DOĞAYLA UYUM

DOĞAYLA UYUM

İnsanca yaşamak için önce insan mutluluğunu öne çıkaran bir ekonomi anlayışı, aç, işsiz, evsiz, barksız eğitimsiz kalmayan gereksiz tüketim yapmayan bir toplum oluşturmak için çalışmalı ve örgütlenmeliyiz. Yani insanlara değer veren bir ekonomi anlayışının oluşmasını sağlamalıyız. Para kazanma hırsıyla daha fazla kapalı alan yaratma arzusuyla hareket eden inşaat sektörü şehirlerimizin açık alanlarını, nefes alanlarını yok etmiştir. Esasında hayat açık alanlardadır. Mutfak penceremizden karşı apartmanın duvarını görüyorsak, balkonlarımızı çiçeklerle değil eşyalarla dolduruyorsak farkına varmadan bilinçaltımızda insanları da eşya gibi görmeye başlarız. Bazı yabancı kanallarda izlediğimiz doğal konutlarda ki yaşamlara hayran kalıyoruz. Abartılı bir benzetme olmazsa yurdumuzdaki çarpık kentleşme nedeniyle evlerimizde yarı açık cezaevinde yaşıyormuş gibi yaşıyoruz. Çocukluğumuzda bir mahalleyi baştan sona tanırken şimdi apartmanımızı tanıyamıyoruz. Bu durum hem dini değerlerimizi hem de insanı değerlerimizi darmadağın etmiştir. “Komşusu aç iken tok kalan bizden değildir.” hadisini hangi babayiğit uygulayabiliyor? İnsanların itibarları oturduğu semt, bindiği arabanın markasıyla ölçülür hale gelmiştir. İnsanlık bu gidişle kendi sonunu hazırlamaktadır. Doğal çevre insansız yaşayabilir. Ama insan doğasız yaşayamaz. Gelin hep birlikte bu dünyamızı yaşanabilir hale getirelim. Bu dünyanın da cennetini oluşturalım. Bazı doğa bilimcileri insanlığın henüz geç kalmadan yapabilecekleri eylemlerin olduğunu açıklamışlardır. Bu dünyamızın ortak sorunudur. Bugün ulaştığımız bilim ve teknikler sayesinde dünyamızı kurtarabiliriz. Topraklarımızı boş tarlalar olarak bırakmamalıyız. Dünyanın bugünkü ekonomik sıkıntısında tek sermayemiz topraklarımızdır. Düşmanlara bir karışını vermediğimiz verimli vatan topraklarını betonlaşmaya, yanlış sanayi bölgelerine feda ediyoruz. Ayrıca ormansız bölgelerde rüzgâr ve su erozyonu da topraklarımızı tehdit ediyor. Türkiye’nin tarımsal üretimi kendi kendine yettiği zaman sanayileşmesi daha kolay olacaktır. Kendi tohumunu yetiştiremeyen bir ülke dışarıdan tohum alarak tarımını geliştiremez. Bizim çok güzel atasözlerimiz vardır. “Ayağını yorganına göre uzat.” Bu güzel sözlerin hiçbirini uygulayamıyoruz. Türk toplumunun en yoksul kesimlerine bile tüketim hastalığı aşılanmıştır.
Bu durum devletimiz tarafından da adeta teşvik edilmiştir. Her köşede bir milyoner yaratacağız. Bırakınız yapsınlar, etsinler. Benim milletim işini bilir. Bu gibi sözler toplum yapısına büyük zarar vermiştir. Son zamanlarda yapılanlar şehirlerimizi yaşanmaz hale getirmiştir. Çöpler, trafik, yetersiz yaya yolları bunlara örnektir.
Kanaatkâr bir toplum olabilirsek, lüks yaşam hayalinden kurtulabilirsek insanlarla hırslaşmaya neden olan bugünkü kargaşadan insanlığı kurtarabiliriz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın çok sevdiğim bir şiirini yine tekrar etmek istiyorum.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde tasa olsun.
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Ne zengin-fakir, ne sen ben olsun.
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi