BİRBİRİNİZLE ÜSTÜNLÜK YARIŞINA GİRMEYİN

BİRBİRİNİZLE ÜSTÜNLÜK YARIŞINA GİRMEYİN

“Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin konuştuğuna kulak kabartmayın, birbirinizin özel hallerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” (Buhârî, Edeb, 57)
Hadisi şerifimizdeki diğer hasletleri incelemeye devam edelim:
Birbirinizle üstünlük yarışı içine girmeyin
“Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, atanız birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, kızıl tenlinin siyaha, siyahın kızıl tenliye, takva dışında bir üstünlüğü yoktur.” (İbn Hanbel, V, 411)
Hucurat Suresi 13: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık (Elif). Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık (Elif). Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvada en ileri olandır (Elif). Muhakkak ki Allah her şeyi bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır (Elif).
Ayet ve hadiste gördüğümüz gibi iki tür yarış var: Birincisi birbirimizle yapmamız gereken üstünlük yarışı, diğeri ise Rabbimizin bizi yönlendirdiği takva yarışı.
Nedir takva?
Sözlük anlamında takva “korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek, dindar olmak, itaat etmek, korkmak, çekinmek” anlamlarına gelmektedir.
Söz konusu fiilin kökü korku anlamını da içermektedir. Bu, korkunç bir şeyden çekinmeyi değil, seven birinin sevdiğinin gönlünü incitmekten çekinmesini, Rabbine karşı saygı ve sorumluluk duyma hassasiyetini ifade eder. Bu o kadar hassasiyet gerektirir ki, kul kendisinden çıkacak olan davranışın, düşüncenin, fiilin Rabbi katında makbul olmasını önceler ve buna uygun yaşar.
Rabbimiz bizden takvada ve hayırda yarışmamızı istiyor. Bu öyle bir yarıştır ki; kaybedeni yoktur. Kaybedeni olmayan bir yarış… Bu konuda yarışırken bir bakarız ki yarıştıklarımız ve biz hep birlikte Rabbimizin katında kazanmışız.
Takva ve hayırda nasıl yarışılır?
Bu konularda yarışırken Rabbimizin bizden beklediği “ben” bilinciyle değil, “biz” bilinciyle yaşamamızdır. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler Allah ile kul arasında olan ibadetlerdendir. Bu bağlamda, eğer Dinimizi sadece “kul ve Allah arasında” sorumluluklar gibi düşünüp de “Ben namazımı kılıyorum, orucumu tutuyorum, haccımı yaptım, üzerime düşen görevleri yerine getirdim, başka bir sorumluluktan mesul değilim” gibi bakarsak yanlış olur. Böyle yanlış bir din gibi algısıyla yaşayamayız, “biz” bilinciyle yaşamamız gerekiyor. Biz bilinciyle yaşamaya çalışırsak bir bakarız ki; yemeğimizin yarısı koşumuzun sofrasında bereketlenmiş, cebimizdeki paranın bir kısmi hiç tanımadığımız bir yetimin eğitim masraflarını karşılamış, sıkıntıda, darda olan bir kardeşimizin derdi bizim samimi bir sarılmamızla son bulmuş oluverir. İşte Rabbimizin rızası gözetilerek yapılan bu yarışın kaybedeni yoktur. Rabbimiz zaten ihtiyaç sahibi kuluna verecektir… Burada bizim şükredeceğimiz konu, bu hizmette Rabbimizin bizi kullanmasıdır.
İhtiyaç sahiplerine yardım ettiğimizi düşünürken, bizde “benim ondan çok param var, ben ondan daha iyi bir hayat yaşıyorum, ben olmasaydım şimdi kim yardım edecekti?” gibi düşünceler hâkim oluyorsa bu doğru olmaz. İşte bu hali Rabbimiz bizde görmek istemiyor; “Birbirinizle üstünlük yarışına girmeyin” diyor.
Yapılanlar aynı gibi görünse de iki durum arasındaki tek fark niyetimizdir, niyetimizin “sadece Allah rızası için” olmasıdır. Birinci durumda Billahi idrakte yapılan davranışlar yarışmamız gereken salih amel kapsamındadır. İkinci durumda dunihi algı ile gösterilen davranış ise kaçınmamız gereken hal kapsamındadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi