Edep; Ya Hu: – 214 –  Sadrı şikâyetle rahatlayan ve tatmin olanlar

Edep; Ya Hu: – 214 – Sadrı şikâyetle rahatlayan ve tatmin olanlar

Bugün paylaşacağımız şey idrak olarak da uygulama olarak da çok önemli. Bir kişi düşünün “ben de müstakilen varım ve muhtarım” demiyor, bu iddiada değil. Bu iddiayı fark etti ve bu konuda nefs mücadelesi yapıyor, nefsini bu konudaki şerden temizliyor. Bu kişi için sakınılması gereken bir önemli şey var, onun bu noktadan sonra düşebileceği bir yanlış var: Onun “müstakillik ve muhtariyet” iddiası yok ama çevresinde “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıyla yaşayanlar var. Eğer kişi onlarla ilişkilerinde onların bu iddialarını tasdik ediyorsa Hakk yolda ilerleyemez. Tabi bu iyi anlaşılmalıdır. Kişi “ben varım ve muhtarım” iddiasında olanları, onların yaptığı işleri, onların fikirlerini, düşüncelerini, söylemlerini tasdik ediyorsa ilerleyemez. Oysa kendisi “ben varım ve muhtarım” demiyor. Hatta “Allahım ben sana varlık ve muhtariyet iddiasında olmadan iman ediyorum, bu batıl iddiaya sırtımı döndüm” diyor. Ama bakıyorsunuz, “ben varım ve muhtarım” diyenleri yani “ben de Allah’ın dışında tanrıyım” diyenleri tasdik ediyor, onların hallerinin tasdikçisi. En azından onları takdir ediyor. “Ben tanrıyım” zihniyetinde olan birisi bir iş yapıyor, varlık ve muhtariyet iddiasında olmadığını söyleyen kişi ise “helal olsun nasıl yapmış şu işi” diyor. Fark ettiniz mi? Lütfen dikkat edin, o kişi o işi o mütekebbir olarak yapmış, zaten mütekebbirliğini ilan etmiş, sen de yorumunla, yaklaşımınla onun küfrünü takdir ve tasdik ediyorsun. Bu söylediğimi iyi fark ederseniz, küfür ehlinden hayran olduklarınız olamaz. Bir kişi küfür ehli (tanrılığını ilan etmiş), bu idrakta ısrarlı bir yaşantısı var ve siz onu tasdik ediyorsunuz; bu nasıl mümkün olur? Olamaz. Bunu fark etmekle siz “Benim dostumla dost, düşmanımla düşman olun” ayetlerinin kapsamına girmiş olursunuz.
“Düşman olun”, gidin düşmanlık yapın demek değildir. “Onun küfrüne katılmayın” demektir. Küfrüne katılma. Bunu anlayan buğz etmenin ne demek olduğunu fark eder. Siz onun yaptığı işin “Allah yokmuş gibi” bir idrakla olduğunu gördüğünüz halde ona nasıl hayranlık duyarsınız? Olmadı. Bu halden kurtulmadan ilerleyemezsiniz. Onu kabul etmez ve tasdik etmezseniz hızlı ilerlersiniz.
Bunu bir başka örnekle açmaya çalışalım. MOBESE kameralarının yakaladığı görüntülere rastlıyoruz; kuyumcu soyuyorlar, benzinlik soyuyorlar. Ama kameralar sayesinde yakalanıyorlar. Bir arkadaşlarınızla böyle bir haber izliyorken, içinizden biri soyguncu için “bravo adama ya” dese, onu takdir etse, onların soygun işini tasdik etse, hayran olsa ne düşünürsünüz? “Yarın bir gün bu da bir soygun yapar” dersiniz. Küfür de böyle bir şey işte. Çocuğunuz o yanlışı tasdik etsin ister misiniz? Çocuğunuz o haberi izlerken “Allahım bizi böyle işlerden muhafaza ediver” dese memnun olursunuz. Veya dua işiyle meşgul değilse, normal dünya sistemi içerisinde bir adaleti savunup o işi kınarsa, “başkasının malına zarar veriyorlar, vicdansızlar” falan derse gene memnun olursunuz. Neden? Çünkü böyle bir işe karışmaya niyetli olmadığını düşünürsünüz. Bir işi tasdik, o işi yapacak olmak demektir. Bu açıdan bakalım: “Ben de müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında olanları izleyen, okuyan, karşılaştığında onlara hayranlık duyan, medya ve sosyal ortamlarda onların yorumlarını, görüşlerini paylaşan, onları tasdik eden bir kişi o işi yapacak demektir, gizli gizli küfre hayran demektir. “Sen Tanrı mısın?” kitapçığında anlattık, insanın dünyaya gelen esfele safiliyn yapısının ilk aşkı küfredir, insan küfrüne âşıktır” dedik. Kişi küfrüne âşıktır, bu aşktan ancak Allah’a âşık olursa kurtulabilir. Normal hayatta da öyledir, herhangi bir aşkı ancak daha büyük bir aşkla silebilirsiniz. Bunun gibi, kişinin küfrüne olan aşkını ancak Allah Aşkı siler. O aşkı yakalamak gerekir. Ama kişi kendini küfre aşkın içinde bulduğu için “ben varım ve muhtarım” iddialarını gizli gizli tasdik eder. Bu tasdikleri, bu takdirleri tek tek yakalayıp kurtulursa buğz çerçevesine girmiş olur. Buğz ettiği için, inşaAllah kendisi onları yapmayacak demektir. Ve bu haliyle o kişi nefsini şerrinden temizliyor demektir. Bu önemli bir ipucudur.
Bir ipucu daha: Siz karşılaştığınız her düşünce, hal ve fiili iki şeyden birine havale edersiniz; şeytana veya Allah’a. Ben bunu şeytana mı havale ettim, Allah’a mı diye mutlaka sorgulamalısınız. Çünkü mutlaka ikisinden birisi yapılır, mutlaka. Her düşünce, her yorum ve her fiil için böyledir, üçüncü bir şık yok. Kişi kendisini incelerken buna da çok özen göstermelidir.
Billahi anlamında iman edenlerin kalbinin ancak Allah zikriyle mutmain olduğunu ayetlerle görmüş ve üzerinde durmuştuk. Bu tatmin sözde tanrılık iddiasındaki yaşantıda da vardır ama nasıldır? Sözde tanrılık iddiasındaki yaşantıda sadırlar mutmain olur, sadırlar tatmin olur. Dikkat edin tatmin olan kalbler değil, sadırlar. Bu yaşantıda sadırlar neyle mutmain olur biliyor musunuz? Şikâyetle. “Sözde Tanrılık İddiası”ndaki yaşantıda sadırlar tatmin olur ama şikâyetle! O yaşantıda sadırlar öyle denge bulur. İman edenlerin kalbleri “Allah zikriyle” tatmin olur, tanrılık iddiasında olan ve bu yaşantıyı sürdürenlerin ise sadırları “şikâyetle” tatmin olur. Şaki (bedbaht, sapmış) hal, said halin zıddı olup bu halin önemli bir göstergesi de şikâyettir, şaki hep şikâyet eden kişidir. Kimi? Allah’ı. Hangi konuyu konuşursanız konuşun, kimi çekiştirirseniz çekiştirin, hep Allah’ı şikâyet ve Allah’ı çekiştirmedir. Birisi size bir şeyini anlatıyor. Dinlediniz, onun adına da üzüldünüz. Şikâyeti gitsin diye ona hayr duası yapsanız rahatsız olur, sizin hayr duası yapmanızdan rahatsız olur. “Ya boş ver bunları, hayrlısı olsun” deseniz rahatsız olur, size kızar, onun tarafını tutmadığınızı söyler. Size mevcut olan sistemi anlatmaya çalışıyorum. Eğer kişi şikâyetle tatmin oluyorsa, onun sadrı şikâyetle rahatlıyor ve tatmin oluyorsa onun fiillerinde de bu var demektir.
Bir arkadaşınıza telefon ediyorsunuz, iki cümleyle işinizi konuşursunuz, sonra şikâyet… Çocuktan, beyden, hanımdan, gelinden, kayın valideden, sistemden, trafik polisinden, arabadan… Hep şikâyet. Karşıdaki de cevap veriyor, iş bitti, ikisinin de sadrı rahatladı, dengeyi buldular. “Seninle de sohbet ne güzel” dediler, onlar artık sıkıştıkça birbirlerini ararlar. Duramazlar. Neden? Çünkü sadırlarını rahatlatacaklar. Neyle? Şikâyetle. Dikkat edin, hayatları sürekli şikâyet! Bu hal şaki/sapmış oluşun fiilidir. Şikâyetten kurtulmayanın şaki fiilinden kurtulması mümkün değildir. Öyleyse insan hayatını saniye saniye, satır satır incelemeye almalıdır, değil mi? Eğer ahirette Allah’ın rızasına talibseniz böyle. Allah muhafaza etsin, tehlikeli bir hastalıkta doktor “kendine saniye saniye dikkat edeceksin” dediğinde dikkat ediyoruz. Kişi yemesine, içmesine, ilacına, dışarıda maskeli gezmesine, hepsine dikkat ediyor. Demek ki insanda bu haslet var, saniye saniye dikkat edebiliyor. Ama bu özelliği Allah için kullanmıyor. Olmaz! Talip bunu Allah yolunda da yapmalıdır; hayatı saniye saniye incelemeli, bu tuzaklara nasıl düşüldüğüne bakmalı, düşmemek için çok dikkatle yaşamalıdır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi