BİLGİSİZLİK

BİLGİSİZLİK

Yurdumuzda her alanda bilgisizlik görünce bireyler olarak üzülüyoruz. İslam dünyasında bizden daha modern, ekonomisi daha güçlü bir ülke yok. Buna rağmen eğitim konusunda pek de iyi sayılmayız. Bunu toplum yaşamında, trafikte, komşuluk ilişkilerinde insanların birbirlerine saygısızca davranışlarını görüyor haber bültenlerinde izliyoruz. 1923’te İslam dünyasının tek laik cumhuriyetini kuran Türkler sanayi devrimini tamamlayamadılar. Bir tarım toplumu olmamıza rağmen modern tarım uygulamalarına geçemedik. Buna karşılık nüfusumuz sekiz kat arttı. Artan nüfusumuz kentlere özendirilerek göç ettirildi.
Bu tarımdan koparak şehirlere göçen insanlarımız şehirlerimizin betonlaşmasında işçi olarak çalıştılar. Bu dış sermayenin dayattığı bir politikaydı. Sanayileşmesini tamamlamamış dünya, Müslüman ülkelerinin toplumlarına tüccar gözüyle bakıyordu.
Bu duruma düşmemizin sebebi cehalet dediğimiz bilgisizlikten kaynaklanıyor.
Osmanlıda eğitim ve öğretim medreselerde 19. Yüzyıla kadar devam etmiştir. Medreselerde dini konulardan başka bilimsel konular pek öğretilmemiştir. Bu da bizim sanayi devrimini kaçırmamıza neden olmuştur. Osmanlı medrese eğitim tarihinde bilim insanları yok denecek kadar azdır. En göze çarpan Semerkantlı Uluğ Bey’in kuşçubaşının oğlu Alaeddin Ali’dir.
Kuşçuzade Ali ailesiyle birlikte ülkesini terk ederek İstanbul’a gelen bir matematikçi astronomudur. İstanbul’a 70 yaşında gelerek muhtemelen Fatih Sultan Mehmet ile görüşerek ona ayın hareketleri üzerine bir risale hediye etmiştir. Kanuni döneminde medreselerin bilimsel çalışmalarla ilgili hiçbir etkinliği olmamıştır. Sultan III. Murat yıldız falına çok düşkündü. O çağlarda yıldız falı astronomların bilgi alanındaydı. Sultan astronom olarak Şamlı Takiyüddün adlı Mısır’da okumuş bir astronomu İstanbul’a getirtti. Tophane’de bir rasathane(gözlemevi) yapıldı. Yabancı astronomi çekemeyen medreseliler Şeyhülislamı kışkırtarak gözlemevini yıktırdılar. Nedeni ise işin içine şeytanın karışmasıydı. Böyle bir ortamın olduğu ortamda müspet ilimlerin var olmaması doğaldır. Galileo’da dünya döndüğünü söylediği için kilise tarafından cezalandırıldı. Avrupa bu engelleri aşmasını bildi. Fakat Osmanlı İmparatorluğu aşamadı. Biz bu engelleri ancak cumhuriyet döneminde aşabildik. Medreseler ne imparatorluğu ayakta tutabildiler ne de imparatorluğu Avrupa’daki sanayi gelişmesine açabildiler. Avrupa’da ilk üniversite 11. Yüzyılda biz de ise 19. Yüzyılda açılabilmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra bilimsel öğretim okullarındaki eğitim programına alınmıştır. II. Dünya savaşı bu programı aksatmıştır. Savaştan sonra ABD ve batılı ülkeler İslam dünyasına bir sömürge gözüyle bir ticari pazar olarak gördüler.
İslam ülkelerinin toplumsal yaşamlarını darmadağın ettiler. Bugünkü ekonomik durumumuz derinliklerinde bu ekonomik ve siyasi politikalar yatmaktadır.
Bir örnekle Güney Kore ile yurdumuzu bir karşılaştıralım.
Yıl 1980: Güney Kore, 38 milyon kişi başı gelir 1700 dolar
Yıl 1980: Türkiye, 42 milyon kişi başı gelir 2169 dolar
Yıl 2016: Güney Kore 51 milyon kişi başı gelir 27.535 dolar
Yıl 2016: Türkiye 79 milyon kişi başı gelir 10.000 dolar.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi