DUA 18

DUA 18

“Allahümme rahmeteke ercû felâ tekilnî ila nefsî tarfate ‘aynin ve aslih lî şe’nî küllehü lâ ilâhe illa ente.”
“Allah’ım rahmetini umuyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimin şer haline terk etme. Her halimi, her anımı ıslah et. Dunihi algı ve zanlarıyla oluşturulan “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunan, Allah dünunda (dışında) müstakil hüküm veren, gücü ve mülkü olan varlıklar YOK, illa Allah VAR.”
Duamızı Rasulullah (sav)’den öğrendik, şimdi onu anlamaya çalışalım.
Nefis nedir ve nefsin şerri ne demektir?
Nefis, kuldaki Rab nurudur. Bu nur bizdeki Rab gücüdür. Yaratılışımızda “kendini bil” emriyle birlikte Kayıtlı Kendini Hissetme Duygumuz yani Nefsimiz oluştu. Rabbimizin her birimiz için ayrı ayrı verdiği Esma terkibiyle kayıtlı Kendini Hissetme Duygumuzla (nefsimizle) Müstakilen var ve muhtar olanın ancak Rabbimiz olduğunu bildik. Ne zamanki ahseni takvim yapıdan esfele safilin yapıya (dünyaya) indirildik, o zaman nefsimizin şerriyle tanıştık. Ahseni takvim yapıda Rab gücünü Rabbinden bilen nefis, esfele safilin yapıda bu güce sahip çıkmaya başladı; kendinin müstakil bir “güç, hüküm ve mülk” sahibi olduğunu iddia etti. İşte bu halle birlikte artık nefsin şerri ortaya çıktı.
Nefsten nefsin şerrinin oluşumuna giden bu süreçten de anladığımız üzere nefis kötülenecek ve kurtulunacak bir hal değildir; her birimizde ayrı olan esma terkibiyle Rabbimizi tanımak için bir nimettir. Ancak dünyaya gelişimizle birlikte aktive olan nefsin şerri böyle değildir; ondan yani nefsin şerrinden bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Bu duamızda söylediğimiz gibi “bir an bile, göz açıp kapayıncaya kadar bile” nefsimizin şer halinden Rabbimize sığınmamız gerektiğini Rasulullah (sav)’den öğreniyoruz.
Rasulullah (sav) Efendimiz bu kadar kısa süre için bile nefsimizin şerrinden Rabbimize sığınmış… Demek ki bizim bu durumu çok önemsememiz gerekiyor. Şimdi birlikte düşünelim: Biliyoruz ki bir nefsimiz var, bir de nefsimizin şerri var ve kurtulmaya çalıştığımız hal nefsimizin şerri. Peki, nefsimizin şer halini nasıl tanıyacağız?
Yaptığımız yanlış hal ve hareketlerde açıklama olarak “ben bu işte nefsime uydum” deriz. Bu söylemin yanlış olduğunu anladık. Doğrusu “nefsimin şerrine uydum” demektir. Bu cümleyi söyleyebilmek, “ben nefsimin şerrine uydum” demek bile aslında bir yanlış içinde olduğunu bilmeyi gerektirir, pişmanlık içerir; “Ben bu halle Rabbimi unuttum, Rabbimi örten bir davranış sergiledim, Rabbimden uzak düştüm” demek isteriz.
Nefsin şerri halini tanım olarak şöyle ifade edebiliriz: Kendimizin “müstakil bir güç, hüküm, mülk” sahibi olduğu iddiasında bulunmamız, bizim nefsimizin şerrinin doğurduğu ilahlık hissiyatındandır ve kurtulmamız gereken tek hal budur. Ancak dikkat edin, sadece tanım olarak bilmekle nefsimizin şer davranışlarını yakalayamayız ve onlardan kurtulamayız ve nefsimizin şerri bizi günaha yönlendirmeye devam eder. Dikkat ederseniz, kişi nefsin şerrinden kurtulmak isteyip de “belli başlı günahlar nedir?” diye düşündüğünde ilkin aklımıza harama yaklaşmak, içki içmek, faiz (riba) yemek… gibi günahlar gelir. Sadece bu gibi günahlardan uzak durarak nefsimizin şerrinden kurtulacağımızı zannederiz. Böyle zannetmeyelim! Şu noktaya dikkat edin lütfen. Bu gibi hasletler bir başkası tarafından gözlemlenebildiği için bazen toplum baskısından dolayı, bazen de örf ve adetlerimize uymadığı için onlardan uzak dururuz. Mesela; öğretmen Ahmet elinde içki şişesiyle sokakta dolaşamaz. Bu öğretmen Ahmet’in toplumda üstlendiği role aykırı bir tablo çizeceğinden içki içmekten kaçınabilir. Bunun gibi toplumun onaylamadığı bir yanlışı yapmamak ve buralarda nefsin şer yapısını görmek kolaydır. Ancak nefsimizin şer yapısının en çok sevdiği hali bilmek, fark etmek ve ondan kurtulmak gerekiyor. Nefsimizin şer yapısının en çok sevdiği hal ilahlık hissiyatı duygularını tatmin etmektir ve zor olan da bu hallerden kurtulmaktır. Çünkü bu durumda bir başkasının gözlemine dayalı bir hal yoktur. Dolayısıyla, Talibin burada kendini derinlemesine inceleyerek, Rab gücüne sahip çıkarak sergilediği ilahlık hissiyatlarını tek tek bulması gerekir. Bu halleri yakalamak niyetiyle hayatımıza bakarsak göreceğiz ki “bu benim karakterim” deyip vazgeçemediğimiz, sahiplendiğimiz huylarımız temelde nefsimizin şerrinden besleniyor; bu gerçeği görüp yakalayabiliriz. Örneğin; “haksızlığa hiç tahammülü olmadığını” iddia eden birinin “hak koruma” adına etrafına zarar vererek her yolu mubah görmesi, bunu yaparak aslında kendi ilahlık hissiyatını tatmin etmesi, o kişinin nefsinin şerrine uymasındandır. Nefsin şerri o kadar derinden çalışır ki… Kişi toplum tarafından kabul görmüş bir değere kendi adına sahip çıkarak adaleti sağladığına inanır. Ancak tatmin etmek istediği kendi ilahlık hissiyatıdır. Bu bakışla, günümüzde mesela “burçlar ve karakter analizleri” ile bizleri tanımlayan etiketlerde nelere sahip çıktığımızı lütfen tekrar düşünelim: Acaba beni tanımladığını düşündüğüm ve sahip çıktığım etiket benim fıtratım mı, yoksa ben nefsimin şerrinin bir oyunu içinde miyim?
Günümüzde sosyal medya üzerinden daha da yaygınlaşan, “burçlar, karakter analizleri, kendini tanıma” adına dunihi algıyla yapılan birçok eğitimde bizler “fıtratımız” zannederek, nefsimizin şerrine sahip çıkıyor olabiliriz. Mesela Boğa Burcu’nda birisini düşünelim; “benim fıtratımda inatçılık var” deyip bu inada sahip çıkarsa o kişi karşısına çıkan her olayı bu inatla çözmeye çalışacaktır. Eğer bu inat sahibi bir veliyse, çocuğunun başarılı olması hususunda inatçı tavrıyla çocuğuyla sıkıntı yaşar. Eğer bir hastaysa, nefsinin şerrinin yani ilahlık hissiyatlarının o kadar kuvvetli olması sebebiyle hastalığını kabul etmede bile inatlaşır; onu zayıf düşürecek bir hali kendisinde görmemek için hastalığını kabul etmez, “Ben hasta değilim.” der.
Yazımızın başında söylediğimiz gibi hepimizde farklı olan esma terkibimizden (fıtratımızdan) dolayı hepimizin farklı bir karakteri vardır. Örneğimizde geçen Boğa Burcu’na bakarsak, aslından onun fıtratındaki inatçılığı esfele safilin halden ahseni takvim hale hicret ettirerek “Rabbimizi tanımada” kullanması gerekir. Eğer o kişi bu konuda inat ederse o hasletiyle nefsinin şer davranışından sıyrılmış olur. Bu haliyle Billahi anlamda yaşadığı kendine has esma terkibiyle Rabbini bulması da çok kolaylaşır…
Efendimiz (sav)’in öğrettiği duamızda ve misallerimizde gördük ki nefsimizin şerrini tanımak ve ondan kurtulmak çok, çok önemli. Öyleyse O’nun (sav) öğrettiği gibi sığınıyoruz:
Allahım, hayatımızda yakaladığımız bu nefsin şerri davranışlara “la ilahe” demeyi bize ikram ediver. “Dunihi algı ve zanlarıyla oluşturulan ‘müstakilen varım ve muhtarım’ iddiasında bulunan, Allah dünunda (dışında) müstakil hüküm veren, gücü ve mülkü olan varlıklar YOK, illa Allah VAR” demeyi ve böyle de yaşayabilmeyi bize kolaylaştır ve nasip ediver Rabbim (âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi