BİZE ÇOK UZAK – ÇOK YAKIN ÜLKE Ç İ N (V)

BİZE ÇOK UZAK – ÇOK YAKIN ÜLKE Ç İ N (V)

CAYU GUAN VE SARI UYGURLAR
17 Ağustos sabahı Dunhuang’a veda edip yola çıkmıştık. 1 saatten fazla çölde yolculuk ettikten sonra An Şi kentine gelmiştik. Yılda 6 ay fırtınalı, yaklaşık 10 bin nüfuslu An Şi bir bostan kentiydi… Sonra Lien Yün Nao adlı Gansu Eyaletinin liman kentinden başlayıp, Sincan’ı geçerek Kazakistan’a ulaşan 7000 km.den fazla devlet kara yoluna çıkmıştık. Kazakistan’ın Alatoo sınır girişi buradaydı.
Lien Yün Nao için “dünyanın rüzgâr deposu” diyorlardı. Ancak, arazi yapısı çok kötüydü… Yolumuzun üzerindeki Yü Men adlı bir kasabadan da transit geçmiştik.
420 km. yol katederek ve kısa süreli 2-3 kez mola vererek saat 12.30 da Cayu Guan kentine ulaşmıştık. 130 bin nüfuslu bu kentte Demir Çelik Fabrikası vardı. Cheng Cheng adlı otele gidip yerleşmiştik. Önce konakladığım otellerin yanında burası kötüydü.
Burası yeni gelişen bir kentti. Caddeler geniş ve düzenliydi. Bir yanda Çilen Sıradağları, karşısında bir başka dağ, aralarında ise bir geçit var. Ve Hayuguan Kalesi… Gezip gördüğümüz Kale, İpek Yolu’nun iki ucuna kurulmuş, muhkem bir kaleydi. Bu eski kale zaman zaman restore edilmişti. Bu kale, İpek Yolu ve Çin Seddi’nin büyük önemi vardı. Bir kere burası İpek Yolu için bir geçiş yoluydu. Çin Seddi’nin de başlangıç noktası veya son durağı… Kent içinde Çin Seddi Müzesi kurmuşlardı ve biz kaleden sonra bu müzeyi de gezmiştik… Sonra bir de mezara götürmüşlerdi. 1700 yıl önceye ait olan mezarda bir karı koca yatıyordu ve mezarın üç odası vardı. Odaların duvarlarında insan hayatıyla ilgili resimler vardı. 1000’den fazla mezar daha açılmamıştı. Açılınca kimbilir içinden neler neler çıkacaktı!…

O akşam, Dostluk Kurumu Cayu Guan Başkanı Yü Gü’nün yemeğinde, garsonluk da yapan bir YUGUR (Sarı Uygur) kızı çok güzel şarkılar söylemişti. Soframızda da Yugur asıllı bir halkbilim uzmanı vardı. O arada öğrendim ki, Gansu Eyaleti’ne bağlı Su Nan Yugur Özerk İlçesi olup, orada yaşayan 11000 Yugur bulunmaktadır. Yugur’a Sarı Uygur da denilmektedir. Bilindiği gibi Uygurlar Müslümandır. Yugurlar ise, Budisttirler. Çin’de hemen her halkın bir özerk kenti vardır. Örneğin Müslüman Han milletinin adı Huey’dir ve Gansu Eyaletinin Linşa kentine bağlı Dung Şian Huey Özerk İlçesi; Tien Coze Tibet Özerk İlçesi vb.gibi küçük yerleşim birimleri bulunmaktadır…
O akşam soframızda her şeye, Yugur gelenekleri egemendi. Yugur geleneğine göre yemek yenilmiş, içki içilmişti. Ertesi sabah ta, Yugur folklorcu bana Yugur halkbilimini içeren 3 tane kitap getirmişti. Ankara’da ikamet eden ve doktora yapan kimi gençler benden bu kitapların fotokopilerini almışlar, ama bugüne kadar da bunlarla ilgili bir yayın yapmamışlardı.
Hayalet Bayramı
Çin Ay Takvimine göre 17 Ağustos 1997 tarihi, Çin Ay Takvimine göre 15 Temmuz idi ve Budizm inancına göre o gün ölülerin ruhları dolaşıyordu. İşte o gece tüm Çin’de “Hayalet Bayramı” kutlanıyordu. Buna inananlar, ölen yakınları için, taklit para yakıyorlardı. Tabii ne kadar çok para yakılırsa, ölülerin ruhları o kadar çok şad olacaktı. Bu bayram mezarlıkta yapıldığı gibi, herhangi bir yerde de yapılabiliyordu.
O gece sokağa çıktığımızda, her yer, yakılmış kağıt külleriyle doluydu. Kimileri ölen yakınının mezarına giderek yemek, içki, sigara bırakıyorlardı. Bu bayram yılda iki kez yapılıyordu. Bundan önceki bayram 5 Nisanda idi… O gün mezarların etrafı temizleniyor, para bırakılıy, ağaç dikiliyor, dualar ediliyordu. Hatta, kendi ölüsüne para bıraktıkları gibi, komşu mezarlara para koyanlar da vardı. 5 Nisan Ay takvimine göre, tabiatın uyanış günüydü.
Çin Ay Takvimine göre 1 Ekim de Hayalet Bayramı idi. Zira kış geliyordu ve mezardakiler üşümesinler diye, kağıttan paralar yakılıyordu. Ölenler, ölüm yıldönümlerinde de törenle anılmaktaydı. Örneğin Ay Takvimine göre 5 Mayısta, M.Ö.4.yy.da yaşamış olan ünlü şair Cü Yüen anısına Cung Zı adlı bir pirinç tatlısı yeniliyordu.
Ay Takvimine göre, benim o bölgede bulunduğum 15 Ağustos gecesi gökte dolunay vardı. O akşam, evlerde “Ay Çöreği” yiyorlardı. Bununla, tüm ailenin birlik içerisinde mutlu yaşamaları temenni ediliyor; “bir akşam da olsa beraber olalım” diyorlardı.
Akşam geç saatlere kadar “İşçi Kültür Evi” nin önünde şölenler vardı ve bir ara opera bile sahnelenmişti… Halk, Luna Parkı da doldurmuştu…
Artık Çinliler büyük ölçüde değişmişlerdi. Hizmetçi kılıklı, tek tip elbise giyen kadın ve bekçi kılıklı erkeklerin yerlerini modern giysili, eğlenen, para harcayan insanlar almışlardı… Budizm ve İslâmiyet inancı gelişiyordu. Hatta o günlerde Urumçi’de, İslâmiyet üzerine bilimsel bir kongre yapılıyordu.
Kubilay Han’ın Doğduğu Kent
CAN YE
18 Ağustos 1997 sabahı Cayu Guan kentine ve İpek Yolu Oteline veda ederek yola çıkmıştık. Yolun 22 km.lik kısmı onarım nedeniyle çok kütüydü. Yolumuzun üzerindeki Ciu Çuen kentine uğramıştık. Kentin yanında akıp giden pınarın adı da Ciu Çien idi. “Ciu” içit, “çuen” pınar demekti. Kente girişte Dostluk Kurumu’ndan Tan Çien Vien adlı bir kişi karşımıza çıkmış ve bize kenti gezdirirken bilgiler vermişti.
Ciu Çuen’de 330 bin kişi yaşıyordu. Kentte güzel bir park, parkın ortasında havuz vardı. Parkın yanında bir içki fabrikası vardı ve alkol kokusu parka kadar geliyordu. Şair Li Bey’in içkiyi öven bir şiirinin olduğunu ve bu şiirin, göl kenarında bir mermere yazılarak taşhir edildiğini söylemişlerdi.
Çuen Hu Parkını gezerken rehberimiz şöyle bir hikaye anlatmıştı:
“M.Ö.200. yılında Han Hanedanı döneminde Ho Çi Bin isimli bir komutan, Hunlar ile yapılan bir savaştan zaferle dönerken İmparator ona damacanayla rakı yollamış. Komutan bu rakıyı askerlerine ikram ettim, kalanını da pınara dökmüş!…”
Ciu Çuen’den ayrılmış, öğle saatinde Can Ye kentine ulaşmıştık.
Can Ye, Kubilay Han’ın doğum yeri. Tarihte bu kentte 4 imparator yaşamış. Buradaki ejderha heykeli, imparatorun sembolüdür. Şan Lung Lohan adlı rahip, ejderhayı yenmiş ama ayaklarının altına almamış, tavana fırlatmış…Kubilay Han’ın anası buraya ibadet etmek için gelip gidiyormuş, burada dini dersler almış. O sırada hamile imiş ve Kubilay’ı burada doğurmuş…
Sung Hanedanının son imparatoru Sung Gung Cung (Cao Şien) Moğollar tarafından esir alınmış, başkente götürülmüş, sonra da buraya memur olarak tayin edilmiş. Daha sonra da rahip olmuş… Suey Hanedanını imparatoru Süe Yan Di ile Yüen Hanedanının son imparatoru Tufan Timur da burada yaşamışlar.
Can Ye 42 bin metrekare arazisi olan bir tarım kentiydi. Bu kente bağlı 3 ilçe vardı. Tüm vilayet nüfusu 1 milyon 230 bin, merkez nüfus ise 400 bin idi. Çilen dağlarından akan nehir bölgeye hayat veriyordu. Vilayette Tibet, Yugur, Moğol vb. gibi 26 azınlık yaşamaktaydı.
Büyük Budalı Manastır, Can Ye’nin önemli tarihi, turistik ve dini mabedi idi. Burası Batı Şia Hanedanının 1098 yılında yaptırdığı 900 yıllık bir ibadet yeriydi. Mabedin girişinde, Ja Ye Yulay Budası denilen, çok büyük bir buda heykeli vardı ve Budizmin çok önemli kitaplarının burada olduğu söylenmişti. Ünlü gezgin Marko Polo buraya gelmişti. Ming Hanedanı manastırın adını, Bao Cüe Manastırı olarak değiştirmiş; son Çin İmparatoru da ismi Hung Reng Manastırı olarak tescil ettirmişti. Ama artık halk buraya Büyük Buda Manastırı diyordu…Manastırın içerisinde irili ufaklı 31 tane daha buda heykeli vardı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi