Edep; Ya Hu – 231 – ZİKREDEN DİL, ŞÜKREDEN KALB, İMANINDA  YARDIMCI OLAN EŞ

Edep; Ya Hu – 231 – ZİKREDEN DİL, ŞÜKREDEN KALB, İMANINDA YARDIMCI OLAN EŞ

Dün yazımızda kalbin kilitli, perdeli, paslı hallerinden bahsetmiş son olarak bütün bunlardan kurtulmuş kalp olan kalb-i selim’i görmüştük. Bir de kalbin münîb olması vardır (ki ayetlerde “kalbin münib” diye geçer). Kalbin münîb olması, dünyaya gelen “Tanrılık İddiası Formatı”ndan vazgeçip, onu terk edip Allah’a dönmesidir, Allah’a yönelen kalp olmasıdır. Allah’a dönen, o formata (ilahlık hissiyatına) kapılmayan, o asi formatın kendisine cazip gelmediği kalp Allah’a dönmüş kalptir; bu kalp duniHi algıyı fark edince Allah’a dönüyor.
“Kalb-i münib” tabiri Kaf Sûresi 33. ayette tanımlanır: “Gaybı olarak Rahman’dan haşyet eden ve Allah’a dönen; kalb-i münib ile gelen kimse için…”
Kaf Sûresi, buraya kadar muttakilerden bahseder; “muttakilere cennet yaklaştırılmıştır, zaten uzak değildi” der, muttakilerin bir özelliğini de söyler: Onlar gaybları olarak Rahman’dan haşyet etmişlerdir ve onlar kalbi münib sahibidir. Yani onlar dünyada tanrılık iddiası olan yaşantıdan (yaşantılarından) yüz çevirdiler, Allah’a döndüler, kalplerini Allah’a döndürdüler.
Bu bakımdan uyarıcı bir hadiste kalb-i münib şöyle tanımlanıyor: “Sahip olduklarının en faziletlisi Allah’ı zikreden dil, şükreden kalb, imanında yardımcı olan eştir.” Efendimiz (SAV) bizim için dünyada en faziletli olan üç şeyi sayıyor: Allah’ı zikreden dil, şükreden kalb, imanında yardımcı olan eş. Şükreden kalp Kalb-i Selîm’dir, Kalb-i Münib’dir; hasta değildir, hastalıkları görüp hastalıktan kurtulmak üzere Allah’a dönmüştür.
Fark etmemiz gereken çok önemli bir şey de şudur: Bir kulun dünya hayatı sürecindeki Billahi anlamındaki imanının, yani onun hastalıksız kalbinin (kalb-i selîminin) onun sonsuz hayatındaki önemi ve tesiri kavranamayacak kadar büyüktür. Dünya yaşantısında bir kulun Amentü Billahi anlamında iman etmesi, bunu açıklaması ve ona uygun ameller koymaya çalışması kavrayamayacağımız kadar önemlidir. O kulun duası da çok önemlidir, bir hazinedir o. Dünyadan ayrılmış olanlar (Rasul ve Nebiler dâhil) bu dünyada yaşayan imanlı kalbden dua ister. Çünkü şans ondadır, o şans ancak dünyadayken vardır. Dünya süreci iman gerektiriyor, ahirete iman gerektiren bir durum var. Çünkü ölümle başlayan ölüm sonrası hiç somut değildir. Bilen de onu size somut anlatmaz. Neden? Anlatırsa imanın bozulur. Eğer Bilen sana kabir hayatını, cenneti cehennemi gösterse, neye iman edeceksin ki? O zaman imanın önemi kalmaz. Bu dünyada önemli olan imandır, seni değerli yapan imanındır, seni müthiş yapan imanındır. İşte bu yüzden imanlı kişinin duasına herkes ihtiyaç duyar. Bu yüzden tüm nebi ve rasullere salâvat okuruz. Efendimiz (SAV) buyurur: “Sen oraya gittiğin zaman da hepsi sana yardımcı olur.” Çünkü sen imanlı ağzınla onlara dua ediyordun, sende o şans varken nebi ve rasullerin hepsine dua okudun, şimdi de sen zor bir yerdesin, artık hepsi sana yardımcı olur. Çünkü hazine sendeyken onlar için kullandın. Bu şansı kaçırmamak lazım, ahirete intikal etmiş kişiler için bu şansı kaçırmamak lazım. Bu yüzden hayrlı evlat, hazine elindeyken annesine babasına ve bütün müminlere o imanlı ağızla dua edendir. Hatta ölmüş olmaları gerekmez, insanların yaşarken de birbirine duaları önemlidir.
Günahsız ağızla dua yapmanın önemi bize hadisle öğretilir. Ve şuna lütfen dikkat edin, birisine dua etmek için o kişinin illa ölmüş olması gerekmiyor, yaşarken de birbirimize dua çok önemlidir.
Furkan Sûresi 77: “De ki, eğer duanız olmasa Rabbim size önem vermez.”
Anlıyoruz ki; kulu önemli yapan şey dua. Dua için önemli bir şey (duayı yükselten önemli unsurlardan birisi) de günahsız ağızdır, günahsız ağızla yapılan dua çok makbuldür. Peki, günahsız ağızla dua mümkün müdür, bu nasıl olur? Dünyaya “Asi” takdim formuyla, o formatla gel, sonra da günahsız ağızla dua yap, bu olacak iş midir? Evet, bu mümkündür. Çünkü ağızlarımız birbirimiz için günahsızdır ve bu çok önemli bir şanstır. Benim ağzım yani idrakım senin şirkini yüklenmez, benim ağzım ve idrakım senin şirkin için günahsız olduğundan benim duam senin için, senin duan benim için çok önemlidir. Bu kapsamda en önemli dualardan birisi birbirimize Allah’ın Selâmı’nı istemektir, biz bu yüzden selamlaşırız. Haber vermek, iletişim kurmak için değil, biz selamlaşırken dualaşıyoruz. Selâm esmasının müslüman kardeşine ulaşması için dua ediyorsun, diyorsun ki: Esselamü aleyküm; Allah’ın Selâm esması seni kaplasın kardeşim. O da: Ve aleyküm selam; seni de kaplasın kardeşim diyor, böylece günahsız ağızlarla dualaşıyoruz. Ne kadar güzel değil mi? İkisi de birbiri için günahsız ağız, o günahsız ağızlarla selamlaştılar. Lütfen bir düşünün, Allah’ın Selâm esması sana ulaştı mı ne olursun? Onu nasıl anlatabiliriz ki…
Bu parantezi kapatıp kalbi ve kalble ilgili özellikleri tanımaya devam edelim.
Allah kalpdekileri bilendir. Kalbin bu özelliği de bize ayetlerle öğretilir:
Nisa Sûresi 63: “İşte onlar Allah’ın kalplerindekini bildiği kişilerdir.”
Ahzab Sûresi 51: “Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah Aliymen Haliym’dir.”
Bu iki ayet açıklıyor; kalbdekileri Allah bilir (ya’lemü ma fiy kulûbiküm). Gayet doğaldır, Sahibi çünkü…
Bir de Allah’ın kalbine iman yazdığı kalpler vardır; kalbine iman yazılanlar vardır. Mücadele Sûresi 22. ayet diyor ki; “Allah onların kalbine iman yazmıştır.” Âmin. Ne güzel değil mi?
Bazı ayetler bizim için testtir, yaşarken kendimize test yapabileceğimiz ipuçlarını verir. Mücadele Sûresi 22. ayet de öyledir. “Amentü Billahi dedim, Billahi anlamında imanlıyım, bunu deklare ettim” dediniz. Sonra da merak ettiniz, ben bu imana uygun amel ediyor muyum, o sınıfta mıyım? İşte bunu anlayabilmemiz için ayetlerde ipuçları vardır. Bazı ayetler; “Billahi anlamında iman edenler şöyle yapar, şöyle yapmaz” der. Siz oralara bakıp rahatlıkla görebilirsiniz; ben iman ettim diyorum ama bu ayette söylenen gibi miyim, değil miyim? Eğer “değilim” diyorsak ayet bizim için bir ipucu, bir kurtuluş fırsatı olur. Ona göre dikkat edelim. O ipuçlarından birisi de Mücadele-22’dir. Kalbe iman yazılması, ayette “ketebe fiy kulûbihimül îmâne” şeklinde geçer.
Mücadele-22: “Allah’a ve ahiret gününe Billahi anlamında iman eden bir toplumu, Allah ve Onun Rasulü ile zıtlaşanlarla sevişiyorlar bulamazsın. Velev ki bunlar onların babaları yahut oğulları yahut kardeşleri veya akrabaları olsalar bile. İşte bunlar, Allah’ın kalblerinin içine iman yazdığı ve katından bir ruh ile onları teyit ettikleridir. Ve onları içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altlarından nehirler akan cennetlere dâhil eder. İşte bunlar “Allah’ın tarafında” olanlardır. Dikkat edin, muhakkak ki Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
İşte Mücadele Sûresi 22. Ayet! “Allah’a ve ahiret gününe Billahi anlamında iman eden bir toplumu, Allah ve Onun Rasulü ile zıtlaşanlarla sevişiyorlar bulamazsın.” Bu hal bizim için öyle çok önemli bir hal ki. Lütfen bunu inceleyelim ve amel olarak ona uyma gayretine girelim.
Rabbim, cümlemizi kalbine imanı yazdıklarından eyle (âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi