Edep; Ya Hu – 149

Edep; Ya Hu – 149

Eğer Allah’a, razılığına, Hakk’a talipsek Zann’lara dayalı fikirler ileri sürmek ve iddialarda bulunmaktan sakınmamız gerekir. Zann! Önce zann nedir,onu ortaya koymaya çalışalım ki “zannlara dayalı fikirler ve iddialar” derken kast ettiğimizi anlamak kolaylaşsın. Kul, İlmullah’ta Var Görünen halini de bir zann ile bilir, o da bir zann’dır. Allah’ın varlık kurallarına göre, Allah’ın VAR OLMA gerçeğine göre bir kulun kendisini İlmullah’ta var hissetmesi bir zanndır. Biz onu daha edepli söylemek için o hale “Var Gibi Görünen” diyoruz. Var Gibi Görünen halimiz, işte o bir zanndır. Bunu, bu zannı sağlayan mekanizma ise vehim nurudur. Nur dediğimiz zaman “nur” dediğimiz şeyde hem o işin meydana gelme gücü ve enerjisi vardır, hem de bilgisi vardır. Vehim Nuru dediğimiz zaman onda Var Gibi Sanmayı sağlayan mekanizma vardır, onu yapacak güç, kuvvet vardır; bir de onun bunu yapacak bilgisi vardır. Nur kelimesi genel olarak bunu içerir; bahsettiğiniz nur neyle ilgili bir nursa, mekanizma ve bilgi neyle ilgili ise o kelime o nurun başında olur, vehim nuru gibi. Vehim Nuru işte böyle bir nurdur. Dolayısıyla, Var Görünenlerdeki bu zannı sağlayan vehim nurudur; buna biz Yasal Yanlış diyoruz. Çünkü bu zanna Rabbimiz izin vermiştir, “bu zannı kullanabilirsiniz” demiştir. Rabbimiz bizim için bu zannı yasal kabul etmiştir. Çünkü biz o zann ile varlığımızı hissederiz, Var Gibi Görünen halimizi hissederiz ve biz o zann ile bizi Rabbimize götürecek yola girebiliriz. O yola girip de yolda ilerleyenler öyle noktalara gelirler ki bu yasal yanlış olan zandan da kurtulmaya çalışırlar, böyle çalışmalar yaparlar. Ve yine öyle noktaya gelmiş mübarekler vardır ki işte bu yasal zandan kurtulmuşlardır. Ancak biz konuştuğumuz platforma, mücadelemizin olduğu noktaya bakalım, bu noktada bizim için mesele duniHi algıdır, çünkü bu algı yasal zann’ın yönünü değiştirmiştir. Rabbimizin izin verdiği, “bu zannla varlığınızı hissedin ve bu zannla hayatınızı sürdürerek dünya hayatı mücadelenizde sınavınızı, imtihanınızı gerçekleştirin, Rabbinize yönelmeyi başarın” diye bize önden bir sermaye olarak, yasal olarak verdiği bu zannı duniHi algı bozmuş, yönünü değiştirmiş ve öyle bir hale getirmiştir ki o zannla kul Allah’tan uzaklaşmıştır. O yasal olan zannı Allah’tan uzaklaşma aracı haline getirmiştir. Böylece, bu yasal zannı sağlayan vehim nuru suistimal edilmiş, duniHi algıyla bu mekanizmanın karanlık yanı, Allah’a karşı olan yanı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Allah’a karşı kullanılmaya çalışıldığı için şimdi o mekanizmaya Vehmin Zulmeti diyoruz. Bu mekanizma bize verilen bir nimettir, yasal yanlış olarak verilen bir zann nimetidir, varlığımızı hissedip Rabbimize ulaşmamızı sağlayacak bu zann nimeti, duniHi algıyla küfür amaçlı kullanılmıştır. Nimetler küfür amaçlı kullanılabilir mi? Bakara-102, Nuh-22, Tâ-Hâ-96. ayetlerden öğreniyoruz ki duniHi algı ve zannları nimetleri küfür amaçlı kullanıma çevirebilir; nimetler küfür amaçlı kullanılabilir.
Hucurat Sûresi 12: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan (aşırısından, ilerisinden) sakının (kaçının). Muhakkak ki zannın bir kısmı şirk günahıdır.”
Ne kadar açık, ne kadar belirgin, ne kadar öğretici bir ayet! Rabbimiz buyuruyor: Ey iman edenler! Zannın çoğundan, aşırısından, ilerisinden sakının, kaçının. Muhakkak ki zannın bir kısmı şirk günahıdır. Dedik ya, zann bir nimettir, o zannla var gibi olan halimizi biliriz. Bu zann nasıl oldu da aşırı oldu? DuniHi algıyla yönü değişti ve o zann Allah’a karşı kullanılmaya başladı. İşte Rabbimiz buyuruyor ki: Yönü değişmiş zanndan, Allah’ karşı kullanılan, Allah’a karşı edepsizlik için kullanılan, Allah’a karşı haddi aşmak ve asi olmak için kullanılan zanndan kaçının. Çünkü artık zann o noktadan itibaren şirk günahı haline gelmiştir. Bizim ele alacağımız zann işte buradan başlamaktadır. Zannlara dayalı fikirler ileri sürmekten, iddialarda bulunmaktan sakınmak gerekir dediğimiz işte bu zannlardır. “Zannların çoğundan, aşırısından sakının” ayetini anlayabilmek için duniHi algı ve zannlarını, bu mekanizmayı, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını bilmek şarttır. Yoksa “zannların çoğundan kaçının” nasıl izah edilebilir? Herkes kendisine göre bir tarif yapar. Bir tanım yapmazsanız bir sınır koyamazsınız; tanım yapamaz ve bir sınır koyamazsanız da mücadele edemezsiniz. İşte bu yüzden bir tanım yapıyor, bir sınır koyuyoruz. Yasal yanlış olan zannlar var. Ancak duniHi algı bu zannların yönünü değiştirdi. Hucurat Sûresi 12. ayette Rabbimizin bize öğütlediği gibi duniHi algıyla yönü değişen, aşırı hale gelen, Allah’ karşı olmaya başlamış olan bu zannlardan, bu zannlarla ilgili fikirler ileri sürmekten, bu zannlara dayalı iddialarda bulunmaktan sakınmak gerekiyor.
DuniHi algı bir zanndır; duniHi algı aynı zamanda zann üreten bir kaynaktır. “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası da bu kaynaktan çıkmış bir zanndır. Bu zannlardan etkilenerek oluşan heva ve hevesler de bu zann sınıfındadır. Bunlar hep aşırı olan, Allah’a karşı olan zann sınıflarıdır. Bu yüzden bütün bu saydığımız zannlar, şirk kapsamında zannlardır. Bu zannlarla kul Allah’a karşı asi, haddi aşmış ve edepsiz bir konuşma diline sahip olur. Bu zannlarla kul, vehmin zulmetine daha fazla düşer ve sahip çıkar. Bu zannlarla kul, nefsine zulmedenlerden olur. Bu zannlarla kul, Allah’ın hakkını veremeyenler sınıfına girer. Bu zannlar, sadra hâkim olup kalp bilgi platformunu formatladıkları ve kılıfladıkları zaman vücuda tamamen hâkim olurlar ve Kur’an diliyle kalp hastalanır ve marazlı olur. Beyin de bu zannlara göre bir tertip almış olur.
Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurmaktadır ki: “Zann’dan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır.”
Necm Sûresi 28: “Oysa bu hususta onların bir ilmi yoktur. Onlar ancak zanna uyuyorlar. Muhakkak ki zann, Hakk’tan bir şey ifade etmez. Hakk olan bir şeyin yerini tutmaz.”
Necm Sûresi 29: “Bizim zikrimizden vazgeçen ve dünya hayatından başka bir şey dilemeyenden yüz çevir.”
Necm Sûresi 28, duniHi algı ve zannlarını batıl sınıfa soktu ve onlar Hakk’ın yerini tutmazlar uyarısında bulundu. DuniHi algı ve zannlarının Hakk’tan uzak olduğunu, Hakk’tan bir şey ifade etmediğini, Hakk’ın yerini tutmadığını bize bildirdi. DuniHi algı ve zannlarıyla haşır neşir olmuş, konuşma dilini ona göre oluşturmuş olanlar için de buyuruyor ki onların bu hususta bir bilgileri, bir ilimleri yoktur, onlar bu konuda cahiller. Necm-29 ise bize nasıl davranacağımızı öğütlüyor: Bizim zikrimizden yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey dilemeyenden yüz çevir. Bu iki ayete manasal açılım olarak bakacak olursak: “Hakk yolun dilini tercih etmeyenden, dünya hayatının yalan ve batıl dilini tercih edenden yüz çevir” diye bir öğüt çıkarırız. Bu öğüdü kişiye has hale getirecek olursak, Necm-28 ve 29 bize şunu demektedir: “Hakk yolun dilini tercih et. Zannlar kaynaklı yalan ve batıl dili terk et.” Ayetlerden bu mana çıkar. Necm Sûresi 28 ve 29’u kişiye özelleştirirsek, onlardan hayatta hemen uygulayabileceğimiz bir öğüt, bir amel çıkaracak olursak, o kural şu olur: Hakk yolun dilini tercih et. Zannlardan kaynaklanan yalan ve batıl dili terk et. Neden terk et diyor? Çünkü o var. Neden Hakk yolun dilini tercih et diyor? Çünkü onu yakalamanız lazım. Zannlar kaynaklı yalan ve batıl dili terk et, çünkü henüz üstünde o var. Öyleyse, zanlarımızı fark etmeye çalışmalıyız, önemsemeliyiz! Böyle bir sorunumuz olduğunu bilmeliyiz! Dolayısıyla “bu benim sorunum, zanlarımı fark etmeliyim” demeliyiz. Bunu yapmanın dünya hayatı açısından hemen ilk faydası şu olacaktır: Kişi gereksiz evhamlarından, o evhamlarıyla ilgili ruhi sıkıntılarından, o evhamlarıyla ilgili psikolojik rahatsızlıklarından kurtulur, çünkü hepsinin sebebi bu zannlar zaten…

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi