BUSQUET’NİN GÖZLEMLERİ

BUSQUET’NİN GÖZLEMLERİ

Fransız gezgin H. Busquet kitabının önsözünde belirttiği üzere 1901 yazında Küçük Asya’da yerine getirilmesi gereken bir vazife için görevlendirilmiş olduğu için Paris’ten hareket ederek İstanbul ve Konya üzerinden Mersin’e çok acele bir yolculuk yapar. Konya’ya kadar trenle, Konya’dan itibaren Mersin’e kadar ise at sırtında yolculuk eder. Mersin’den İstanbul’a dönüşünü ise denizyoluyla yapar. Trenle, at sırtında ve gemi ile yaptığı yolculukları sırasında karalamış olduğu bazı notları kitabında okuyucularına aktarır. Aceleyle yaptığı bu yolculukta kendisini sadece gördüklerini not etmekle sınırladığını özellikle belirtir.1
Busquet 25 Haziran’da İstanbul’a gelir.2 30 Haziran Pazar günü sabah erkenden Üsküdar’a geçerek, Konya’ya gitmek üzere trenle yola çıkar.3 1 Temmuz Pazartesi günü Döğer istasyonuna ulaşır.4
Döğer’de bulunan kervansaray dikkatini çeker. Busquet, Ovanın üzerinde büyük bir duvarın yükseldiğini bu genişkare şeklindeki ve alçak kulelerle çevrili korunaklı yapıya, kemerli bir kapıdan girildiğini aktarır. Etrafta seyrek olarak görülen köylerin yol ilerledikçe gittikçe daha sefil hale geldiğini anlatır. Yol boyunca uzun zaman herhangi bir akarsu görmediğini ve yeşil otlakların sararmaya başladığını söyler. Civarda görülen ve küçük yapılı atlara eğersiz binmiş çobanlar tarafından otlatılan koyun sürülerinin çok sayıda olabileceğini, ancak sayılarının etraftaki otlak alanların büyüklüğüyle karşılaştırılırsa az olduğunu aktarır. Delikli kumtaşı çıkıntılarının ovayı sınırladığını söylerken, bu çıkıntıları kocaman süngerlere benzetir.5
İhsaniye’ye yaklaştıklarında, Batı yönünde uzakta İnce pürüzlü kenarları gökyüzüne daha yakın dağların belirdiğini, İstasyona geldiklerinde ise yolcuları istasyona getirip götüren arabaları gördüğünü not eder.6
Bu arada Busquet, o dönemki İspanyol demiryolları ile Almanların işlettiği Anadolu demiryollarını kıyaslar. Bu kıyaslamayla ilgili olarak şu sonuçlara varır:
“Üsküdar’da servisin dakikliğini, istasyonların düzenini ve temizliğini fark ediyorum. Bazılarında çok sayıda yolcu olmasına rağmen asla dağınıklık ve itişme yoktur. Servis sessizdir. Biri vagonları kapatır ya da kancalarını kaldırır, diğerleri vagonları boşaltır ya da neredeyse hiç sarsmadan tahılları ve hayvanları vagonlara yüklerler. Bu sanki tek başına yapılıyor gibi görünüyor. Sonra birkaç düdük sesi ve bu kadar…
Burada bir parantez açıyorum. Küçük Asya’daki bu demiryolu ile İspanya, Endülüs’tekiler arasında ne fark var derseniz, özellikle yaz aylarında fiziksel görünüm olarak Eskişehir yaylasına çok benziyor. Endülüs tren istasyonları, istisnasız pis ve bakımsızdır, orada hiçbir hizmet yoktur. Peronlardan bir çocuk dilenci nüfusu sorumlu gibidir. Trenler istasyonlara neredeyse rastgele geliyor ve ayrılıyor. O kadar ki bu gecikmeler tarifeleri geçersiz kılıyor ve yanıltıcı hale getiriyor. Büyük hangar ve barakaların altında aşırı derecede dağınıklık havası hâkimdir. Bagajlar aylarca kaybolur veya orada kalır. Bavulunu veya küçük valizini bir an için bile gözden kaybeden bir yolcu, onları kayıp sayabilir. Çalışanlar, kendilerine emanet edilen büyük veya küçük her türlü bagajı ise rahatça arar ve bulur. Çünkü bunlar tel örgü içinde muhafaza edilir.
Az çok, kıdemli çalışanların, mektup taşıyıcılarının veya personelin, değerli eşyalar veya sadece gıda maddelerinin bulunduğunu varsaydığı bir sandık, nadiren yerine ulaşır. Anadolu Demiryolunda ise alt dereceli personel yerli olmasına rağmen her yerde Alman temizliği, düzeni ve dakikliği hüküm sürüyor. Eski bir Fransız çalışan bana orada hırsızlıkların neredeyse hiç bilinmediğini söyledi. Alt sınıflara mensup Türkler itaatkâr ve esnektir. Disipline teslim olur ve bir düzenlemenin lafzını, ruhunu anladığında ona uyar ve onu nasıl uygulattıracağını da bilir.” 7
Busquet, o dönemde demiryolu çalışanları üzerindeki Alman etkisi hakkındaki görüşünü de şöyle ifade eder: “İstasyondaki, yoldaki veya trendeki demiryolu çalışanı, ilk eğitmenleri kadar Alman’dır.” 8
Busquet’nin bindiği tren Gazlıgöl Hamam istasyonuna gelir. Burası eskiden kalma kalıntılara yakın küçük bir istasyondur.“Hamam adından da anlaşılacağı üzere daha önce termal banyolar yok muydu? Geçmişleri hakkında ne biliyoruz? Bir vagonun merdivenlerini gülünç bir şekilde tırmanan beyaz feraceli beş altı kadının umursamadığı şey budur.” Der.
Akarçay’ın aktığı hafif çöküntü ovaya indiklerinde ovanın ekilmemiş ve aynı zamanda dümdüz olduğunu, doğu yönünde sınırlayıcı hiçbir şey bulunmadığını, etrafta tek bir ağaç olmadığını vebatıda bir köyün minaresi olmasa tüm bölgenin boş ve ıssız görüneceğini anlatır.9 Busquet nihayet Afyonkarahisar’a ulaşır. Burası ile ilgili ilk görüşünü ve izlenimlerini şöyle aktarır:
“Hala ilerliyoruz. Uzakta sağda büyük bir istasyon ve bir tepenin eteğinde hangarlar, barakalar ve ardından bizimkiyle birleşiyor gibi görünen bir parkur ve Afyonkarahisar’dayız. Biraz önce gördüğümüz istasyon İzmir demiryolunun başlangıcıdır. Ancak bizim demiryolu hattımızın Bağdat demiryolu hattıyla bağlantısı henüz yapılmamıştır. Bu nedenle her iki istasyonda duran trenlerin yolcularını ve bagajlarını arabalarla diğer istasyona aktarırlar. İzmir ve Bağdat demir yolu şirketleri arasındaki tarife anlaşmazlığını Sultanın bağlantıyı yasaklayarak çözüme kavuşturduğu bir hikâyesi vardır. Bağlantı ancak anlaşmaya varıldığında ve hatta belki de yıllar sonra gerçekleşecek.
Afyonkarahisar’da, Bağdat istasyonunda Rumların bize İspanyol çorbası olan Saupicado çorbasındaki kabağın yerini alan bezelyeler bulunan koyun etli çorbayı basit ve sade görünümlü büfede öğle yemeği olarak yiyoruz. İçmek için kocaman bir şişede sadece ılık ve müshil olduğu söylenen Gazlıgöl Hamam kaynağından çıkan suyumuz var. İçmekten kaçınıyorum ama Gazlıgöl’ün antik yıkıntılarının doğası hakkındaki hipotezimin doğruluğunu onaylamaktan da mutluluk duyuyorum.”10
Bir süre sonra Afyonkarahisar’dan ayrılan tren Büyük Çobanlar istasyonuna varır. Buraya ilişkin gözlemlerinde Busquet:
“Büyük Çobanlar. Rakım 995 metre. Ova hâlâ tekdüze bir şekilde doğuya doğru uzanıyor ve çok sayıda karasığır sürülerinin otladığı kısa otlarla kaplı. Bazı bölgelerde köylüler samanları arabalara yüklüyorlar. Alçak tepelerin üzerinde, birkaç çamın sivri siluetleriyle bezenmiş bir sırt göze çarpıyor. Seyrek çalılar yamaçları siyaha boyarken, bulutlar çölün göz kamaştırıcı yeşili boyunca geniş gölgeler oluşturuyor.” diyor.11
Busquet, Çay istasyonuna yaklaştıkça daha iyi gördüğü Sultandağlarının heybetinden oldukça etkilenir. Ona göre, Sultandağları kıvrımlarının büyüklüğüne, kollarının sayısına, zirvelerin yüksekliğine göre Küçük Asya’nın ana çerçevesine ait olması gereken heybetli bir dağ zinciridir. Önde, yuvarlatılmış hatlara sahip bir ilk halka yumuşak eğimlerle düzlüğe bağlanır. Arka plan daha sert, vahşi, ulaşılamaz görünmektedir. Zirvede bir kar kütlesi parlamaktadır. Doğuda, çok geniş yeşil sazlık alan bir gölü işaret eder: Yazın sadece sıtma hastalığına kaynaklık eden kış gölü olan Eber Gölü… 12
Busquet İshaklı (Sultandağı) için ise şunları satırlarına kaydetmiş: “Eskilerin Juliaïpsos’u olan İshaklı (rakım 975 metre), el değmemiş bozkırda bir vahadır. Saman, sazların yerini alır, sürüler daha çoktur. Sonra işte güzel mahsuller, meyve ağaçları, görünmez bir köyün bahçeleri.” 13
Busquet, demiryolu güzergâhı boyunca ilerleyerek Konya ulaşır. Buradan at sırtında bir yolculuk ile Mersin’e varır. Kendisine verilen görevi yerine getirdikten sonra Mersin’den İstanbul’a dönüşünü ise denizyoluyla yapar.
Yararlanılan Kaynak:
H. Busquet. “Souvenirs de voyage, III. De Paris à Mersine par terre, Journal de route en juin, juillet, août 1901, Imprimerie Beaunoise, Beaune, 1926
Dip Notlar:
1 H. Busquet. “Souvenirs de voyage, III. De Paris à Mersine par terre, Journal de route en juin, juillet, août 1901, Imprimerie Beaunoise, Beaune, 1926 -Önsöz
2 Busquet, a.g.e., s. 29
3 Busquet, a.g.e., s. 45
4 Busquet, a.g.e., s. 54
5 Busquet, a.g.e., s. 58
6 Busquet, a.g.e., s. 58
7 Busquet, a.g.e., s. 59
8 Busquet, a.g.e., s. 60
9 Busquet, a.g.e., s. 60
10 Busquet, a.g.e., s. 61
11 Busquet, a.g.e., s. 61
12 Busquet, a.g.e., s. 62
13 Busquet, a.g.e., s. 62

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi