Elif Çaylıoğlu
Elif  Çaylıoğlu
e.caylioglu@kocatepegazetesi.com
Dua 17
  • 0
  • 394
  • 17 Eylül 2021 Cuma
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

“Ve kefa billahi veliyyen ve kefa billahi nasira.” (Nisa 45)
“Ve kefa billahi vekila.” (Ahzab 3)
“Hasbunallahu ve ni’mel vekil.” (Alu İmran 173).”
“Veli olarak Allah yeter, yardımcı olarak Allah yeter (Nisa-45); vekil olarak Allah yeter Ahzab-3); Allah bize yeter, O ne güzel vekildir Alu İmran-173.”
Bu ayeti kerimelerde Rabbimizin “veli” olarak bize yeteceği buyuruluyor. Buna rağmen, acaba bu dünyada yaşarken biz kendimize Allah dışında veliler mi buluyoruz?
Bu soruyu önemseyelim lütfen. Sorunun cevabı sadece “evet” veya “hayır” olmamalı… “Beni Allah’ın dışında bir veli bulmaya yönlendiren duygum nedir?” diye araştıralım.
“Eşhedü en la ilahe illallah: Müstakilen var ve muhtar ancak Allah’tır, başka müstakilen var ve muhtarım iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır ve YOK hükmündedir” diyerek yaptığımız şahadetimizde dile getirdiğimiz gibi Rabbimizin dışında müstakil bir “güç, hüküm ve mülk sahibi” yoktur. Böyle şahitlik etmemize rağmen bizim Rabbimiz dışında müstakil olarak ilan ettiğimiz velimiz zannettiklerimiz, ilahlık hissiyatlarımızın tatmini için yaptıklarımızın bu dünyada görünen karşılığıdır.
Rabbimizin bize lütfettiği maddi varlığımıza güvenip, müstakil “güç sahibi” olduğumuzu zannederek yaptığımız davranışlar bizim ilahlık hissiyatımızı tatmin etmek içindir. Bu halde olan insan, ilahlık hissiyatları doğrultusunda velisini ve vekilini “güç” olarak seçmiştir. Oysa Allah’ın dışında müstakil bir varlık var zannederek seçtiği vekilinin ahirette hiçbir karşılığı olmayacaktır.
Zayıf, güçsüz, cesaretsiz olan bir insan bu dünya yaşantısında velisini kendinden daha güçlü, kuvvetli, cesaretli gördüğü bir insan zannedebilir ve hayatı boyunca onun dediği gibi olmaya, onu memnun etmeye çalışır. Bu durumda onun asıl memnun etmeye çalıştığı kendi ilahlık hissiyatıdır. Kendinde göremediği bazı hasletleri müstakilen var zannettiği kişi üzerinden tatmin etmeye çalışır, bu dünyada velisi ilan ettiği kişiyi hiçbir şeye değişmez. Ancak bu halin ahirette güzel bir karşılığı yoktur.
Bu durumu doğru zemin üzerinde olmayan şeyh-mürit ilişkisinde de görebiliriz. Rabbimizi örtecek şekilde şeyhine bağlı olan bir mürit, velisini şeyhi zanneder. İmanı, yaptıkları ve Allah’ın lütfu ile değil de şeyhi sayesinde cennete gideceğini umarak Rabbinden ayrı düşüşünü ancak ahirette anlayabilir.
Örneklerimizde gördüğümüz gibi Rabbimizin dışında müstakil olarak var zannettiğimiz her şey bizim ilahlık hissiyatlarımızdan kaynaklanır, bunu da biz velimiz ilan ederiz. İlan ettiğimiz bu velinin ise ahirette güzel bir karşılığının olmadığını Ankebut Suresi 41. ayetinden anlıyoruz:
“Allah’ın (dışı var sanıp da) dünunda başka veliler edinenlerin misali, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi.”
Dunihi algıyla (Allah’ın dışı var ve dışında var sanarak) veli zannettiklerimizin ahirette hiçbir hayrlı, işe yarar karşılığı olmadığını anladık.
Peki, Billahi idrakte yaşayan kişi nasıl Rabbini velisi olarak görür?
“Allah’ın dışında başka hiçbir müstakilen güç, hüküm ve mülk sahibi yoktur” diyen bir inanan olarak bizler Rabbimizin velimiz olduğunu biliriz. Yaşantımız da bu idrak üzerinedir… Yaşadığımız sıkıntılı bir süreçte, elimizden gelen gayreti gösterir, sonrasında fiilî ve kavlî duamızla “Rabbim bu işimde vekilim sensin” diyerek Rabbimize yakarırız. “Dua-15” başlıklı yazımızda anlamaya ve hayatımıza katmaya çalıştığımız duamızı hatırlayalım:
“Allahümme ahricniy min zulümatil vehmi ve ekrimniy bi nuril fehmi: “Allahım, beni vehmin zulmetinden (karanlığından) çıkar ve bana indinden bir nurla anlayış ikram et.” Bu duayı Bakara Suresi 257. Ayet kapsamına girmek için de önemsiyoruz: “Allahu veliyülleziyne amenü yuhricühüm minez zulumati ilen nur: Allah billahi anlamda iman edenlerin dostudur, velisidir. Onları vehmin zulmetinden (alır), nura çıkarır.”
Bilelim ki, Billahi idrakle Rabbimizi vekil kıldıktan sonra inanan için artık dünya ve ahirette bir hüzün yoktur. Velimiz bildiğimiz Rabbimiz, lütfuyla bizi zulmetten nura çıkarıverir inşaAllah.
Bir şeyi velimiz bilmek aslında ona olan yakin halin sonucudur; velimiz olarak ilan edebilmemiz için ona sevgi ve muhabbet, güven ve itaat gerekir. Dunihi algıda yaşarken de veli zannettiklerimize bu duygularla bağlanırız. Allah’ın dışında müstakil bir kudreti olmayan veli zannettiklerimizle kurduğumuz bu yanlış bağ zamanla daha kuvvetlenir. Çünkü fıtratımızda olan sevme hissi, muhabbet, güven duygusu ve teslimiyet gibi duygularımızın tatmin olma ihtiyacı vardır. Bu duygular dunihi algıda yaşayan bir inananda yanlış kaynaktan beslenir, böylelikle kişi dünya ve ahirette zulmete düşer. Yaşantısında kendisini içerisinde bulunduğu dunihi algı sonucu kişi Hakk yolda tercih yapamaması sebebiyle dünya işlerinde maddi ve manevi sıkıntıya düştüğü gibi ahirette de sıkıntılı halden kurtulamaz. Billahi idrakte yaşayan kul ise; fıtratındaki sevgi, muhabbet, güven gibi duygularını doğru kaynaktan besler; Rabbini sever, sevdikçe Rabbinin ona, onun da Rabbine muhabbeti artar ve bu dünyada “tek ve gerçek VAR” olan Rabbine güvenerek teslimiyetini yaşar. Bu duygularla bağlılığın sonucu olarak bu kul artık Rabbini velisi bilmiştir, artık onun dünya ve ahireti huzurdadır. Billahi idrakte olan bu kul, duasıyla Rabbine sığınır ve şöyle der: “Ve kefa billahi veliyyen ve kefa billahi nasirave kefa billahi vekila. Hasbunallahu ve ni’mel vekil.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM