• TARİH: 11.04.2021
Aynadaki silüet – Kocatepe Gazetesi

Aynadaki silüet – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt 25 Ocak 2010 Pazartesi 02:00:00
  “Cinayetler kenti” başlıklı yazımız nedeniyle bazı eleştiriler aldık. Afyonkarahisar’ın cinayetlerle anılan bir kent haline geldiğini belirttiğimiz yazımız sonrasında “Yahu siz bari yapmayın. Vermeyin şu cinayet haberlerini. Adımızı kötüye çıkartmayın” diyenler olduğu gibi, “Bu imaj basın yüzünden oluşuyor. Gaze-teler yazmasa bu cinayetler bilinmez” diyenler de oldu.
Doğan Haber Ajansı’nın İl Temsilciliği görevini de yürütmemiz nedeniyle eleştirilerden biz de payımızı alıyoruz. “Siz yazmasanız, Türkiye’nin Afyon’daki cinayetlerden haberi olmaz” demeye getiriyor okurlarımız. Olaylarda gazetecilere “çekmesene kardeşim” diyenlere, şimdi de “yazmasana kardeşim” diyenler eklendi.
İşin aslı bu cinayetler, yazılmasa, çizilmese, duyulmasa bizim de işimize gelir gazeteci olarak. Gecenin köründe, sabahın ayazında katil, ceset peşinde koşmak zorunda kalmazdık biz ve arkadaşlarımız. Daha polis bile konuya tam vakıf değilken, haber merkezlerinden fırça yemezdik, “Olay neden olmuş, adamın yaşı kaçmış” diye. Ceset olay yerinden kaldırılana kadar cesedin yanında beklemek mi güzel dersiniz, büroda sıcacık çayı yudumlamak mı?
Ama “bilgi çağı” dediğimiz bu çağda insanlarımız istemese de, ya da farkında olmasa da artık hiçbir şey gizli kalmıyor. Baksanıza Devletin kozmik odalarına dahi girilen günümüzde bir cinayeti saklamak kimin haddine düşmüş. Artık gazetecilerin görevlerini tamamladıkları tartışılıyor dünyada. Çünkü cebinde telefonu olan her vatandaş bir muhabir aynı zamanda. İnternetteki gazete ve haber sitelerine baktığınızda yüzlerce vatandaş-muhabirlerin gönderdiği görüntü, fotoğraf ve haberi görebilirsiniz.
Yolda yatan bir cesedi gazeteciler “görmedi” diyelim. Vatandaş-muhabirlerin görmesini nasıl engelleyeceksiniz?.
O nedenle Afyonkarahisar’ın “cinayetler kenti” imajının oluşmasında suçu gazetecilerde aramak yerine, aynaya bakmalıyız. Gazeteciler bu topluma ayna vazifesi üstlenmektedir. Aynaya bakmaktan korkmamalı, aynadaki silüetimizi düzeltmenin yollarını aramalıyız hep birlikte…
Suç ve ceza
Son birkaç yıldır ilimiz genelinde yaşanan trafik kazalarındaki azalış herkesten çok bizleri sevindiri-yor. Artık bir seferinde 8-10 kişinin öldüğü haberlere rastlamıyoruz gazete ve ekranlarda. Bunun için son derece mutluyuz. Allah herkesi esirgesin diliyoruz.
Bu azalışta duble yol çalışmaları ile ilimiz sınırlarındaki hemen hemen tüm güzergahların çift şerit haline gelmesinin büyük payı var. Artık araçlar “koç gibi” karşılıklı çarpışmıyorlar. Yoldan çıkmaların yaşandığı kazalarda da ne mutlu ki can kayıpları yok denecek kadar az. İnşallah bunlar da sona erer.
Ancak öyle bir durum var ki pek çok vatandaşımız bundan dertli. Trafik kazalarına ve insanların yaralanmasına, sakat kalmasına neden olan kişilerin hak ettikleri cezayı almadıklarına inanıyor insanlarımız. Aracıyla bilinçsizce zarar verdiği kişilerin hayatını karartan sürücülerin, mahkemeler tarafından serbest bırakıldığını duyan insanlar adeta çıldırıyor. Kimileri tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalırken, kimileri için de dosya tamamen kapanıyor. Suçunun karşılığı ağır cezalar alanlar da yok değil. Güpegündüz şehrin orta yerinde resmi bir aracın altında can veren yaşlı kadının ölümüyle ilgili görgü tanığı bulunamıyor. Sonuç; ceza yok. Ya da şehrin en işlek caddesinde çarptığı insanı komaya sokan sürücü çıkarıldığı ilk mahkeme sonrasında serbest bırakılıyor.
İşte tüm bunlar tepkileri beraberinde getiriyor. İnsanlarda “işte yine cezasız kaldı, yaptığı yanına kar kaldı” intibaı uyanıyor.
Hakim ve savcılar kanunun belirlediği çerçeveler içerisinde hareket edebiliyor. Hiç birisi kendi kafasına göre hüküm ya da ceza veremi-yor. Eğer o suçun karşılığında kanun “bırak” diyorsa, bırakmak zorunda kalıyor. İnsanlarımız ise “Mahkeme suçluyu bıraktı” değerlendirmesinde bulunuyor. İnsanlarda yargıya güveni zedeleyen bu durumun bir an önce sona ermesi için iş “kanun yapıcılar”a düşüyor. Yani siyasilere…
Hem vatandaşı, hem yargıyı vicdan azabından kurtarmanın yolu, “suçluya hak ettiği cezayı öngören” kanunları yapmaktan geçiyor. İşte o zaman hem canı yanan vatandaş, hem de “iki arada, bir derede” kalan yargı mensubu rahata erecek gibi görünüyor.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi