Edep; Ya Hu – 219 – BİLE BİLE İNKAR EDENLER

Edep; Ya Hu – 219 – BİLE BİLE İNKAR EDENLER

Hud Sûresi 120. ayet, çeşitli nebi ve rasullere ait kıssalar hususunda Rasulullah (SAV)’e “senin fuadını sabitlemek için onları sana kıssa ediyoruz” buyurur: O kıssaların öyle özellikleri var ki sana onları vahy ettiğimizde, onları aldığında senin fuadın sabitlenir, böylece fuadın analiz yapmadan sonuç çıkarır, hep böyle çalışır
Furkan Suresi 32. ayet ise Kur’an’ın bölümler halinde gelmesinin Efendimiz (SAV)’in fuadının sabitlenmesi için olduğunu anlatır. İdrakları ve yaşantıları gerçeğe ters olanlar gerçekleri tartışmayı sevdikleri için, gelen bir ayeti veya bir olayı kendilerince düşürmek için zıt fikirler ileri sürerler ki bakın, Furkan Sûresi 32:
“Kâfir olanlar dediler ki: Ona Kur’an cümle-i vahide olarak (topluca, birden) tenzil edilmeli (indirilmeli) değil miydi? Oysa senin fuadını sabitlemek için onu tertil üzere bölüm bölüm okuduk.”
Kâfir olanlar böyle dediler: Ona Kur’an birden gelmemeli miydi, niye böyle parça parça geliyor? Kur’an onlara cevap veriyor ama bize öğretiyor. Kur’an Efendimiz (SAV)in fuadını sabitlemek için bölüm bölüm indiriliyor ama bu onların farkında olacakları bir iş değil.
Necm Sûresi 11: “Ru’yet ettiği (gözleriyle gördüğü) şeyi Fuad yalanlamadı.”
Bu ayette de bize fuadın Efendimiz (SAV) özelindeki bir yanı bir olay anlatılarak öğretiliyor. Efendimiz (SAV) vahyi getiren Cebrail (AS)’ı birkaç kez aslî suretiyle görmüştür, öğrendiğimiz bilgilere göre. Bu görüşmelerden birisi de Sidret’ül Münteha’da olmuştur. Sidretü’l Münteha, yaratıklar âleminin son noktası olarak tarif edilir, bu yüzden oraya son ağaç/sidret’ül münteha benzetmesi yapılmıştır. Ayet bize diyor ki: (Rasulullah SAV) onu asli suretinde gördüğünde gözünün gördüğünü fuad yalanlamadı. Dikkat ederseniz fuadın bu ayette anlatılan çalışma yöntemi normale göre terstir. Normalde önce göz görecek yani sem’ ve basar çalışacak sonra fuad Kalbi Görüş’le onu bilecekti. Halbuki burada doğrudan kafa gözü ama Fuadla görüyor. Bunun olması için öyle bir fuad lazım ki kendi yapacağı işten önce gördüğünü yalanlamasın. Efendimiz (SAV)in fuadının özelliklerinden biri de bu: Ru’yet etiğini (gözüyle gördüğünü) fuadı yalanlamadı…
Buna mukabil inkâr edenlerin dünya ve ahiretteki fuadlarının durumu çok farklıdır bakın:
Ahkaf Sûresi 26t: “Andolsun ki, sizi imkanlandırmadığımız şeylerle onları temkin ettik ve onlara sem’, absar ve fuadlar oluşturduk. Fakat onların ne sem’leri, ne basarları ve ne de fuadları onlardan bir şey savdı. Çünkü bile bile Allah ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşattı.”
Ayette Hud kavmi ve Mekkeliler kıyaslanıyor. Mekkelilere, Hud kavminin imkânları sizden çok fazlaydı, onlara çok şey verdi, onlar sizden çok güçlülerdi, imkânları çok fazlaydı ve onların da sem’ absar ve fuadları vardı şükretsinler diye, ama bu iş için kullanamadılar deniyor. Onların sem’leri, basarları ve fuadları onların karşılaşacakları şeyi onlardan savamadı. Çünkü bile bile Allah ayetlerini inkâr ediyorlardı. Bu ayete göre Hud kavminin özelliği şudur: İnanıyor, inanmaya müsait ama inkâr ediyor. Bunun skalasını oluşturmuştuk, bile bile inkârın iki ucunu söylemiştik. Bu iki uç korkmamız için çok önemli. Bir ayeti duyduğu halde umursamamak çok korkunçtur. Ayet ve hadisler bir şeyi apaçık beyan ettiği halde “öyle ama ne yapalım” yaklaşımları veya “günümüzde bunlar uygulanamaz ki” gibi cümlelerin hepsi ayetleri bile bile inkâr sınıfına giriyor. Allah’tan merhamet ve yardım dileyelim de o sınıfta olmayalım inşaAllah. O skalaya düşmemek için çok dikkat etmek, çok dua etmek gerekiyor…
En’am Sûresi 110: “Biz onların fuadlarını ve gözlerini kalbederiz. İlk keresinde ona iman etmedikleri gibi onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın terk ederiz.”
İnkârcılar için diyor ki; nihayet onlar inkârda öyle geri dönülmez bir noktaya gelirler ki, onların fuadlarını ve gözlerini kalbeder (çevirir)iz, artık tersine sabitlenirler yani. Önceki sabitlemeler Hakk yolundaydı. Şimdi ise tersine. Sabitlenirler de artık oradan devamlı onların tuğyanlarıyla ilgili sonuç çıkar. Ve bu durumda kör ve şaşkın bocalar halde onları terk ederiz.
“Kör ve şaşkın bocalıyorlar” ifadesine yanlış bakarsak manayı da yanlış anlarız. Lütfen dikkat edin, onlar bu halde olmalarına rağmen kendilerine “biz kör ve şaşkın halde bocalıyoruz” demezler, öyle olduklarını düşünmezler. “Kör ve şaşkın bocalıyorlar” diyen, onların o halini görendir. Çünkü fuadları ve gözleri kalb edilmiş olup da kendi ürettikleri batıl fikirler içerisinde kör ve şaşkın bocalayanlara amelleri süslenmiştir.
Fuadları ve gözleri kalbedildiği için tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın olanlar kendilerini çok doğru yolda zannederler, “kör ve şaşkın bocaladıkları” akıllarına bile gelmez. Bu çok korkulacak ve sığınılacak bir haldir. Bu halde yaşayanların gerçek nefs-i levvame halini fark ettikleri ve bu doğrultuda yaşamaya gayret ettikleri bir imanları olmadığı için kendilerini bu konuda “yaşantım Hakk mı yoksa batılda mıyım?” diye kendilerini sorgulamak akıllarına gelmez. Bu durumu ancak gören söyler: Kör ve şaşkın bocalıyorlar! Hakk yolda olan onlara bakınca der ki; bunlar kör ve şaşkın bocalıyorlar. Muhafaza buyur Allahım.
Ayetteki bu “onlar kör ve şaşkın bocalıyorlar” ifadesi görenin değerlendirmesidir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi