Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Edep; Ya Hu – 197
  • 0
  • 142
  • 26 Kasım 2020 Perşembe
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Kur’an’ı orijinal haliyle okuyan ve okurken manasını anlayan da, orijinal haliyle okurken manasını anlayamayan da hem orijinal halini hem de kendi dillerinde mealini okumalıdır. Bunu yaparken önemli olan, acele etmeden sindirerek yapmaktır. Şöyle açıklayalım: Ayetleri okurken, cennet yaşantılarını anlatan ayetleri okumaya geldiğinizde “Ya Rabbi, işte bu halleri bana veriver” duasının hissiyatıyla güler yüzlü, huzurlu bir kalple, büyük bir sevinçle okumak, mümkün olduğunca ayetten sonra bu umut için dua etmek gerekir. Çünkü Allah, inanana Hakk yolda umduğunu verir. Biz bu öneriyle, Rabbimizin Kur’an’la sunduğu bir ikramı paylaşıyoruz.

Kur’an’daki anlatımların bir özelliği de şudur: Siz onları okurken bir duaya giresiniz ve Allah’ın kelamı olan Kur’an ayetlerinin nuruyla sizin duanız birleşsin, ayetle bütünleşin istenir, size bu imkânı sağlar. Bu yüzden, cennet yaşantılarını anlatan ayetleri okuyorsanız, güler yüzle, umutla, huzurlu bir kalple okumalısınız, acele okuyup geçmeyin. Hızlı okumak da ayrı bir hatim şeklidir, onu yine yapın ama ayrıca bu söylediğimi de yapmak lazım: Yavaş yavaş, manasını fark ederek, duasına girerek okumak, gerekirse böyle okuyarak bir hatmi bir yılda bitirmek. Süresini önemsemeksizin böyle okuyarak hatim yapmak da güzel olur inşaAllah. Çünkü Allah’ın vaadidir; inanana Hakk yolda umduğunu verir… Cehennemin zorluklarını, oranın ahalisini anlatan ayetlere geldiğinizde korku ve üzgünlük hissiyatıyla okuyup korunma duası yapmak; çünkü Allah inananları korktuklarından korur. Korktuğu bir şeyden korunmak isteyen mümin, korktuğu o şeyi tarif edemez. Görmediği cehennemi nasıl tanımlasın? İşte Kur’an bize onu tarif etme fırsatı verir. Cehennem veya kıyamet ayetleri, korkulacak şeyi tanımlamamız ve o tanımladığımızdan korunmamız için bize dua etme fırsatı verir. Kıyameti, hesap gününü anlatan ayetlerde, ayetin gereği halleri hissetmeye gayret edip bir hesaptaymış gibi durmak ve özellikle A’lu İmran Sȗresi 194. ayetle Rabbimizin öğrettiği duayı yapmak çok faydalı olur… Secde ayetlerini secdeyi özleyen, seven, secde için telaşlanan hissiyat ile okumaya gayret edip, bize secde imkânı ve izni verdiği için Rabbimize şükür duası yapmak ve secde ayeti gereği secde etmek. Secde için yönelirken ve secdede takliden de olsa utanarak korkup, titremek;  bunu acele etmeden, Kur’an ayetiyle birleşmiş bir dua ve hayat tarzı olarak yapmak… Rasulullah (SAV)’i anlatan ayetlerde salâvatlarla dua ederek okumaya devam etmek… “İnsanların çoğu iman etmez” uyarılarında bize iman nasip ettiği için Rabbimize şükretmek, dua etmek… Kulun tercih yetkisini kullandığını detaylandıran ayetlerde, Kazanılmış Değişim’imizi Hakk yolda gerçekleştirebilmemiz için duada bulunmak… Kazanılmış Değişim kişinin “rüştü”dür. Talibin kalbini rüştüne erdiren ise Rabbimizin “Raşît” esmasıdır. Bu konuda ayrıca Rasulullah (SAV) Efendimiz bir dua öğretmiştir: “Allahümme elhimniy rüşdiy ve eızniy min şerri nefsiy: Allahım bana rüştümü ilham et ve beni nefsimin şer davranışlarından koru (âmin).”

Kur’an okumaya böyle yaklaşırsak Kur’an’la konuşuyor oluruz; o “bizim ikiz kardeşimiz” olur. Bu yöntemi uygularken örnekleri ve duaları çoğaltabilir, ayrıca Kur’an anlatımlarının insana nasıl şifa ve huzur kaynağı olduğunu şahit olarak yaşayabilirsiniz. Bu yöntemle ayrı bir hatim yapın ama bilin ki diğer okuma biçimleri de çok değerlidir ve uygulanmalıdır.

Şükür mekanizması inananın hayat mekanizması olmaya başlayınca, kişinin fıtratında olup kalıbından açığa çıkmak için bekleyen, Allah’a teslimiyetin huzur hisleri, inananın Sadrını kaplar. Çünkü artık inanan “Rıza Kapısı”ndan içeri girmektedir. Başlangıçta içine girdiği hali tam tanımlayamayan talib, her şeye “Allah’tandır” der.  Bu tanım, aslında talibin kendi dış âlemi için bir durum tespitidir. Durum tespitini nefsinde de yapmaya başlayınca, her şey için “Allah’tandır” tanımına nefsindeki tespiti de ekler ve “ben kaderimden razıyım” der. Talib “ben kaderimden razıyım” cümlesine, nefsindeki bu tespite sıkı tutunmalı ve bu tespitin izini sürmelidir.

Buraya kadar olan anlatımımızı “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasından kurtulmamış ama inanan birisi de söyleyebilir ve benzer hisleri taşıyabilir. O durum, Amentü Billahi kapsamında olan ve Billahi anlamda iman edenin hisleri ve yolu gibi değildir. “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası ile olan hisler hem o noktada kalır hem de bir gelir bir gider. Bu sebepten “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası ile bunları yapan kişi bazen sebebini anlayamadığı bir huzur bulur, bazen de kendisini büyük bir çıkmazın içinde bulur. Bu kişi esas çözmesi gereken sorunun “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası olduğunun farkına varmalıdır.

Talibin “her şey Allah’tandır” ve “ben kaderimden razıyım” hissiyatı çok önemlidir, ancak bir başlangıçtır; aslında talib çalışmaya ve ilerlemeye yeni başlayacaktır. Bu noktada Talib bilmelidir ki geriyi temizledikçe ön açılır. Yani DuniHi algı ve zann’ları temizlendikçe “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası ile olan hayal, fikir, düşünce, yorum, konuşma dili ve beden dili ortadan kalktıkça Billahi anlamda imanın önü açılır ve talib yol alır. Yöntem, yolun önünü açmak değil, daima gerisindekileri temizlemektir. Çünkü yolun önü olan Ahsen-i Takviym yapının üstünü, yolun gerisindeki diye tanımladığımız Esfele Safiliyn zannlar fonksiyonsuz hale getirmiştir. Kur’an bu Esfele Safiliyn yapı için “kalpteki maraz” tanımını kullanmış ve bu marazdan temizlenen kalbe “Kalb-i Selim’’ demiştir. Şuara Sȗresi 88 ve 89:  “O gün mal da fayda vermez, oğullar da! Ancak Allah’a Kalb-i Selim ile gelmiş kimse müstesna.”

Esfele Safiliyn formattan önce Ahsen-i Takviym yapının kalbı Allah’a karşı haddi aşmayı tanımadığı için, tabiatı gereği tahirdi, temizdi. Ancak Halifetullah vasıflı insanın cennet hayatı için gerekli olan, başlangıçtaki bu tahir kalp değildir, o tahir kalbın tekrar elde edilmesidir. Onun tekrar elde edilmesi gerekiyor ki işte bu Hakk Yol’da “Kazanılmış Değişim” ile olur. Hakk yolda “Kazanılmış Değişim”i yöneten “Rıza Yolu”dur. Ahsen-i Takviym’in Esfele Safiliyn öncesi kalbı razı ve teslim idi, ancak bunun bilincinde değildi. A’raf Sȗresi 172. ayetten öğreniyoruz ki insanın kalbı o teslimiyet ve rıza sebebiyle, başlangıçtaki Ahsen-i Takviym yapıya Rabbi “Ben Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda, o temizlikle “evet, bilfiil şahidiz ki, Rabbimizsin” dedi. Ama gerekli olan bilinç onda yoktu. Ahiretteki cennet ikramı için, Halifetullah vasıflı insanın, aynı manada ancak o mananın bilincini kazanmış olarak ‘’Allahümme ente Rabbi’’ demesi gerekir. ‘’Allahümme ENTE Rabbi’’ seslenişi bu sebeple çok değerlidir.

“Her şey Allah’tandır ve ben kaderimden razıyım” diyen talib, “Rıza Lokmaları”nı sindirdikçe yeni hissiyatlara açılır ve “Kader Manası” içerisinde Allah ile birlikteliğini görerek bu kez “her şey Allah ile ve ben kader içerisinde RAZI bir kulum” der. Ve bu yüksek idrakın kendine has bir hayat tarzı vardır, onu aynı hayat tarzında veya daha ileri olanlar ancak anlayabilir. Talibin ilerlemesi dilenmişse onun hayat tarzından “Kader Manası” razı olur. Kulun razılığıyla “Kader Manası”nın razılığı tek razılık oluşturunca talib “Kader Manası” içerisinde “Allah ile birlikte” hissiyatından sıyrılır ve “İlla Billâh” dediği bir hayat tarzına ulaşır. Bu kuldan Allah’ın da razı olmasıyla yeni bir hayat başladı. Allah’ın rızasının olması, kulun dünya hayatı sürecinde bazı tercih ve fiillerinden Allah’ın hoşnut ve razılığı ile talibin ilerleme sürecinde bir mertebe olan ve Allah’ın o kula yeni bir hayat tarzı ikram ettiği razılığı farklı durumlardır. Her üç hal de kulun Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni değerlendiriş şekliyle alakalıdır. Kulun kendi razılık mertebeleri de kulun Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’yle alakalıdır. Görülüyor ki: “Kader Manası” içerisinde, “Kader Matriksi” içerisinde ve “Yaşanabilir Hayat Normları” içerisinde akışa ışık tutan, kulların Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini değerlendiriş şekilleridir. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni ortadan kaldıran bakış açıları, kader konusunu anlatabilmeyi ve amellendirebilmeyi başaramayabilirler.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM