• TARİH: 11.04.2021
DÜNYADA BARIŞI VE  ADALETİ SAĞLAMAK BİZ TÜRKLERİN HEM MİLLİ  HEM DE DİNİ BİR ÜLKÜSÜDÜR

DÜNYADA BARIŞI VE ADALETİ SAĞLAMAK BİZ TÜRKLERİN HEM MİLLİ HEM DE DİNİ BİR ÜLKÜSÜDÜR

Dünyada barışı ve adaleti sağlamak biz Türklerin hem milli hem de dini bir ülküsüdür. Orhun Âbideleri’nde, “Üstte gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında ikisi arasında kişioğlu yaratılmış ve kişioğlu üzerine atalarım tahta oturtulmuştur” ifadeleri ile dünyaya nizam verme ve dünya barışını tesis etme görev ve yetkisinin Türk milletine Yüce Allah tarafından verildiği belirtilir. Türk milletine Yüce Allaha tarafından verildiğine inanılan bu görev, tarihimizde, destanlarımızda, kitabelerimizde, Türk hakanlarının ve sultanlarının taşıdığı unvanlarda, “Türk Cihan Hâkimiyeti Ülküsü”, “Nizâm-ı Âlem Ülküsü”, “İ’lâ-yı Kelimetullah Ülküsü” gibi millî ülkülerimizde bütün açıklığı ile görülmektedir.
Türk düşüncesine göre: “Gökte nasıl Tek Tanrı ve tıkır tıkır işleyen bir düzen varsa yeryüzünde de tek bir hakan olmalı ve insanlar düzen ve barış içerisinde yaşamalıydılar.”
Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin hedefi, “Dünyaya Türk töresi ile nizam vermek, diğer milletleri düşmanlıktan vazgeçirmekti.” Nizâm-ı Âlem Ülküsü’nün hedefi ise, “Allah’ın diniyle âleme nizam vermek ve yeryüzünde adaleti, barışı tesis etmekti.” Türk’ün Cihan Hâkimiyetine ve Nizâm-ı Âlem’e giden yoldaki ara hedeflerine ise “Kızılelma” denmiştir. Türk milleti, zamana ve şartlara göre değişen Kızılelmalar peşinde koştukça büyümüş büyük devletler ve medeniyetler vücuda getirmiş, dünyanın İslamlaşmasında ve dünyada adaletin ve barışın tesis edilmesinde büyük görevler üstlenmiştir.
Kızılelma’nın aynı zamanda Türk Birliği ülküsü olduğuna dikkat çeken Prof Dr. Semih Yalçın, Kızıl Elma ülküsünün milli yönüne şöyle dikkat çeker:
“Kızılelma, tarihimizde Türk birliği olarak da telâkki edilmiştir. Azerbaycan sahasından Ahunzade Mirza Feth Ali Bey’in yaktığı dilde Türkçülük meşalesi, İstanbul’dan eğitim sahasında Süleyman Paşa tarafından yakılmaya devam edilmiştir.
Buharalı Şeyh Süleyman Efendi’nin İstanbul’a taşıdığı Türk birliği fikri, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, Necip Asım Bey ve Veled Çelebi tarafından yaşatılmaya başlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın sonunda l898 yılında Türk-Yunan savaşının olması, Türkiye’de Türkçülük fikrinin daha süratli kabul görmesini sağlamıştır. Dönemin aydınları, bir yandan Selanik’te Genç Kalemler hareketini başlatırken, bir yandan da İstanbul’da Türk Derneğini kuruyorlardı.1908 yılında kurulan bu derneği, aynı gayeleri takip eden Türk Yurdu izliyordu (1911).
Türk milletinin tarihini, dilini, edebiyatını, etnolojisini, sosyal ve siyasî problemlerini araştırmak ve halletmek gayesini güden bu derneğin faaliyetleri kesintisiz olarak 1933 yılına kadar devam edecektir. Emrullah Efendi, Bursalı Tahir, Yusuf Akçura, Gaspıralı İsmail, Ziya Gökalp, Tunalı Hilmi, Ağaoğlu Hikmet gibi şahsiyetlerin omuzlarında gelişen Türkçülük cereyanı,1900′lü yılların başından itibaren yanına siyasî ve askerî kesimlerden de destek almak suretiyle olgunluk kazandı. Ziya Gökalp’in fikri birikimi, Türkçü düşüncenin merkezinde yer almasını sağladı.1920 yılında kurulan Türkiye Devleti, bu fikri birikimin ürünü olarak tarihteki yerini aldı. Kızılelma’nın Turan olarak şekillendiği bu dönemin en büyük ve ilk safhası olan Türkiye Devleti kuruldu. Zira Turancılık üç aşamalı bir fikir sistemi olarak ortaya atılmıştır. Bunlar sırasıyla, Türkiyecilik, Oğuzculuk (Türkmencilik) ve Turan (Türk Birliği)dır. Turan Devleti fikrinin savunucularından biri olan Ömer Seyfettin, devletin yönetim şekli olarak İlhanlığı teklif eder.
Aynı fikrin sonraki temsilcilerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Devleti olarak isimlendirilir. 1920′de tamamen Türk millî düşüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye Devleti, İkinci Dünya Savaşı’na kadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. 1940′lı yıllarda iyici filizlenen bu düşünce, döneminde birçok şahsiyetin yetişmesine ve fikrin yayılmasına vesile olur. Kızılelma’nın Türk milletinin manevî besini olduğunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren Nihal Atsız ve 1960′lı yıllardan itibaren Kızılelma, Turan fikrini Türk politik çevrelerine taşıyan ve doktiriner bir çehresi olan Alparslan Türkeş. Millî devlet-güçlü iktidar sloganıyla kitlelere aktarılan düşüncenin ilk safhası güçlü bir Türkiye Devleti idealidir. Tamamen inkılâpçı bir ruha sahip olan siyasî görüş, Dokuz Işık doktrini ile güçlü ve bulunduğu konumda çevresinin güç odağı olan Türkiye Devleti’ni gerçekleştirmek gayretindedir. Nitekim yüzyılımızın son çeyreğinde dünyada olan gelişmeler bu fikrî ve siyasî görüşün haklılığını ispat etmektedir. Millî ülkü olan Kızılelma, Türk birliğinin, yani Turan’ın tesisidir. Bunun birinci dönemi bağımsızlık, ikinci dönemi birlik, üçüncü dönemi ise fetihler dönemidir. Buradan hareketle denilebilir ki, tarihî dönemlerden itibaren tecrübelerle sabit olan Türk birliği fikri, günümüzde yeniden hayat bulmuştur. Özellikle yetmiş yılı aşkın bir süredir Rus egemenliğinde yaşayan Türk gruplarının bağımsız devletler olarak dünya devletleri içinde yer almaları başka Türk gruplarının şimdilik federasyon yapısı içinde yarı bağımsız olmaları ile başta Türkiye ile olmak üzere Türk devlet ve toplulukları arasında başlayan iş birliği, Türk’ün Kızılelma’sı olan Turan’a giden bir yol olarak görülmektedir” (Prof Dr. Semih Yalçın).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi