Edep; Ya Hu – 204

Edep; Ya Hu – 204

Şuna lütfen dikkat edin, Kur’an okurken birçok ayeti kişi kendisiyle ilgili bulmaz, öteler. Neden öyle yapar? Zihnindeki tanımların yanlışlığından. Tanımları zihninize yanlış yerleştirdiğiniz zaman ayetleri öteler ve “bana hitap etmiyor ama hürmeten okuyayım” dersiniz, yani kendiniz için bir mesaj çıkaramazsınız. Böyle yanlış ve yetersiz tanımlanan bir şey de “mütekebbir” kelimesidir. Bu durum, genellikle kişinin normal hayatı içindeki kibirli davranışları olarak algılanıyor, ama söz konusu olan, insanların tanrısal iddialarla yaşarken birbirlerine sergiledikleri “kibirli davranışlar” değildir. Nedir öyleyse? “Mütekebbir”le kastedilen; kişinin bilerek veya bilemeyerek Allah’a karşı gösterdiği kibirdir, tanrılık iddiasıdır. Ayetlerde bahsedilen mütekebbir, insanlara karşı kibirli olanın ismi değildir. İnsanları mütekebbir olmakla suçlayan, onlara mütekebbir diyen ayetlerin hedefi sizin “kendi aranızda birbirinize karşı kibirli” olmanız değildir. Kişinin Allah’a karşı kibirli olmasıdır, Allah’a karşı mütekebbir olmasıdır. Allah’a karşı mütekebbir olmak ne demektir? Allah’a karşı mütekebbir olan, bilerek bilmeyerek, aslında şunu söylemektedir: O diyor ki, senden ayrıca ben de varım. Senden başka, senin dışında, senin dûnunda ben de varım. Hatta bu iddia özetle şudur: Ben de müstakilen varım ve muhtarım. Senin dışında ben de varım; Varım ve Muhtarım demesi, o kişinin Allah’a karşı kibir yapmasıdır, Allah’a karşı mütekebbir davranmasıdır. Peki, böyle yapınca ne olur?
Allah’a karşı mütekebbir davranınca insan Allah üzerine yalan uydurmuş olur. Bilirsiniz, “Allah üzerine yalan uyduranlar” ifadesi de ayetlerde çok geçer. Allah üzerine yalan uydurmanın bir şekli de budur. Yalan olmayan bir şeyi söylemektir. Bu iddia bu yüzden Allah’a iftira etmektir, O’nun hakkında yalan uydurmaktır. Kişi diyor ki; Allahım evet sen varsın ama senin dışında ben de varım ve muhtarım. Bu düşüncesi ile insan Allah’a karşı yalan uydurmuş ve ayetlerde geçen “Allah üstüne yalan uyduranlar” gruplarından birine girmiş olur. O ayetlerdeki gruplardan birisi de bunlardır.
Hümanist yaşantıdaki kibirsiz davranışlarla ilgili olarak şu da çok önemlidir: Hümanist bir tanrı, böyle bir insan normal hayatta insanlara karşı kibirsiz olabilir, kibirli davranmadan yaşayabilir, bu hususta çok dikkatli ve özenli olabilir. Ama bu davranışı, onun Allah’a karşı olan kibrini kaldırmaz. Buradaki çok önemli husus budur. Oysa biz onu takdir ederiz, “ne mütevazi insan” deriz. Aslında biz onu neden takdir ederiz biliyor musunuz? Bize iyi davrandığı için. Ama mesele insanların bize iyi davranması değil, Allah’la ilişkisidir. Kur’an’da hep ele alınan, insanın Allah’la olan ilişkisidir. Dolayısıyla bir hümanistin, tanrısal yaşantıdaki bir kişinin kibirsiz davranmayı başarması onun Allah’a karşı olan kibrini kaldırmaz. Normal yaşantıda mütevazi insan olmak Allah’a karşı olan kibri kaldırmaz. Oysa insan Allah’a karşı mütekebbir olmaktan kurtulabilse, Allah’a karşı kibri kaldırabilse, “Allah’a karşı kibirli olmamak nedir?”i öğrense, insanlara karşı da zaten kibirli olamaz.
Bazı hadislerde; “kâfirlere karşı kibirli olmak” ifadeleri geçer ki o başka bir şeydir. O ayrı bir konudur. Hadiste geçen o hal, sadakaya giren bir davranıştır da ama o başka bir konu.
Bunları okuyunca, “demek ki insanlara karşı davranışlar önemli değil” gibi bir anlam çıkarmak doğru olmaz. Anlatmak istediğimiz önemli şey şu: Bir kişinin insanlara nasıl davrandığına bakıp, “ben kibirli değilim, insanlara kibirli davranmıyorum, başardım” demesi, bunu başarmış olması o kişinin Allah’a karşı olan kibrini kaldırmaz. Çünkü o kibir ilişkisini Allah ile kurmadı. Önce kişi “Allaha karşı kibirli olmamak nedir?”i öğrenir ve gereğini de uygularsa, bu işin tabiatıdır ki zaten insanlara karşı kibirli olamaz, bu öğrendiğinin edebi içerisinde o zaten vardır. O bilgi insanlara kibri de ortadan kaldırır. “Mütekebbir”i bu anlattığımız şekilde düşünerek ayetlere geçelim.
Mu’min Sûresi 56. ayet: “Kendilerine gelmiş bir sultan (delil, güç) olmaksızın ayetler hakkında mücadele edenler var ya, onların sadırlarında ona asla ulaşamayacakları bir kibirden (varlık duygusundan, “varım” duygusundan) başka bir şey yoktur. O halde sen Allaha sığın. Muhakkak ki, HU Semi’ul Basir’dir.”
“Ayetler hakkında mücadele edenler” tabirini okuyup geçmeyin lütfen. Ama insan bunu okuyup geçiyor ve ekliyor; ben ayetlerle mücadele etmiyorum. Böyle deyip ayeti öteliyor. Nasıl öteliyor bakın. Bunu anlaması için, “ayetlerle mücadele edenlerin kimler olduğunu tanımlamak gerekiyor. O tanıma girmiyorsa tamam, ama o tanıma giriyorsa bir meselesi var demektir. Ayetler hakkında mücadele edenler kimlerdir? Ayetlerle mücadele; ayetlere karşı şiddet içeren inkâr noktasından başlayıp Kur’an’ı kabul ettiği halde içindekileri umursamayan hayat tarzına kadar uzanan bir yelpazeyi içerir. Bir uç ayetleri öyle inkâr ediyor ki bu inkâr şiddet de içeriyor, mücadele ederken şiddet de kullanıyorlar. Ayetler hakkında mücadele eden geniş bir zümre var. Ayet onları onların özelliklerini anlatıyor, onların sadırlarından bahsediyor: Kendilerinde bir delil olmadığı halde, delilleri dayanakları olmadığı halde Allah’ın ayetleriyle mücadele ediyorlar. Kim onlar? İşte bu güruhun iki ucu: Bir uç var ki en aşırı uç: Ayetleri inkâr ediyor, inkârla beraber ayetlere şiddetle saldırıyor, saldırı uyguluyor; hem inkâr ediyor hem de şiddetle saldırıyor. Diğer uç ise Kur’an’ı kabul etmiş (kabul ettiğini söylüyor) ama içindekileri umursamıyor, Allah’ın öneri ve sakındırmaları umurunda değil, ayetlerde “yapın” denilenler onun umurunda değil. İşte skalanın iki ucu… Kendinizi test edin lütfen. Eğer skalanın bir yerine düşüyorsak bu ayetten almamız gereken önemli bir mesaj var demektir.
Mü’min Sûresi 56. Ayette bahsedilen grupta olanların sadırlarında asla ulaşamayacakları bir şey var: Kibir, kibir duygusu, yani “müstakilen varım” duygusu, Allah’tan müstakil varlık duygusu. Buradaki kibir varlık duygusudur; “Varım ve Muhtarım” iddiasıdır ki bu iddia nefsin şerrinindir. Nefsin şerrinin hâkimiyet yerini tanımlamıştık, o sadırda hâkimiyet kuruyordu. Nefsin şerri sadırda hâkimdir. Bu yüzden ayet bize “kibir duygusu onların sadırlarındadır” diyor. “Varım ve Muhtarım” dedikleri ama hiç ulaşamayacakları o duygu onların sadırlarındadır. Nefsin şerrine ait o duygunun yeri sadırdır.
Bu ayetin sonu “HU Semi’ul Basir’dir” diye bir Esma’ül Hüsna ile bitiyor. Birçok ayetin esma’ül hüsnalarla bittiğini görürüz. Eğer bir ayet bir esma’ül hüsna ile bitiyorsa anlatılan konuyla ilgili bir kanuna ait mesaj var demektir. Orada, ayetteki konu ve ayette verilen mesajla ilgili bir uyarı ve o konuyla ilgili olarak esma âleminin bir kanunu söz konusu demektir. Ama bu çok ayrı bir konudur ve ayrıca ele alınması gerekir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi