Edep; Ya Hu -236- İKİLEM VE BATILIN  CAZİP GELMESİ

Edep; Ya Hu -236- İKİLEM VE BATILIN CAZİP GELMESİ

Tevbe Suresi 15. ayetteki “Allah dilediğinin tövbesini kabul eder” geçer vurgusu ayetin indiği anla ilgili olarak ders alınması gereken çok önemli bir şeydir. Karşı taraf müslümanlara saldırmıştı ama sonra işler düzeldi, tedavi gerçekleşti, şimdi doktor devreye girdi. Önce hastanın ihtiyacı olan cümlelerle tedavisini yaptı, şimdi diyor ki; tedavi oldun, artık işe hücumla bakma; Allah dilediğinin tövbesini kabul eder; karşı taraftakilerin de tövbesini yani Hakk yola girişini kabul eder. Bunu Tevbe 11 açıklıyor: “Eğer onlar tövbe eder, salâtı ikame eder, zekâtı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz ayetleri bilen kavme açıklarız.”
Bu durumda kin ve gazap kalktı, ayetler vurguladı ki çünkü tövbe kapısı herkese açık. Hatta “tövbe kapısı kapanmaz” ifadesini duyasınız, o çok da doğru değildir. Tövbenin kapısı yok ki kapansın. Kapanmaz demek, aslında kapısı yok demektir. Kapanmayan yere hiç kapı yapılır mı? Kapatmayacaksanız niye kapı yapasınız ki? Bu yüzden “tövbe kapısı kapanmaz” demek “kapısı yok” demektir.
Ankebut Sûresi 2: “İnsanlar denenip ne olduklarının sonucu görülmeden “iman ettik” lafıyla kurtulacaklarını mı sandılar?”
Hatırlayın lütfen, “ne düşüyordun da cennettesin” diye bir şey yoktur demiştik; “ne yaptın da cennettesin” var. Doğru iman elbette şart! Doğru imanla ama yaptığımız önemli! Efendimiz (SAV) sahabelerden birisine buyuruyor: “Ne zaman cennette yürüsem ayak izini duyuyorum. Ne yapıyorsun da cennette ayak sesin geliyor?” Bakın “ne düşünüyorsun, nasıl inandın” demiyor. Zaten inancı yanlışsa kişi bu kulvarda olamaz, onu bu kulvarda tutacak şey ameldir. Ne yaptın da oradasın? Mübarek buyuruyor ki; “hep dediklerinizi yapıyorum, başka bir şey yapmam. Ama aklıma şöyle bir şey geldi, her abdest aldığımda hemen iki rekât salât ikame ederim, bir bu var.” Ankebut 2 bize; “insanlar denenip de ne oldukları görülmeden, iman ettik lafıyla kurtulacaklarını mı sandılar?” derken, “iman ettik lafı kurtulmak için yeterli değil” demiş oluyor; imanın amellerle ortaya konulması gerektiğini söylüyor; “imanınız amellerle ortaya konulmadan kurtulamayacaksınız, kurtulamazsınız” gerçeğinin altı çiziliyor.
Ayette geçen “denenmek” ifadesini de doğru anlamak çok önemli. Denenmek “fitneye düşürülmek” demektir. Kur’an’da “imtihan edilmek, denenmek” geçtiğinde daima fitneye düşürülmek akla gelmelidir. Fitne ise “ikilem” demektir. Bu ikilem, normal yaşantı içindeki yani esfele safiliyn idraklı hayat tarzı içerisindeki tereddüt ve ikilemler değildir, “Hakk ve bâtıl” konusunda ikilemdir; bir fikrin, bir davranışın Hakk mı bâtıl mı olduğunda ikileme düşmektir. Ayrıca, ikileme düşünce bâtılın cazip gelmesi de fitnedir. Demek ki deneme ve imtihan kulun bir konuda ne yapacağını Allah’ın öğrenmesi demek değil, ona böyle bakamayız. İmtihan kulun kendi halini öğrenmesi içindir; kulun kendisine kendisinin şahit olması içindir. Kulun ameline kendisinin şahit olmasına imtihan yani deneme denir. Normal yaşantıdaki “deneme/imtihan” kelimelerine bakarak “Allah insanları sınıyor” zannetmek Allah’ı tanıyamamaktır. Ayetlerde geçen “deneme” insanın kendisini tanımasının adıdır.
Son yazılarımızda Tevbe Sûresi’nin 13 ila 16. ayetlerini indiği dönemdeki, o andaki manasına göre anlamaya çalıştık. Bu ayetleri ötelememek için şimdi bir de kendimiz için, günümüzde bu ayetleri nasıl düşünmeliyiz, onu tefekkür edelim.
Tevbe Suresi 13. ayette sözü edilen bir topluluk var, o topluluğun özellikleri neler, oradan başlayalım: Onlar (müşrikler) yeminlerini bozmuşlar, er-Rasulü yurdundan ihraç etmişler, hep savaş açan ve ilk saldıran olmuşlardır. Yeminleri bozmak nedir, onu günümüzle (kendimizle) ilgili değerlendirip, günümüzdeki zahiri halini yakalamaya çalışalım. Her iki zahiri (yani o günkü ve bugünkü zahiri manayı) yakaladıktan sonra ayetteki bâtinî manaya nüfuz etmeye başlayabiliriz. Onlardaki üç hal şu: 1) Yeminlerini bozdular. 2) Er-Rasulü (Rasulüllah (SAV)’i yurdundan ihraç ettiler. 3) Daima ilk saldıran oldular, hep savaşı onlar açtılar. Bu özelliklerini saydıktan sonra Rabbimiz soruyor: İşte bunlarla savaşmayacak mısınız, yoksa onlardan korkuyor musunuz? Bu önemli ipuçlarını şimdi hayatımızda arayalım. Önce “yeminlerini bozmuşlar” halini arayalım. Bunu yaparken aslında hayatımızı ayetlere taşıma yöntemini de uygulamış oluyoruz. Yeminlerini bozmuş olmak nedir? Bunu tefekkür ederken de yöntemimiz aynı: Soruyu Kur’an’dan soruyor, cevabı da Kur’an’dan arıyoruz.
A’raf Sûresi 172: “Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden kendi zürriyetlerini ahzedip alıp onları kendi nefslerine şahitlendirerek “elestü Bi Rabbiküm (ben değil miyim Rabbiniz?” dediğinde) onlar da ‘bela şehidna (evet, bilfiil şahidiz)’ dediler. Kıyamet günü ‘biz bundan gafildik demeyesiniz’ diye.”
Anlıyoruz ki Kıyamet günü “ya Rabbi bu bilgilerden habersizdik” demeyelim diye şahit kılındık. İnsanın kalbinden, “kalıbı”ndan bahsetmiştik hatırladınız mı, işte bu bilgi sizin kalıbınıza işlendi. Yani bizler bunun farkındayız, çünkü kalıba işlenişi tasdik ettik. İşte bu, o anlatım içerisinde “bir yemin” oluşturuyor. Sizin kalıbınıza “Rabbiniz Allah’tır” bilgisi işlendi, bu bilgi size verildi, kalıbınız buna şahid oldu, bunda tasdikiniz de var, öyleyse “ben bu bilgiyi duydum ama anlamamışım” diyemezsiniz. “Evet (bela), şehidna” diyen şahitliğimiz var, bu bilgi bizde mevcut. Bu durum İslamiyet’te “Fıtrî Yemin” olarak bilinir. A’raf Sûresi 172 ve 173. ayetler, İslam Dini Prensipleri içerisinde Kul’un Fıtrî Yemini kabul edilmiştir. Bu yemin, Kıyamet Günü “bu işten habersizdik” demeyesiniz diyedir. Başka ne içindir?
A’raf Sûresi 173: “Ve bir de “daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı, biz de onlardan sonra onların devamı bir zürriyetiz. Bâtılı işleyenler yüzünden bizi helak mi edeceksin?” demeyesiniz diye.”
Kıyamet’te de dünyada da “biz bundan (bu yeminden) habersizdik, böyle bir bilgi bizde yoktu” demeyelim diye “Rabbiniz Allah’tır” bilgisine şahid kılındık ki suçu atalarımıza da yıkmayalım!
Bu noktada, insanın bu şahitliğine karşılık şeytanın yani cinin durumu nedir, inşaAllah ona da bakalım ve karşılaştıralım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi