COVİD DERSİ

COVİD DERSİ

Atalarımız çok güzel söylemişler.
-Bir musibet (hastalık dert) bin nasihatten daha etkilidir- demişler. Çok da güzel söylemişler. Bu salgında neler neler öğrendik, neleri yanlış yaptıklarımızı ve pişmanlıklarımızla yüzleştik. Bazı şeyler için artık çok geç pişmanlıklarımızın hiç faydası yok. Bundan sonraki davranışlarımızı bu hastalıktan çıkarılan derslere göre yapmalıyız. Aynı davranışları yapmaya devam edersek insanlığın sonu pek iyiye gitmeyecek. Dünya nüfusunun artmasıyla karnını doyuramayacak insanların artması kaçınılmaz olacak. Aynı şekilde küresel ısınmanın önüne geçilmesi olanaksız görünüyor. Bilim ve Teknolojide ileri ülkeler bunu çaresini bulamıyorlar. Son Dünya biyo çeşitliliğin 50 yıldaki muazzam düşüşü dünyamız için tehlike çanları çalmasıdır. Böcek yoksa insan da yok, bu kadar basit bu denklem. Virüs salgının düşündürdüğü başka boyutlar da var. Bu hastalıkta yardımlaşmalar biraz artış gösterdi bu davranışların yaygınlaşması ile insanlar daha uygar daha mutlu olabilirler.
Dünyanın bütün insanları bundan sonra artık özgürlüğün peşinde koşacaklardır. Bilim ve teknikteki bunca gelişmeye rağmen insanoğlu doğa karşısında çaresiz kalıyor. Bu salgınlar, depremler, kasırgalar doğanın intikamıdır. Marmara denizimizdeki musilaj ibretlik bir doğa olayıdır. İnsanoğlu para kazanmak için doğa ve sağlığına zarar verir, sonra da kazandığı bu parayı tahrip ettiği doğayı temizlemek ve sağlığını tekrar kazanmak için harcar. İşte dünyada tek akıllı varlığın davranışları adeta kendi sonunu hazırlıyor ve bunun farkında değil. Bu salgın yaşantımızın yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Sonunda salgın sona erecek ama toplumun yaşantısı eskisi gibi olmayacak.
Bu sadece yurdumuz için değil, bu salgından büyük ABD ve Avrupa için de durum aynıdır. Bu durumdan ancak eğitimle çıkabiliriz. Okullarda çağdaş bilimsel programlar uygulamalıyız. Bu salgından dersler çıkararak yeni bir atılım yapabiliriz. Bilgi ve kültür seviyemizi mutlaka yükseltmeliyiz. Haritada Muğla’yı Doğu Anadolu Bölgesinde arayan öğrenciler yetiştirmemeliyiz. Sınavlar, testler, dershaneler bunların sonucu yaşam felsefesi olmayan umutsuz, işsiz, çaresiz milyonlarca gençlik!
Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı…
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma dönemidir. Bu kargaşa ve karanlık günlerden Türk halkı yeniden canlanarak Laik Türkiye Cumhuriyetini kurabilmiştir. Aklın ve bilimin ışığındaki eğitim programları ile sıkıntılı günlerden kurtulan ulusumuz Mustafa Kemal ve kadrosunun çalışmalarını örnek almak zorundadır.
Fakat bunu cephede değil okullarda, fabrikalarda yapacağız. Ülkemiz yabancı ekonomilerin kölesi olmadan başımız dik yaşamalıyız. Bizim temel sorunumuz bin yıldır uğraştığımız topraktan uzaklaşmamızdır. Bizim kuşak yurdumuzun kendi kendine yeten bir ülke olmaktan övündüğümüz bir yerdeydi. O zaman nüfusumuz şimdiki kadar değildi, ama biz yanlış politikalarla bugün boğuştuğumuz sorunları kendimiz yarattık. Hızlı nüfus artışı, erozyon, verimli arazileri sanayi ve konut alanı olarak topraklarımızı heba ettik. Adeta kendi rızkımızı kendimiz kesmiş olduk. Vatanın bir karış toprağını düşmanlara vermedik ama her yıl Kıbrıs adası kadar toprağımızı yok ettik.
Şimdi şehirler bir karış toprağı görmeye hasret.
“Benim sadık yarim kara topraktır.” diyen ünlü hak ozanımız Aşık Veysel’i hatırlayalım.

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi.
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi.
Kazma ile döğmeyince kıt verdi.
Benim sadık yârim kara topraktır.
***
Karnın yardım kazmayınan belinen.
Yüzün yırttım tırnağınan elinen.
Yine beni karşıladı gülünen.
Benim sadık yârim kara topraktır.

Aşık Veysel’in felsefesi işlenip bugüne getirilebilseydi belki de köylülerimiz varoşlara doluşup inşaat işçisi olmazlardı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi