Erdoğan’ demiş geçmiş, biri ‘Temel Reis’ demiş elenmiş, böyle sübjektiflik olur mu?”
KPSS’de aldıkları yüksek puanlara rağmen mülakatlarda düşük not verilerek elenen öğretmenlerin tepkisi, Twitter’da #mülakatahayır etiketiyle adeta isyana dönüştü.
Alanında birinci olup doktora yapan da elenmiş, KPSS puanı en tepelerde olanlar da. Peki kimler başvurabildi derseniz, cevap daha 1 ay önce TÜGVA’dan sızan ve yalanlanamayan belgelerde yazıyor. Gazeteci Metin Cihan’ın ortaya çıkardığı TÜGVA belgelerinde, adları yazılı kişilerin ne zaman sınava girecekleri, mülakat tarihleri listelendiği gibi, sözü edilen kişilerin atandıkları ya da atanacakları yerlerde görülüyordu. İşte kul hakkı yemek budur. Garip gurebanın hakkını yemek budur. Kimse hikaye anlatmasın, FETÖ gitti, ancak yöntemleri de, adaletsizlikleri de devam ettiriliyor sanki. Şimdi hiçbir işlem yapılmadan, soruşturulmadan göz ardı edilen o listeler, elbet bir gün mahkemelerde yeni bir paralel devlet yapılanmasının belgesi olarak sorgulanacaktır.
OYUMU KİME VERECEĞİM
Seçimlerin eli kulağında. Cumhurbaşkanlığı adayları henüz netleşmese de, biz kime oy vereceğimizi açıklayalım.
Bir kere benim adayım, demokrasiye ve Türkiye Cumhuriyetine inanan,
Laik, Demokratik, Hukuk düzenini savunan,
Güçlendirilmiş Parlamenter sistemin tüm kurumlarıyla yerleşmesi için çalışan,
Kadın-Erkek eşitliğine inanan, gençlere güvenen,
Güçler ayrılığı prensibine bağlı bir Cumhurbaşkanı olmalı.
Egosu olmayan, koltuğa oturduğunda yetkilerini paylaşan, “takım oyunu” oynayan,
Kendisinin, yakınlarının ya da partisinin çıkarlarını değil halkın çıkarlarını gözeten,
Liyakate önem veren, yandaşları değil, vatandaşları kayıran,
Şeffaf, her yaptığı işin hesabını veren, verebilen,
En önemlisi, partici değil, hizmetçi olan,
Vatandaşları kamplaştırmak yerine birleştirmeye çalışan, “ben” yerine, “biz” diyebilen bir adaya oyumu vereceğim.
Son Söz; “Bugün yediğin hurmalar, yarın k..ını tırmalar” Atasözü

Devamını Oku

NASS

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Faiz sebeptir, enflasyon sonuç” tezini savunabilmek(!) ya da daha doğrusu, AKP’nin oy kaybını durdurmak, kendi kitlesini konsolide etmek adına “Nass” kelimesini kullanmaya başladı. Yükselen enflasyon nedeniyle tüm dünya faiz artırımı yaparken TC Merkez Bankası’na faiz indirten Erdoğan, “Nass ortada. Nass orada olduğuna göre sana bana ne oluyor? Olaya buradan bakacağız ve adımımızı ona göre atacağız” söylemini “Bir Müslüman olarak ‘nass’lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu” cümlesiyle yeniden pekiştirdi. Türkiye din devleti olmuş ve şeriatla yönetiliyormuş da bizim haberimiz olmamış herhalde.
“Bildiğimiz zam kelimesine “fiyat ayarlaması”, faize “kar payı” diyerek köşeyi dönenler, bugün geldiğimiz noktada, “dövize çevrilebilir mevduat hesabı” adı altında ortaya atılan örtülü faize de ‘hazine garantili kur farkı’ ismini taktılar.” Sonra da ortada “Nass” var diyorlar. Türk lirasına Merkez Bankası aracılığıyla faiz uygulamak günah, ama Hazine üstünden dolar cinsinden faiz uygulamak günah değil. Cumhurbaşkanlığı tarafından sunulan 2022 bütçesinde 250 milyar TL faiz gideri olduğunu hatırlatırım. “Nass” AKP’nin iktidara gelmesinden 19 yıl sonra akıllarına geliverdi.
***
Cumhurbaşkanı’nın bahsettiği “Nass” nedir?
“Nass” kelime anlamı açık, kesin yargı demek. Cumhurbaşkanının ifadesi, İslami literatürde; Kur’an‘da yer alan ayetler ve peygamberimizin hadislerine verilen genel isim, yoruma gerek kalmayan açık hükümler anlamına geliyor. Yani Şer-i hükümleri ifade ediyor. Yani partili Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyetinin ekonomi politikasının Şer-i hükümlere göre idare edildiğini ifade ediyor. İktidarın yirminci yılında işler kötüye giderken “Nass” aklınıza geliyor da, hırsızlık yapanın elinin kesilmesi, kadınların miras haklarının yarım olması, erkeklerin dört eşliliğine izin verilmesi, kul hakkı yenilmemesi gibi şer-i hükümleri unutuyorsunuz.
Osmanlı’nın parçalanmasında din ile siyasetin birbirine karıştırılmasının etkisini iyi anlayan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, 1 Kasım 1922’de Saltanatı, 3 Mart 1924’de Halifelik makamını kaldırmış, bu tarihten itibaren dinsel eğitim sistemine son vermiştir. Medeni kanun ve ceza kanunlarında laik düzenin gereklerini yerine getirmiş, 30 Kasım 1925’de Tekke ve Zaviyeleri kapatmıştır. 1937 yılından beri anayasal güvence altında olan Laiklik ilkesi, anayasamızın 2. Maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” şeklinde yerini almıştır. Yukarıdaki konuşmanın içeriği ve altındaki niyet 2 maddedeki laiklik ve hukuk devleti ilkelerine aykırıdır, anayasal bir suçtur. Anayasamızın 4. Maddesinde belirtildiği gibi laiklik ilkesi değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddeler arasındadır. Türk halkının çok büyük bir kısmı kendi inancını yaşamakta, ancak devletin laik olmasından yana tavrını açık olarak ortaya koymaktadır. Yeter ki siz oy devşirmek için bu konuları kaşımayın.
***
Aslında niyet çok açık. Bu açıklamalar cemaatleri de umutlandırıyor. Cumhurbaşkanı’nın sözleri sonrası Cübbeli Ahmet Hoca’nın “Nas anladık da burası şeriat devleti mi! Şeriat devleti ilan edildiyse ona göre davransınlar. Yarım nas olmaz. Madem öyle 1 bile faiz vermeyeceksin, devlet de 1 bile faiz almayacak. Nas’ın azı çoğu olmaz. Yarım yamalak Nas da olmaz” sözlerini nasıl okumak gerekir? Bence aklınızdan bile geçirmeyin.
Son Söz; “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.” M. Kemal Atatürk

Devamını Oku

“EZANIMIZI SUSTURAMAYACAKLAR” EKONOMİSİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Partili Cumhurbaşkanı, (enflasyonun artması ve Türk Lirasının değer kaybetmesi pahasına) her konuşmasında faizleri indireceklerini söylüyor. Bu konuşmaları emir telakki eden Merkez Bankası da Eylül’den bu güne faizleri %19’dan %15’e indirdi. Sonuçta enflasyon, Dolar, Euro her gün rekor yenilerken, vatandaşı ilgilendiren faizlerde, öngörülen(!) iyileşmeler olmadı.
Merkez Bankası faizleri düşürürken, bankaların verdiği kredilerin faizleri düşmediği gibi, artıyor. Konut ve ticari kredilerde kamu bankalarının etkisiyle yaşanan küçük düşüşler dışında faizlerde gerileme yaşanmadı. Konut kredisi %17.03, Ticari krediler %19.47, İhtiyaç kredisi %24.52, Araç kredisi %24 düzeyinde.
Hazinenin borçlanma faizleri ise öngörülenin(!) aksine arttı. Faizlerin düşürülmesi öncesi 17.67 faizle borçlanan hazine, bugünlerde 22.70 ile borç bulabiliyor. Faizler 5 puan düştü ancak devlet 5 puan daha fazla faizle borçlanıyor.
“Vatandaşımı faize ezdirmeyeceğim” diyen hükümet, devletin alacaklarını %36, Motorlu araçlar vergisini %25 artırdı.
Kredilerin faiz oranları artarken, vatandaşın mevduatına İş Bankası %12, Halk Bankası %14.5 faiz veriyor.
“Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” teziyle inadına faiz indirenlerin, “vatandaşı faize ezdirmeyeceğiz” diyenlerin ortaya çıkan bu ters tabloyu açıklaması gerekmez mi?
Yoksa “ezanı susturamayacaksınız; bayrağı indiremeyeceksiniz; vatanı böldüremeyeceksiniz, diz çöktüremeyeceksiniz” seviyesindeki cümlelerle halkı kandırmaya devam mı edilecek.
***
Ankara kulislerinde, AKP’den 6 milletvekilinin istifa edeceği ve DEVA partisine geçeceği konuşulurken, bir anda DEVA Partisine yönelik operasyon ve tutuklamalar başladı. Operasyonun ucunun Ali Babacan’a ulaşacağı bilgisi sızdırılarak, AKP’den ayrılmayı düşünenlere de korku verildi.
Verildi de, geminin battığını görenlerin panik anında neler yapabileceklerini kestirmek güçtür. Şimdilerle “iktidardan düşüyoruz” düşüncesiyle başlayan paniğe milletvekilleri, iş adamları, ve yönetici pozisyonunda bulunanların da katıldığı, istifaların bir kez başladıktan sonra arkasının geleceği, bu 6 milletvekiline yenilerinin de ekleneceği konuşuluyor. Bakalım Afyon’da gemiden inen iş adamlarına, yöneticilere ilk olarak hangi AKP’li milletvekili katılacak?
***
Belediye Başkanı Mehmet Zeybek, hafta içinde yaptığı konuşmada “15 yıl önce Kayabelen köyünde petrol bulunduğunu, ancak Lozan anlaşması nedeniyle kuyuların kapatılıp üzerine beton döküldüğünü ve 2023 yılından sonra bu kuyuların açılacağını” müjdelemişti. Bu açıklamaya ülke genelinde ciddi eleştiriler yapıldı. Ben de, Mehmet Zeybek’in anlattığı hikayenin doğruluğunu test etmek amacıyla CİMER’e başvuruda bulundum. Cevap geldiğinde sizlerle de paylaşacağım. Burada altını çizmek istediğim nokta ise başka. Lozan Anlaşması ile ilgili halka açık olan tutanaklarda gizli maddelerin olmadığı, 100 yıl sonunda anlaşma maddelerinde değişiklik olmayacağı görülüyor. Ancak birileri hala bu konuları siyasete meze yapıyor. Bu tür konularda akademisyenlerin konuşması gerekmiyor mu? AKÜ Tarih bölümünde bulunan akademisyenlerin doğru bilgileri kamuoyu ile paylaşması gerekmiyor mu? Üniversite hocalarımız gerçekleri söylemek için illa davet mi bekliyor?
Son Söz; (Afedersiniz) “Poposuyla inatlaşan, sonunda donuna sıçar” Çin Atasözü

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.