Edep; Ya Hu – 215 –  Önceliğini söyle kim olduğunu söyleyeyim

Edep; Ya Hu – 215 – Önceliğini söyle kim olduğunu söyleyeyim

Allah’ı tanımaya ve bu tanımaya da uygun yaşamaya talip olan kişi kurduğu cümlelere hep dikkat etmelidir. Cümle deyince, yalnızca söylediğiniz değil, düşünürken kurduklarınız, yaşarken yaptıklarınız da birer cümle olarak buna dâhildir. Ama önce konuşma cümlelerimiz… Örneğin, “Ben” diye başlanan her cümleye dikkat etmeliyiz; o cümle cehenneme bir bilet mi, yoksa cennete bir davetiye mi? Cennete bilet demedik, cennete bilet olmaz. Cennetin ödenebilecek bir karşılığı yoktur. Ancak davet edilirsiniz, o lütuftur, nimettir. Bir cümle kurduğunuzda, siz o cümleyle bir cehennem bileti mi alıyorsunuz, yoksa bir cennet davetiyesi mi? Her cümleniz için dikkat etmeniz ve korkmanız lazım. Aksi halde şu uyarı yaşanabilir: Onlara ölüm geldiğinde “Allahım bizi geri gönder, biz orada yapamadıklarımızı oradaki imkânlarımızla yapalım, bize tekrar fırsat ver” derler. O halde, elinizde fırsat varken her anı saniye saniye incelemek gerekir.
İnsanların dünya hayatında kullandığı; “arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim” sözünü hiç düşündünüz mü? Aslında bu ilimle baktığımızda onu söyleyen kişi demek istiyor ki: Arkadaşını söyle de senin nasıl bir tanrı olduğunu söyleyeyim, senin nasıl bir tanrı olduğunu anlayayım. Arkadaşını söyle de senin narsist tanrı mı, hümanist tanrı mı, şifreci tanrı mı, Polianna tanrı mı nasıl bir tanrılık iddiasında olduğunu anlayayım. Hatta dahası şudur: Söyle arkadaşını, arkadaşın şeytan mı, melek mi? “Hiç şeytandan arkadaş olur mu?” demeyin. Kur’an bu konuda bize ne diyor bakın: Zuhruf Sûresi 36: “Kim Rahman’ın zikrinden âmâ olursa ona bir şeytan hazırlarız (takdir ederiz). O şeytan ona bir kariyndir (çok yakın arkadaştır).”
Demek ki, kim Allah yokmuş gibi davranır, bu hatırlatma ve bu zikirden uzak durursa ona bir şeytan hazırlanıyor, o şeytan ona en yakın arkadaş oluyor. Şeytanla ilgili olarak da “Sen Tanrı mısın?” kitapçığına atıf yapacağız. Çünkü şeytanın ne olduğunu orada geniş anlattık. Sadra tesir ettiği için ilerleyen yazılarımızda da sadr-şeytan ilişkisine değineceğiz inşaAllah. Şeytanı kolay anlamak için onu önce şeytaniyet olarak düşünmeliyiz. Şeytaniyet yani “şeytanlık” bir görevin ismidir. Şu iki şeytanlığı hemen fark etmeliyiz: Bir bu görevle görevli cin ve insan varlıklar vardır, bir de sende onların görevli olduğu bu şeytanlığı yapan esfele safiliyn yapı vardır. O da şeytandır ve asıl şeytandır. Şeytan deyince ikisini birden düşünmeniz lazım. Ona bir şeytan hazırlarız denilmesi, ona görevi şeytanlık olan bir varlık görevlenir demektir ama bir de onun esfele safiliyn yapısı o kadar kuvvetlenir ki şeytanlık artık onun karakteri, hali, kişiliği olur. Ayetteki kariyn yakın arkadaş demektir, kişilik demektir.
Ya-Siyn 60: “Ey AdemOğulları. Size söylemedim mi; şeytana kulluk yapmayın. Muhakkak ki o sizin için apaçık bir düşmandır.”
Dikkat ederseniz, şeytan ayette arkadaştan daha ileri bir vasıfladır. Normal tanrısal hayatta zalim bir yönetici (yani narsist bir tanrı) nasıl elemanı sever? Kendisine kul köle olanı! Öylelerinden “şu benim has elemanım” diye bahseder. Çünkü ne desem yapar, sözümden çıkmaz, bana kul köledir. Arkadaşlıktan, dostluktan ileri bir tanım yapar; kulluk. İşte bu işi böyle düşündüğünüzde, bu işe bu çerçeveden baktığınızda ayet diyor ki; şeytana kulluk yapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır. Yaradan soruyor: “Size böyle söylemedim mi, neden o hala sizin arkadaşınız?” Bir baba çocuğuna; “yavrum o çocukla gezme demedim mi sana?” der ya, onun gibi. “O seni hep yanlış yerlere götürüyor, o neden hala senin arkadaşın?” der gibi. Niçin böyle söyler? Şefkatinden, bu uyarıyı şefkatinden yapar. Babanın uyarısında şefkati, merhameti görüyorsunuz da, ayette Allah’ın merhametini neden aramıyorsunuz? Ey Âdemoğlu, sana, şeytana kulluk yapma diye söylemedim mi?
Bunu işiten kul ne yapmalıdır? Hemen kime kulluk yaptığını düşünmelidir ki ayet onu uyarır:
Ya-Siyn 61: Euzü billahi mineş şeytanir racim. Bismillahir Rahmanir Rahiym. “Ve enı’buduniy; hazâ sıratun müstakıym; bana kulluk edin; sırat-ı müstakıym budur.”
“Bana kulluk edin; sırat-ı müstakıym budur” dedi. O zaman “sıratı müstakıym/doğru yol” olarak tarif edilen halde miyiz, doğru yolda mıyız, bunu anlamamız lazım. Bunu kendimizde nasıl anlarız, nasıl inceleriz? Kendimize şu soruyu sorarak: Önceliğim ne? Yani kendine “Önceliğini söyle kim olduğunu söyleyeyim” dersin, yani hayattaki önceliğini söyle, kim olduğunu söyleyeyim. Bütün hal ve hareketlerinizde önceliğinize bakın; eğer “illa Allah” ise sizin arkadaşınız meleklerdir. Çünkü önceliğiniz “illa Allah” ise, sizinle ilgilenmek meleklerin görevleridir. Hayattaki her türlü hal ve davranışınızda önceliğiniz hep “illa Allah, illa Allah, illa Allah” çıkıyorsa sizin arkadaşınız meleklerdir, sizinle ilgilenmek onların görevidir.
Fussılet 30: “Muhakkak ki “Rabbimiz Allah’dır” deyip sonra bil fiil istikamet edenlerin üzerine melaike tenezzül eder; “korkmayın, mahzun olmayın ve vaad olunduğunuz cennet ile sevinin” der.”
Ayette “Muhakkak ki” dediğine göre demek ki kesinlik var. Bu yüzden “Rabbimiz Allah’tır” diyen kesinlikle önemlidir, “Allahümme ente rabbi” diyen kul çok önemlidir. “Allahümme ente rabbi” sığınışı çok önemlidir. Ayetler “Allahümme ente rabbiy; Rabbim sensin Allahım” diyen kulu çok övüyor. Bu yüzden “Allahümme ente rabbiy” müthiş bir sesleniştir: Kim Rabbimiz Allah’tır der ve buna göre de istikamette olursa onların üzerine melaike tenezzül eder, iner…

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi