DOLAR 16,5577 0.19%
EURO 17,5616 -0.04%
ALTIN 969,38-2,27
BITCOIN 344949-2,69%
Afyonkarahisar
19°

HAFİF YAĞMUR

03:25

İMSAK'A KALAN SÜRE

“DSİ görevini tam yapmıyor” – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
23 Aralık 2010 14:38
0

BEĞENDİM

ABONE OL
“DSİ görevini tam yapmıyor”

MHP Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan, TBMM’de Çevre ve Orman Bakanlığının, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı bütçeleriyle ilgili konuşma yaptı

Çevre ve Orman Bakanlığına son dört yılda bağlanmış olan Devlet Su İşlerinin yapması gerekip de yapmadığı hizmetlerin bulunduğunu iddia eden Abdülkadir Akcan; “ Sayın Çevre ve Orman Bakanı Plan Bütçe Komisyonunda “Bakanlık olarak aslında hem Sağlık Bakanlığına koruyucu hekimlik olarak hem de Turizm Bakanlığına deniz ve kıyı izleme yoluyla temiz çevre temini açıdan katkı sağlıyoruz.” dedi. Sayın Bakan diyor ki: “Aslında ben Sağlık Bakanlığından ve Turizm Bakanlığından sorumlu olmadığım hâlde -bunları tutanaktan veriyorum- katkı sağlıyorum” diyor. Aferin Sayın Bakan. Ben de bu ülkenin vatandaşı olarak size bu katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyorum ama bir de doğrudan sorumlu olduğunuz Çevre ve Orman Bakanlığına garip bir şekilde, son dört yılda bağlanmış olan Devlet Su İşlerinin yapması gerekip de yapmadıklarına bir bakıverseniz diyorum” dedi.
Bu dönemde başta sarp dağlarla çevrili kıyılar olmak üzere bütün dere ve çayların sistemli ve prog ramlı bir şekilde temizlenmesi ve yıllık olarak bu temizliğin icra edilmesi gerektiğini söyleyen Akcan; “ Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün çarşamba günü verdiği ama Allah’tan tutmayan sel ihtimali alarmı eğer gerçekleşseydi Kumluca’dan Gazipaşa’ya kıyıdaki bütün seralar sel suları altında kalacaktı. Bunun nedeni? Dağlardan sahile doğru olan dere ve çayların ağzına kadar rusubat ve mo-lozlarla dolu olması ve Devlet Su İşlerinin ya da yetkisini devrettiği ve bu yetkiyle dekar başı yaklaşık 50 TL para toplayan sulama birliklerinin görevini yapmamış olması vatandaşın mahvına neden olacaktı. Evet, Sayın Bakan, küresel iklim değişikliğinin varlığını siz gibi bizler de kabul edi-yoruz. Bu dönemde başta sarp dağlarla çevrili kıyılarımız olmak üzere bütün dere ve çayların sistemli ve programlı bir şekilde temizlenmesi ve yıllık olarak bu temizliğin icra edilmesi lazım. Şimdi cevap verirken Sayın Bakan, kalkıp “Biz, Akdeniz sahillerini temizledik.” diyebilirsiniz. 2004’te yaşanan sel felaketinden sonra, doğru, bir defa te-mizlendi ama bu bölgede kış-yaz sürekli yağış var, bu yağış rusubat taşıyor. Bunun bilinciyle hareket etmek zorundasınız” dedi. Akcan, bu taşkınların sadece çiftçilerin mahvolmasına neden olmadığını, aynı zamanda kış döneminde üretimin yok olmasıyla artan sebze meyve fiyatlarıyla ülkedeki bütün vatandaşları etkilediğini kaydetti.
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün, son yıllarda oldukça başarılı işlere imza attığını dile getiren Akcan; “Bu nedenle bu kurumun tüm çalışanlarını yürekten kutluyorum fakat diğer alanlarda olduğu gibi bu Genel Müdürlüğümüz de diğer kurumlarda olması gereken ve şahsen olmasını arzu ettiğim koordinasyonu en azından bazı konularda sağlayamamıştır. Mesela, meteorolojik tespitleri duyurduktan sonra, bu sonuçların direkt etkilerinin yanı sıra endirekt etkilerinin neler olabileceği konusunda devletin öteki kurumları ile iş birliğine giderek meteorolojik değişikliklerin detaylı yansımalarıyla ilgili olarak, mesela bitki hastalıkları bakımından olası etkilerini Tarım Bakanlığı ile tartışıp sonuçların çiftçiye aktarılması gerekmektedir. Fonksiyonel çalışma budur. Tek başına “Yarın don olacak.” ihbarı yetmemektedir. Bunun gereğinin yapılması için, önceden tahminlerde bulunma imkânı altyapı olarak olduğuna göre, bunu ilgili kurumlarla çiftçiye yansıtmak gerekir. Türkiye, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün elektronik ve teknik donanımı bakımından yirmi sekiz Avrupa ülkesi içinde en donanımlı ikinci ülke, övünülecek durumda. Biz bununla gerçekten övünüyoruz” diye konuştu.
AK Parti iktidarlarının güçlü bir Meclis desteğine sahip tek parti iktidarları olmasına karşılık, icraatta sanki bakanlıkların kendi aralarında paylaşıldığı ve koordinasyonsuzluğun had safhada olduğu koalis-yon hükümetleri görünümü verdiğini ifade eden Akcan; “Bakanlıkların her biri icraat yaparken, kanun ve yönetmelik çıkarırken hem birbirinden habersiz hem de ikincil mevzuatı zamanında çıkarmayarak işleri yavaşlatmaya ve işlerin kaplumbağa hızıyla yürümesine sebep olmaktadır. Bunun en güzel örneği, hayvanların korunmasıyla ilgili mevzuatta, veteriner hekim istihdam etmemesine rağmen, Tarım Bakanlığıyla da iş birliği yapmamaktadır. Yine, aynı şekilde, Maden İşleri Genel Müdürlüğü açısından Enerji Bakanlığıyla bir koordinasyonsuz-luk söz konusudur. Maden İşleri Genel Müdürlüğü maden arama ve çıkarma ruhsatı veriyor. Ruhsatı alan ruhsat sahibi işe tam koyuluyor ki jandarma dikiliyor karşısına: “Durun, burada işletmecilik yapamazsınız. Çevre ve Orman Bakanlığının bize bildirdiğine göre burası kuş cenneti ilan edildi, o yüzden burada herhangi bir faaliyette bulunamazsınız.” Eğer burası gerçekten kuş cenneti veya sit alanıysa, o zaman niye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arama ve işletme ruhsatı veriyor? Bunun sorgulanması lazım. Bu insanların “Durun.” sözü söylenene kadar yaptığı emek ve para harcamasına yazık değil mi?
Aslında yerkürede oluşan tabii değişiklikler, küresel iklim değişikliklerinin yerküreye su havzalarının daralması yönünde etkileri, Türkiye’de kadastral işlemlerin başladığı ilk yıllarda tapuya göl veya bataklık olarak işlenen ama suyun daralmasıyla sazlık ve kuşların saklanabileceği, barınıp üreyebileceği korunak alanları olmaktan çıkmış olan alanlar bölgede yaşayanlar tarafından legal veya illegal olarak işletilmekte, ekilip biçilmektedir. Özel Çevre Koruma Kurumu veya Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü birbirinden ve öteki bakanlıklardan habersiz burayı kuş cenneti ilan etmekte ve herkese ait olan yer altı kaynaklarının işletilmesine engel çıkarılmaktadır. Sayın Bakan ve bu konularda çalışan çalışma arkadaşlarına bir veteriner hekim olarak doğayı ve tabiatı tanıyan, doğal dengenin korunması ve bozulmasının ne anlama geldiğini iyi bilen bir insan olarak bu sözleri söylüyorum” dedi.
Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı vasıtasıyla koruma altına alınan yerlerden bir tanesinin Bakan Eroğlu’nun seçim bölgesindeki Karakuyu mevkiinin Dinar ilçesinde olduğunu belirten Akcan; “Bu Karakuyu mevkiindeki bataklıkta, sazlıkta insanlarımız dün o bölgede var olan suyu tarımsal amaçlı faaliyette kullanmaktaydı fakat koruma altına aldınız, o vatandaş o suyu kullanamıyor, siz rehabilitasyon yapmıyorsunuz, sazlıkların çürümesinden dolayı oradan çıkan gazla ne balık yaşıyor ne kuş yaşıyor, bol miktarda domuz ürüyor, o ürüyen domuzlar da çevredeki çiftçilere zarar veriyor. Siz de “Bakacağız edeceğiz.” Bize dağıttığınız kitapçıkta bu hususu ifade ederek orayı rehabilite edeceğinizi söylüyorsunuz. Cek, cak değil, sekiz yıldır bu görevi yürüten kişisiniz Sayın Bakan, dört buçuk yılı bunun genel müdürlük, şimdiye kadar olan kısmı da bakanlık olarak. Bu bölgeye ne zaman müdahale edeceksiniz? Ve bu bölgede yaşayan insanların sulama ihtiyacının karşılanmasında bu gölün kullanılmasını sağlamak zorundasınız” dedi.
Bakan Eroğlu’nun Plan ve Bütçe Komisyonunda sunumu sırasında, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi milletvekilleri ile tartışmalarının bulunduğunu söyleyen Akcan; “O tartışmalar Türkiye’de 28 milyon hektar arazinin tarım arazisi olduğu, bunun sadece 8,5 mil-yon hektarının sulanabilir olduğu ve bunun yüzde 64’ünün hâli hazırda sulandığını ifade ediyorsunuz. Sayın Bakan, bu bir vizyon meselesi eğer sizin hedefinizde yurt dışından tarım ürünü ithal etmek yoksa, sulanamayan alanları da sulanır hâle getirirsiniz. İfadeniz: “Efendim, biz buralara su çıkarırsak enerji için harcayacağımız para astarı yüzünden pahalı olacak.” Peki, gerçekten söylediğinize katıldığımızı varsayın -katılmıyorum, onu ifade edeyim- bu takdirde Türkiye “E, ne yapalım, enerji gideri yüksek, biz buraya su çıkaramıyoruz.” diyerek üretim artışını nüfus artışına paralel geliştiremediği zaman, yurt dışından, Sayın Bakanın, Tarım Bakanının domates fiyatları yükseldiğinde “Onu da ithal ederiz.” dediği gibi ithali düşünmek, bu bir vizyon meselesidir. Bu vizyondan kurtulup Türk milletini doğduğu yerde doyan bir insanlar hâline getirmek her iktidarın görevidir. Mademki iktidarda sizsiniz, bu görevi dört dörtlük ye-rine getirmek için çaba sarf etmeniz lazım. 8,5 milyon hektar arazinin sulanabilirliği ta 1980’li yıllarda Topraksu Genel Müdürlüğü tarafından. Siz de teyit ediyorsunuz. İlerleyen teknolojiyle hiç mi sulama şansı artmadı? 8,5 milyon hektar arazinin o gün tespit edilen miktarı hiç mi artma şansı bulamadı” dedi.

“Tarım arazilerinin yüzde 50’sinden fazlasına sera kuramazsınız”

MHP Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan, TBMM’de, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Bütçesi üzerinde bir konuşma yaptı

Konuşmasında, Trakya da dâhil olmak üzere Türkiye’de sekiz seneden beri bruselloz ve tüberküloz hastalığının olduğunu ifade eden Abdülkadir Akcan; “ Sayın Bakanın övüne övüne söylediği, vizyona dayalı yönetim anlayışının sonucu diye takdim ettiği Trakya bölgesinin şaptan ari olması hadisesi 1987 yılına aittir ama o Trakya bölgesinde eğer hayvan almaya gider-seniz size iki tane hayvan takdim ederler. Eğer kan tahlili yapılarak tüberküloz ve bruselloz bakımından ari ise size teklif ettikleri fiyat farklı, kan tahlili yapılmadan tüberküloz ve brusellozdan ari olduğu belgelenmemiş olan materyalden istenen para ayrı. Bu ne anlama gelir bili-yor musunuz? Trakya da dâhil olmak üzere Türkiye’de şakır şakır şakır sekiz seneden beri bruselloz ve tüberküloz hastalığı var. Bu hem hayvandan hayvana hem hayvandan insana bulaşan zoonoz hastalıklardır. Şimdi, vizyon ortaya koyarken bunları ifade etmek zorundasınız” dedi.
Bakan Mehdi Eker’in konuşmasına müdahale etmesine sinirlenen Akcan; “Birlikte çalıştığınız bürokratlar 90 öncesinde de o bakanlıkta çalışıyordu. Bu konularla ilgili bütün detayını size net bir şekilde verirler. Ben size farklı şeyler söylemek istiyorum değerli milletvekilleri. İnanıyorum ki size de geliyor bu problemler. Türkiye’de bitkisel üretim var, sebze üretiyoruz. Rusya, Ukrayna “İthalatı durdurdum.” diyor. Niye? Patates güvesi nedeniyle almayacağım diyor. Bu patates güvesi bizden kaynaklanmadı, bize geldi ve bize yerleşti. Bunun önüne geçecek, bunu ortadan kaldıracak önlemi almak viz-yonlu olmayı gerektirir. Çalıştığınız Kabinede, Kabinenin başı bulunan Sayın Başbakana bildiği matematiği unutturmamak vizyonlu olmayı gerektirir Sayın Bakan. Bir muhalefet milletvekili burada konuşurken, ister orada otururken ister burada otururken onunla dalga geçer gibi gülmemek devlet adamı olmayı gerektirir” dedi.
Konuşmasında, tarım alanlarının yüzde 50’sinden fazla araziye sera kurulamayacağını belirten Akcan; “ Pek çok çiftçiden talep alı-yoruz “Ne olur şunu dile getirin.” Tesadüfen Sayın Bayındırlık Bakanı Mustafa Beyle beraber aynı anda bir arada bulunuyorlar. Tarım arazilerine fabrika kurdurmayalım, tamam, iyi de tarım arazisinde sera kurma-yalım mı? Yüzde 50’sinden fazla araziye sera kuramazsınız. Uygulamada olan bu. Siz istihdama yönelik, üretime yönelik politikayı geliştirecekseniz, o zaman sera kurulabilecek arazinin tamamında sera kurdurmanın tedbirini ve teşvikini vererek önlemini almanız gerekir Sayın Bakan. Adamın bir arazisi var, 3 dekar. O 3 dekar arazinin tamamında ahır kurup üretim yapmak istiyor, bu ahırda yetiştireceği hayvanların yemini çevrede var olan arazileri kiralayarak üretmek istiyor, ama gidin, o adam, o arazide, arazinin sadece yüzde 5’inde inşaat yapabilir. Doğru mu Sayın Vekilim? Değişti. Ne değişti? Var olan uygulamadaki konulan kural değişti. İşte, vizyonu olmak bunu sekiz sene önce değiştirmeyi veya sekiz sene öncesinde koymamayı gerektirir, önümüzü görmeyi gerektirir” diye konuştu.
Bütün bunları yaparken, üretici birliklerine büyük önem düştüğünü söyleyen Abdülkadir Akcan, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı; “Arı yetiştiricileri birliği var. Adamları sıkıntıya sokacak şekilde mahkemeye vereceksiniz, beraat edecekler, size yanlış bilgi verip yanlış yönlendirenler hakkında hiçbir işlem yapma-yacaksınız. Bu vizyonu olmayı gerektirir. Eğer bu böyle olmazsa, markete gidersiniz 7,5 liradan bal bulursunuz, aynı rafta 40 liradan da bal vardır. Allah aşkına, soruyorum: Kavanozda 1 kilo balın fiyatı 7,5 lira ile 40 lira arasında nasıl değişir? Bu, insanların sağlığını riske atmak değil midir? Vizyonu olmak, o raflara giderek bunun, bu fiyat farklılığının nereden kaynaklandığını ortaya koymak ve arkasından da bunun tedbirini alarak insanların sağlıklı beslenmesini temin etmeyi gerektirir diyorum, her şeye rağmen, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi say- gıyla selamlıyorum.”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.