CEBRİYE VE KADERİYE  MEZHEPLERİNİN  KADER ANLAYIŞI

CEBRİYE VE KADERİYE MEZHEPLERİNİN KADER ANLAYIŞI

Ehlisünnet mezhepleri dışında yer alan Cebriye ve Kaderiye mezheplerinin kaza ve kader anlayışı Ehlisünnetin kader anlayışına ters düşer. Bu konuda Ömer Nasûhi Bilmen Efendi şöyle der:
“Bir insanın kendisini her türlü kudretten ve iradeden yoksun görmesi bir cebr (Zorakilik) inancıdır ki, bu doğru değildir. Bizim işlerimizden bir kısmı, arzu ve irademize bağlıdır. Mesela: Ellerimiz bazan bir hastalık sebebiyle titrer, bazen da bunları kendimiz titretiriz. Şimdi bu iki titreme arasında fark yok mudur? Elbette vardır; birinci titreyiş cebrîdir (ihtiyarımızla değildir). İkinci titreyiş ise ihtiyarımızla, kendi istek ve irademizledir.
Cebri savunanlar, çok kere bu iddialarını kendileri bozarlar. Mesela; Onlardan birine bir kimse bir tokat vursa, hemen kızarlar ve karşılık vermeye kalkışırlar. Oysa kendi iddialarına göre, o kimseyi suçlu görmemek gerekirdi. Çünkü onun bir tokat vurması, onların inançlarına göre bir kader gereğidir. Tokat vuran bu işi yapmaya mecburdu. Onun için sorumlu olmaktan beridir.
Bir de cebir iddiasına kalkışanların, kendi inanışlarına göre, yaptıkları iyi işlerden dolayı Yüce Allah’dan bir mükâfat beklememeleri gerekir. Çünkü o işler de bir kader neticesidir, onlara göre kulun bu işlerde bir tesiri yoktur, yaratan Allah’dır. Kötü işlerinin sorumluluğunu kabul etmedikleri halde, iyi işlerinden nasıl mükâfat bekleyebilirler?
Aksine olarak insanın her işi yapmakta tamamen kudret ve iradeye sahip olduğuna, her şeyi başardığına inanmak da “Kaderiye” mezhebine sapmaktır. Bu da doğru değildir. Bu durumda insan kendisini bir nevi yaratıcı sanmış ve Allah’a has olan bir sıfatı takınma cesaretini göstermiş olur.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; İnsan kasibdir (iradesi ile işi kazanır). Yüce Allah da işi yaratır. Bu dünya bir imtihan âlemidir. Yüce Allah hikmeti gereği olarak insanlara güç ve kudret vermiştir. Bu sebeble de kulu sorumlu ve yükümlü tutmuştur. İnsan yaratıcısının bu ihsanını hayırlı işlere harcarsa hayır (mükâfat) görür. Kötülüğe harcarsa azaba düşer.
Bunun için insanların görevleri kendi hayatlarını kurtarıp parlak bir hayata kavuşmak için hem dünyaya, hem de ahirite ait işlerini güzelce yapmaya çalışmaktır. Yoksa: “Kaza ve Kader ne ise, o meydana gelir” deyip bu çalışmayı terk etmek asla caiz olamaz. İslam dini tembelliğe ve gevşekliğe cevaz vermez.
“İnsana ancak çalıştığı vardır.” (Necm/ 39)”(Ö. Nasûhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali; 36,37)
Peygamber Efendimiz kendisinden sonra kaza ve kaderi inkâr edenlerin çıkacağına dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:
İbn Ömer’in şöyle dediği rivayet edildi: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
“— Kader diye bir şey yoktur” diyen bir takım insanlar gelecek. Bir müddet sonra, bu inançtan çıkıp zındıklığa varacaklar. Onlarla karşılaştığınızda, selâm vermeyiniz, hastalandıkları zaman sormaya gitmeyiniz; öldükleri zaman da namazlarını kılıp, gömülürken hazır bulunmayınız. Çünkü onlar Deccal’m partisinden olup, bu ümmetin mecûsîleridir. Ve onları, Ateş’te mecusîler arasına katmağa (takdir ve kazası gereğince) Allah’ın hakkıdır.” (İmamı Azam, Müsned, 17)
İbn Ömer’in öyle dediği rivayet edildi: Peygamber (s.a.v) buyurdu ki:
“Kaderi inkâr edenlere Allah lanet etsin. Allah tarafından benden önce gönderilen her Peygamber, onların bu kötü inançlarından, kendi ümmetlerini sakındırmışlar ve Allah’ın rahmetinden uzak kalmaları için onlara beddua etmiştir.” (İmamı Azam, Müsned, 19) (Ayrıca Bknz. Müsned, 15, 16, 18, 20 nolu hadisler)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi