DUA-6

DUA-6

Araf suresi 180: “En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin, O’nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın (Elif). Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler(Elif).”
Esma-ül Hüsna, Allah’a ait en güzel isimler anlamına gelir. Her gün Fatiha Suresi ile okuruz; “Rahman, Rahiym, Melik” isimlerini ve diğerlerini ayetlerde görürüz.
Er-Rahman: Yaratılmış her şeye Rahmetiyle muamele eden, esirgeyen.
Er-Rahim: İnananlara özel iltifatta bulunan merhamet eden, bağışlayan.
El-Melik : Mülkün gerçek sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
Esmalar bizim için yer çekimi kanunu gibi birer kanun hükmündedir. Nasıl yer çekimi kanunu dünyanın her yerinde geçerli ise, esmalar da dünyamızda kanun hükmünde hayat bulurlar; “El-Hayy” ismiyle hayat bulur, “Ya-Şafi” ismiyle hastalıklarımız şifalanır, “El-Fettah” ismiyle darlıklarımız genişlik bulur. Demek ki esmalar yaşantımızda fiile dönüşüyor; yaptığımız her fiil aslında bir esmanın yeryüzünde hayat bulmuş halidir.
Uzunca bir süredir sizinle duayı tefekkür ediyoruz; fark ettik ki Rabbimizle irtibatta olduğumuz her halimiz duadır. Bu noktada Rabbimizin bizden istediği, O’nun güzel isimleriyle O’nunla irtibatta olmamızdır.
Bu irtibat nasıl olur?
Dua iki türlü yapılıyordu, kavli dua ve fiili dua. Kavli dua edişimize, Esmalarla yakarışımıza da mutlaka bir icabet vardır, ancak bizden asıl istenen, fiili dua olarak Esmalarla yaşayabilmemizdir. Mesela rızkımızın artması için Ya-Rezzak esmasıyla kavli olarak duada bulunurken, hayatımızda fiili dua olarak da ihtiyaç sahiplerine hesapsız infak edebilmeliyiz. Veya: Ya-Basit esmasıyla Rabbimizden bolluk, genişlik ve açılım istiyorsak, bu dünyada Rabbimizin kullarına hürmet etmeyi, işlerini kolaylaştırmayı öğrenmemiz gerekir; bu şekildeki kavli ve fiili duamızla birlikte esmalar bu dünyada vücut bulur.
Esmalarla yaptığımız dualarda karşımıza çıkan detayları örneklerle incelemeye devam edelim. Doktor olmayı isteyen bir öğrenci hiçbir şey yapmadan Rabbimizden “Ya-Aliym” esmasıyla ilim talep ediyor. Onun kavli duası var, fiili duası yok. Böyle binlerce kez “Ya-Aliym” zikri çekmesi onu hedefine ulaştırmaz. Ancak “Ya-Aliym” zikriyle birlikte bu dünyadaki sebepler dairesinde gayret göstererek derslerini çalışması onu hedefine daha yakın kılacaktır.
Çok istediğimiz bir işin gerçekleşmesi için “Ya-Fettah” zikrini çekiyoruz ve Rabbim kavli ve fiili duanın karşılığı olarak o işi bize nasip ediyor. Ama işe bir başlıyoruz ki hayatımızda hiç zorlanmadığımız kadar zorlanıp sıkıntılarla boğuşuyoruz, başımıza musibetler yağıyor. Hatta bu iş yüzünden sevdiklerimizi kaybediyoruz. Böyle bir hali yaşamamak için duamızı daha doğru cümlelerle ifade etmeliyiz. “Rabbim, senden şu hali istiyorum. Bana bunu kolay, güzel, hayırlı, mübarek ve senin razı olacağın halle nasip eyleyiver” diye dua edelim. Bu halle yapılan dua, hem Rabbimizin razı olacağı hal ile hem de bizim kul olarak bu dünyada zorlanmadan yaşayabileceğimiz bir hal alır.
“Ya-Vedud” esmasının sevgi ile ilgili olduğunu duyan bir eş düşünelim. Eşi ile arasındaki ilişkinin sevgi dolu olması için çok sayıda “Ya-Vedud” zikri çekiyor. Zamanla ilişkisi farklılaşıyor ama hiç tahmin edemediği şekilde zora giriyor. Eşi tarafından aldatılıyor, sevgisine karşılık göremiyor. “Ya-Vedud” zikriyle aralarındaki muhabbetin derinleşeceğini düşünmüşken tersine bir halle karşılaşıyor. Çok dikkat edin lütfen: Hanif bir halde yaşamadan, Esmaların iç manalarını tam idrak etmeden kulaktan dolma bilgilerle Esmalarla zikir yapmak tehlikelidir. Örneğimize dönelim, “Ya-Vedud” zikrinin iç manasının “karşılıksız seven” olduğunu görürüz. Yaptığımız zikrin manası “karşılıksız seven” iken yaşadığımız sıkıntılı hallere şaşırmamak gerekir. Kul olarak acaba karşılıksız sevecek kadar gönlümüz var mı? Her şeye rağmen karşılıksız sevebilir miyiz?
Dualarımızda dikkat etmemiz gereken en önemli unsur, ne için dua ettiğimizdir. Dua ederken, “Müstakilen var ve muhtar” hissettirecek, bu hisle yaptıklarımızı güçlendirecek dualar etmemeliyiz, bu dualar bizi zulmete sürükler. Dikkat edin, bu duygu çok sinsidir. Bir inananın, Allah yolunda bir hayır yaptığını düşünürken, bir ihtiyaç sahibine destekte bulunurken kendinde bir rahatlama oluşturması bile onun aslında bu duyguda yaşadığının göstergesidir. Dolayısıyla, “Ya-Rahman” ismiyle yaptığımız duanın, “karşılıksız merhamet eden” anlamı taşıyan bu esmasının bizdeki tezahürü “Müstakilen var ve muhtar ancak Allah’tır” bilinciyle olmalıdır.
“Ya-Aliym” ismiyle Rabbimizden ilim isterken, bu ilmi ismimizin önüne yazılacak titri, derecemizi artırmak için değil, hayırlı ilmi Rabbimizin rızası doğrultusunda kullanmak için dua etmeliyiz.
Bu örneklerde gördüğümüz gibi esmalar birer kanundur; Rabbimizin Rahman ismi altında inanan ve inanamayan tüm kulları için geçerli Esma kanunlarıdır. Biz zikretmeye başlayınca esmalar bu dünyada vücut bulmaya başlar, onun için Rabbimize güzel isimleriyle yapacağımız duadan önce, hanif idrakta olabilmek, onun gereği bir yaşantıda olabilmek için gayrette olmamız gerekiyor. Sonra, kavli duamızla birlikte o esmanın iç manasını öğrenerek, bu dünyada o esmayı bir kıyafet gibi giyebilmemiz gerekiyor.
Rasulullah (SAV)’den öğrendiğimiz duamızı yapalım: “Allahümme inniy euzu bi rıdake min sehatike ve bi muafetike min ukubetike ve bi rahmetike min gadabike ve euzu bike minke, la uhsiy senaen aleyke ente kema esneyte ala nefsike.”
“Allah’ım, hoşnutsuzluğundan rızana, cezalandırmandan affına, gazabından rahmetine sığınırım, Allah’ım senden sana sığınırım Ya Rabbi. Senin kendine olan senan gibi sana sena edemem, bunu da itiraf ederim Allah’ım (âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi