Edep; Ya Hu – 203

Edep; Ya Hu – 203

Lüb sahipleri Kur’an’da önemle bahsedilen bir gruptur. Lüb sahiplerinin anlatıldığı ayetlerde, “Kur’an Lüb sahipleri için bir öğüt, hatırlatma ve zikirdir” buyrulur. Bakın:
Talak-10: “Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır. Allah’dan ittika edin, ey iman etmiş Lüb sahipleri. Allah size gerçekten bir Zikr inzal etmiştir.”
Sa’d-43: “O’na (Eyyüb aleyhisselam’a) bizden bir rahmet ve Lüb sahipleri için bir öğüt olmak üzere hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık.”
Eyyüb aleyhisselamın hayatına baktığınızda, ailesinin ve aşiretinin darmadağın olduğunu görürsünüz. Sonra hem ailesi hem ümmetinin bir misli fazlası bir rahmet olarak kendisine yine bağışlanmıştır. Sa’d Sûresi 43. ayet, bu aynı zamanda Lüb sahipleri için de bir öğüttür diyor.
Zümer-21: “Görmedin mi ki; Allah, Sema’dan bir su inzal etti de onu Arz’daki kaynaklara koydu. Sonra onunla renkleri muhtelif ekinler çıkarıyor. Sonra o ekinler kurur da sen onu sararmış görürsün. Sonra onu bir hutam (kuru bitki, çöp) kılar. Muhakkak ki bunda Lüb sahipleri için bir öğüt, bir ibret vardır.”
Mu’min-54: “Lüb sahiplerine bir hüda, bir öğüt (hatırlatma) olmak üzere.”
Lüb sahiplerini anlatan bir ayet ise hukuki uygulama ile ilgilidir: Bakara-179: “Ey Lüb sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki siz, bu sayede korunursunuz.”
Ayetlerin dilinden Lüb Sahipleri’nin özelliklerini tanımaya çalıştık, lüb sahiplerini bize ayetler anlattı.
Lüb’ün tanımını bir kez daha hatırlayalım: LÜB; Kul’un muhtar olmadığını ve “BEN varım ve muhtarım” zannından doğabilecek her türlü şirk halini aklın fark edebilmesine imkân sağlayan İhlâs Sûresi hakikatli bir NUR’dur. Lüb’de çalışan Tevhid Nuru’dur. Bu nur kişiye birlemeyi, muhtariyetten yani varlıktan kurtulmayı öğreten, onun yolunu gösteren bir manaya sahiptir. Bu yüzden Lüb halinin İhlâs Sûresi’yle doğrudan ilişkisi vardır.
Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Muhakkak ki her şeyin bir kalbi vardır. Kur’an’ın Kalbi ise YaSin’dir.”
Bir diğer hadis: “Her şeyin bir nuru vardır. Kur’an’ın nuru da Kul HUvallahu Ehad’dır.”
Bu hadisler ve açıkladığımız manalarla Kur’an’ı bir bütün olarak ele aldığımızda, onun kalbi YaSin ve onun nuru (oradaki manayı, idrakı açan nur) ise İhlâs Sûresi’dir. Biz bu nura talibiz. Peki, bu nur nasıl istenir? Onu da Kur’an’dan öğreniyoruz. Bize istemeyi öğreten ve Talimi Mes’ele adıyla anılan bir sure var: Fatiha Sûresi. Evet, bu nur Fatiha Sûresi’yle istenir. Fatiha Suresi anahtar, açan, istemeyi öğreten olarak da isimlendirilmiştir.
Yasin, İhlâs ve Fatiha sureleriyle ilgili hadisler ışığındaki bu bilgilerden sonra hadis kaynaklı bir temenniyi paylaşmak istiyorum: Lütfen bir plan yapın ve hayatınız boyunca 500.000 İhlâs Sûresi okumayı hedefleyin. Bu miktara okuduğunuz tüm İhlâs Sûreleri dâhildir; salâtlarda okuduklarınız, diğer İhlâs’lar, hepsi dâhildir.
Bir de, bu yolda hayrlı açılımlara vesile olacak iki ayeti paylaşalım: Enbiya Sûresi 29 ve Kasas Sûresi 68. ayetler. Enbiya Sûresi 29 ve Kasas Sûresi 68. ayetlere lütfen bakın. Bu iki ayeti okumak, tefekkür etmek bazı şeyleri anlamamızı kolaylaştıracaktır inşaAllah.
Kur’an’ın mesajının doğru anlaşılabilmesi için fark edilmesi ve manasının bilinmesi gereken kavramlardan birisi “mütekebbir” kelimesidir. Mütekebbir öyledir ki birçok ayette geçer ve Kur’an’ın anlatmaya çalıştığı mesajla çok ilişkilidir. İçinde mütekebbir kelimesinin geçtiği bazı örnek ayetlere bakacağız ama şimdi şöyle bir parantez açalım:
“Kur’an’ın Mesajı” ifadesi çok kullanılır, hatta yanlış da kullanılır. Kur’an’ı bir şifre, geleceği anlatan bir kehanet kitabı, bazı şeyleri fal gibi anlamaya yarayan bir kitap gibi değerlendirmemek lazım. Bu işlerle meşgul olanlar tamamen boş işle meşguller. Kur’an’da öyle bir şey yok. Kur’an bir ansiklopedi falan değil. Kur’an insana tek bir mesaj verir. Paylaşımlarımızda hep o mesajın ne olduğunu ele aldık, “Sen Tanrı mısın?” kitapçığımız da hep onu anlatmaya çalışır.
“Mütekebbir” kelimesi Kur’an’ın mesajıyla ilgili olarak çok önemli, bu nedenle de iyi anlaşılması lazım, mutlaka. “Mütekebbir” bir esma’ül hüsnadır. Bir esma’ül hüsna olarak Mütekebbir’in manasına bakalım: Mutlak BENlik Allah’a aittir. Mutlak “BEN”lik. BEN diyen yalnızca kendisidir. Yalnızca Allah “BEN” diyebilir. Bu yüzden, kim “BEN” sözüyle kendisine varlık verirse, var oluşunun hakikatine ait BENliği örtüp, göreceli BENliği öne çıkarırsa bunun sonucunu yanmak suretiyle yaşar. Çünkü Kibriya O’nun vasfıdır. Mütekebbir, ancak Allah’ın BEN diyebileceğini bize anlatan bir esma’ül hüsnadır. Esma’ül hüsna manalarına bakarken buna da tekrar bakınız lütfen.
Mütekebbir kelimesine meallerde nasıl anlam veriliyor? Genellikle “kibirli, kibirlenen” olarak çevrildiğini görüyoruz. Doğrudur da. Normal hayatta bir insana mütekebbir dediğinizde ona kibirli demiş olursunuz. Mütekebbir, kendini bir şey zanneden ve kendini bir şey zannetmesini baskı unsuru olarak kullanan, kendisini bir şey sanışını öne çıkaran kişi manasında kullanılır. Normal hayatta birisine “ne kibirli” dediğinizde, siz aslında ona “mütekebbir” demiş olursunuz, ama Kur’an’da kastedilen mana bu mudur? Kur’an’da söylenmek istenen bu değil. Eğer siz halkın kullandığı bu manayı ayet meali olarak yazarsanız, Kur’an’ın o ayetle açıklamak istediği şeyi örtmüş olursunuz, o gözükmez. Şu ipucunu daha önce de vermiştik: Bir fikriniz, bir davranışınız, bir düşünceniz, bir yorumunuz, bir tanımınız İslami midir, Muhammedi midir, bunu mutlaka test etmeli ve incelemelisiniz. Bunu nasıl yaparsınız? Bu testi şimdi “mütekebbir” örneğinde yapmaya çalışalım.
“Mütekebbir”in normal yaşantıdaki “kibirli kişi, kibirlenen” şeklindeki halini meal olarak alır, ayeti böyle anlamaya çalışırsak bunu bir başkası da yapar. Yani Muhammedi olmayan birisi de kibirli kişiden rahatsız olur, olmaz mı? Birinin kibirli olmaması için veya kibirli kişiden rahatsız olması için mutlaka müslüman mı olması gerekiyor? Müslüman olmayan da kibirli kişiden rahatsız olur ve onu “ne kibirli” diye kınayabilir. Veya bir kişi müslüman olmadığı halde prensip edinir, ben mütevazi olacağım, kibirli olmayacağım deyip gayet mütevazi bir insan olabilir. Onların kendi dünyalarında hümanist ilan ettikleri kişiler böyle insanlardır. Demek ki ayette “mütekebbir” olarak damgalananlar, kınananlar hümanist olmayanlar değil. Eğer öyle ele alırsanız ayeti ötelemiş olursunuz ki; en sık yapılan da budur.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi