DUA 2

DUA 2

Geçen haftaki yazımızda duanın ne olduğunu anlamaya çalıştık. Her hafta ele aldığımız konuları temel olarak tek kriter üzerinden inceliyoruz. Bu kriter; billahi idrak ve dunihi algıdır. Dua konusuna da bu temel üzerinden bakmaya çalışalım; billahi idrak ile mi dua ediyoruz, duniHi algıyla mı?
Dunihi algı içerisinde yaşayan bir inanan “bir Allah var bir de ‘’BEN’’ varım” dediği için, namazını, orucunu, duasını, bütün ibadetlerini bu algı içerisinde yapar, yani kendine Allah’tan ayrı bir müstakillik tanımlar. ‘’Hüküm sahibi, mülk sahibi, güç sahibi’’ olduğunu düşündüğü alanlarda zaman içerisinde tıkanırsa, çıkmaza girerse, o zaman kendinden bir üst makam olarak Allah’a başvurur.
İşte o zaman dunihi ilah dua etmeye başlar; Allah hepimizin borçlarına eda versin, hastalarına şifa versin, dertlerine deva versin… Bu dua da ‘’Söyleyin Allah’a versin.’’ kalıbıyla yapılan bir duadır. Allah’a bir yakarış yoktur, bir aracıya istek bildirir.
Dunihi ilahın diğer dua yöntemi; Allah hepimizin borçlarına eda versin inşallah, hastalarına şifa versin inşallah, dertlerine deva versin inşallah, duasıdır. Bu dua da temenni duasıdır. Bir isteği var ve aracıya temenni ediyor.
Başka bir yöntem de; ‘’Pişmanım bir daha yapmayacağım, beni bağışla ‘’duasıdır. Bu da dunihi algı içerisindeki tanrının yani ilahlık hissiyatlı kulun duasıdır. Bu da bir sığınış değildir. Allah’ın gücünü kabul edip ‘’senin gücün benimkinden fazla, karar verdim bir daha yapmayacağım ‘’ diyerek aslında kendinde bir güç addeder.
Peki bu dualar nasıl olmalı?
Dunihi algı içerisindeki inananın bu şekilde dua etmesinin tek sebebi kendisini Allah’ın dışında algılamasıdır. Eğer bu kul billahi idrak içerisinde olsaydı duasında doğrudan Rabbine hitap eder: “Allah’ım lütfen hastalarımıza şifa ver Ya Rabbi. Allah’ım, borçlarıma eda ver Ya Rabbi. Allah’ım, dertlerime deva ver Ya Rabbi. Allah’ım, çok pişmanım beni affet, bir daha bu davranışı bana yaptırma, bu davranışı yapmaktan sana sığınırım.’’ dualarıyla tam bir sığınma yaşar.
Bu tarz dua, kul ile Allah arasında olan bir köprüdür. Aciz olan kulun, sınırsız olan Rabbine yakarışıdır. Aracısız, her şeyiyle teslim olmuş bir şekilde yalvarıştır.
Bu yaklaşımla dua konusunda ilk idrak etmemiz gereken nokta, dua edenin kim olduğudur.
Acaba dunihi bir ilah mı dua ediyor, yoksa Rabbini hakkıyla bilen bir inanan mı?
Bu ayrımı yakalamak için örnekte verdiğimiz dua cümlelerine bakabiliriz. Bir üst tanrıdan mı isteklerimiz var veya doğrudan Rabbimizle mi muhatabız.
Bu konudaki sığınışımızı yani Allah’a bir duniHi ilah olarak yönelmekten korunmanın duasını da Rasulullah (SAV)’den öğreniyoruz:
“Allahümme rahmeteke ercu, fe latekilniy ila nefsiy tarfete aynin ve aslihli şe’niy küllehu, la ilahe illa ente, sübhaneke, inniy küntü minez zalimin.”
“Allah’ım merhametini umuyor ve bekliyorum. Beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsimin şerriyle baş başa bırakma. La ilahe illa ENTE (mutlak ve gerçek VAR sensin, ayrıca bir varlık yoktur); sen Sübhansın. Ben ise nefsine zulmedenlerdenim. Halimi indinden gelen bir lütufla temizleyip düzeltiver Allah’ım (âmin).”

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi