DUA 12

DUA 12

A’raf Sûresi 43. Ayet müjdeler ki: “Biz onların sadırlarından ğıll’den ne varsa söküp attık.” Ayette bahsedilen kesim cennetliklerdir. Bunu devamında olan ayetlerden öğreniyoruz.
Ğıll nedir?
Allah’a ve Allah’ı hatırlatan şeylere karşı sevgisizlik, hoşnutsuzluk, rahatsızlık, kin ve nefret duygularının tümüne “ğıll” denir.
Ğıll inanan için önemlidir. Çünkü ayet-i kerimeden öğrendiğimiz gibi kalbinde ğıll olanlar cennete giremez. Esfele safilin yapının içine doğan insanının sadrındaki zanlar, kalbinin üzerini ğılle kaplar. Bu yapıda dünya standartlarına başlayan insanın “Allah’tan uzağa düşerek” nefret temelli bir sevgi yaşadığını önceki yazımızda öğrenmiştik. Yine aynı sebepten dolayıdır ki, esfele safilin yapının içerisinde Allah’tan uzağa düşerek duyduğu nefret de Rabbinedir. İşte bu nefretin adına Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “ğıll” demektedir.
Dikkat edin lütfen, ğıll bir insandan veya her hangi bir şeyden nefret etmek değildir. Aksi halde, Doğu öğretilerinde veya günümüzde çok yerde karşılaştığımız kişisel gelişim tekniklerinde “olumsuz duyguları ve nefreti terk” etmemiz gerektiğini anlatan birçok yönlendirme görüyoruz. Bu yönlendirmeler iyi bir insan olmak için doğrudur, ancak iyi bir kul olmak için yeterli değildir. İyi bir kul olmamız için idrakımızın ve amelimizin Muhammedî olması gerekir; amelimizle Rabbimiz arasında doğru ilişki kurabilmeliyiz.
Ayet-i kerimede “ğıll” ile anlatılmak istenen nefret Rabbimize olan nefrettir. Bir inanan olarak Rabbimizden “nefret” ediyor olabilmenin ihtimali bile aklımızdan geçmez. Ancak esfele safilin halin içine doğan insanın bu yapıdan kurtulmak için doğru bir gayreti yoksa kalbinin üzeri “ğıll” ile kaplıdır. Eğer cennete talipse illa ki bu ğıll’den kurtulması gerekir.
“Ğıll”in tanımını yaptık, ne olduğunu öğrendik, öyleyse şimdi hayatımızdaki ğıll örneklerini yakalamaya çalışalım.
Hiç tanımadığımız bir ortama girdik; “Selamun aleyküm” selamımızla girdiğimiz ortamda, en hakikatli dua olan Rabbimizin selamına karşı olan suskunluk “ğıll”dir. Kalbinin üzeri ğılle kaplı olan insan bu selamı alamaz, verenden de rahatsız olur; temelde nefretinin Rabbine karşı olduğunun farkında bile olamadan verilen selamda bir ayrıştırıcılık arar.
Arkadaş sohbetinde konu günlük hayattan bir şekilde Rabbimizle ilgili bir konuya geçtiğinde kalbinin üzeri ğılle kaplı olan dayanamaz, “Buraya bunlarımı konuşmaya mı geldik?” diyerek nefretini ortaya koyar. Hatta kendince öngördüğü sınırlamalar içerisinde dininden ve Rabbinden bahsedilecek yerin cami olduğunu ifade eder. O kişinin böyle davranması kalbinin ğılle kaplı olmasındandır.
“Müstakilen varım ve Muhtarım” diyen insan kendi müstakilliğini ve muhtarlığını sarsacak herhangi bir ilaha tahammülü yoktur. Bu tanrılık hislerini doya doya yaşayabilmek için kendi ilahlık hissiyatlarını tatmin edeceği başka müstakilliğini ilan eden insana ihtiyacı vardır ama kendi ilahlık hissiyatının elinden alınmasını istemez. Bu ilahlık hissiyatları içerisinde yaşayan insan karşısına çıkan bir dunihi ilahla nasıl başaçıkabileceğini bilir. Ancak “gerçek VAR olan Allah”ı hakkıyla tanıyıp bilemediği için ona Rabbini hatırlatan her şeyden farkında olmadan nefret eder, çünkü onun ilahlık hissiyatları gerçek VAR olan Rabbimizden rahatsız olur. Zalim bir yöneticiyi düşünelim. Haksızlık yaparak yönettiği şirketinde, kendi hükmünü tanıyacak yandaşlara ihtiyacı vardır. Ancak yaptığı zulmün yanlış olduğunu söyleyen bir Allah dostuna ihtiyacı yoktur, onun tavsiyesini dinleyemez. Çünkü bu tavsiye ona Allah’ı hatırlatır ve kalbi ğıll ile kaplı olup Rabbinden nefret ettiği için bu Hakk tavsiyelere tahammülü yoktur. Bu kişinin temelde nefreti Allah’adır, ancak “Allah’tan nefret ediyorum” diyemeyeceği için nefretini Allah’ın kullarına yönlendirir, Hakk yolda yaşama gayretinde olan kullara karşı cephe alır, onlara düşmanca davranır. Haliyle ortaya koyduğu bu nefretin kula olduğunu düşünür ancak asıl nefret Rabbinedir.
Rabbimizin kullarına daveti olan Ezanımız’ı duyan inananlar olarak biz hemen Rabbimizin davetine icabet etme çabasına gireriz. Ancak kalbinin üzeri ğıll ile kaplı olan insan duyduğu ezan sesinden rahatsız olur, bir toplantıdaysa duyduğu ezan sesi onu rahatsız eder, hemen pencereleri kapatır, kendi konuşmasının üzerinde başka bir ses istemez. İşte aslında bu davranışta onun rahatsız olduğu Rabbinin çağrısıdır; kalbini kaplayan ğıll ile ortaya koyduğu bu nefret Rabbinedir.
Hıcr Sûresi 47. Ayet: “Biz Ğıll’den onların sadrlarında olanı söküp attık, kardeşler olarak sedirler üzerinde mütekabildirler.”
Bu ayette de cennetliklerden bahsediliyor; cennetliklerin kalplerinin ğıll’den temizlendiği, kardeşler olarak sedirler üzerinde karşılıklı oturdukları söyleniyor. Burada anlamamız gereken noktalardan bir tanesi de kalplerden ğıll temizlendikten sonra inananların kardeş olduğudur. Kalplerinde ğıll bulunduranlar bir olan kardeşliği yaşayamazlar, Allah adına “BEN” diyemezler.
A’raf Suresi 43 ve Hicr Suresi 47 ayetlerinden anladık ki hedefimiz cennet ise kalbimizi ğıll’den temizlememiz gerekiyor.
Kalbimiz “ğıll” den nasıl temizlenir?
“Ğıll”in tanımını bize ayetlerle yapan Rabbimiz bize ğıll’den nasıl kurtulacağımızı da yine ayetiyle bildiriyor; Haşr Suresi 10. Ayet’le bize ğıll’den nasıl temizleneceğimizi öğretiyor:
“Rabbenağfir lena ve li ıhvani nelleziyne sebekûna Bil’iymani ve la tec’al fiy kulubine ĞılI’len lilleziyne amenu Rabbena inneKE Raufun Rahıym.”
“Rabbimiz bizi ve imanda bizi öne geçmiş kardeşlerimizi mağfiret et. Kalplerimizde, iman etmiş olanlar için bir ğıll oluşturma. Rabbimiz muhakkak ki sen Rauf’sun Rahıym’sin.”
Ayet “Onlardan sonra gelenler yani Ensar ve Muhacir’den sonra yaşayan müminler şöyle derler” diyerek bu duayı bize öğretiyor… Eğer sadrımızda nefsimizin şerri hâkimse bu yapıda Allah’a karşı olan ğıll kendiliğinden bulunur. Biz işte bu yapının varlığından haberdar olmuş müminler olarak, bu duayla Rabbimize sığınıyoruz: “Rabbim, kalbimde iman eden kullarına karşı oluşacak ğıll’den de sana sığınıyorum. Muhakkak ki sen Rauf’sun Rahıym’sin (âmin).”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi