Edep; Ya Hu -237- YEMİNİNİ BOZAN KİM

Edep; Ya Hu -237- YEMİNİNİ BOZAN KİM

Yeryüzünde halife kılınan insan kıyamet Günü de dünyada da “biz bundan (verdiğimiz sözden, şahitliğimizden) habersizdik, böyle bir bilgi bizde yoktu” demesin diye “Rabbiniz Allah’tır” bilgisine şahid kılındı. Peki, insanın bu şahitliğine karşılık şeytanın yani cinin durumu nedir?
Kehf Sûresi 51: “Ben onları (İblis’i, cinleri) sema ve arzın yaratılmasına da kendi yaratılmalarına da şahit tutmadım. Ve hiçbir zaman mudill (saptırıcı) olanları yardımcı edinmiş değilim.”
Demek ki cinnî şeytanın böyle bir şahitliği yok, kalıbında böyle bir bilgi yok, böyle bir yemini de yok. Böyle bir yeminden sorumlu değil. Ne böyle bir yemini ne böyle bir bilgisi var. Daha önce demiştik ki şeytan Hz. Âdem’i cennetten çıkması için kandırmış değildir, şeytan kendisi için doğru olanı yani inandığı şeyi söylemiştir. Kandıracak olsa Hz. Âdem hemen kanmaz. Şeytanın bilgisi bu! Öyle inanıyor, bu yüzden kendi bilgisine göre doğru olanı söylüyor. Hz. Âdem onun yemin eden ve anlatırken doğruyu sunan bu haline kanmıştır. Tabi, anlatım tarzı içerisindeki ifadeyle bu böyledir, böyle söylenir…
İnsanın bu yeminini, bu şahitliğini destekleyen bir özellik de Şems Sûresi 7, 8, 9 ve 10. ayetlerde mevcuttur: “Nefse ve onu düzenleyene… Sonra da ona fücurunu ve takvasını ilham edene ki; gerçekten onu (nefsi) arındıran kurtulmuştur. Onu gömüp (gizleyerek) yaşayan ise gerçekten kaybetmiştir.”
Özellikle 8. ayetteki “ona hem fücurunu hem de takvasını ilham edene” ifadesinden anlıyoruz ki kalıba işlenmiş bir şey var, şu bilgi kalbimize işlendi: Yeminine uygun davranmazsa, fitne fücurla meşgul olursa başına ne geleceğinin bilgisi insanda mevcut. Veya Hakk yolda yarışırsa, takva sahibi olur da takvada yarışırsa başına ne geleceğinin bilgileri de ona işlendi, bu bilgiler de onda mevcut…
Tevbe Suresi 13. ayetteki “yeminlerini bozdular” hali bizim için nasıl anlaşılmalıdır, onu kendimiz için günümüz için anlamaya çalışıyoruz. Şahitlik ve diğer bilgilerin yüklendiği kalıbın, yani bu özellikleri almış olan kalbin (arza gitmeden önce) akıbetini anlamak için şu ayete de bakalım:
Bakara-30: “Rabbin melaikeye; muhakkak ben arzda bir halife meydana getireceğim dedi.”
Demek ki bu bilgilerle bu özelliklerle bu kalb arzda halife olarak yaşayacak, bu bilgiler ve şahitlik ona halifelik kazandırıyor.
“Arz” kelimesini yeryüzü olarak biliyoruz. Onu bildiğimiz bu “arz” manası dışında da düşünün, bir arz olan insan bedeninin hali olarak da ele alın lütfen. Bu bakışla bu üç ayeti birleştirdiğimizde karşımıza kalbin yani insanın kalıbının çok önemli bir şeyi çıkar:
1) Araf Sûresi 172’deki “Rabbimizsin” sözü ve şahitliği.
2) Şems Sûresi 8’deki “fücurunu ve takvasını ilham” hali.
3) Bakara Sûresi 30’daki halifelik yani esma-i külleha (esmaların tümünü ihtiva) özelliği.
Bu üçünü birleştirdiğimizde karşımıza bir şey çıkar. Karşımıza çıkan şey Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisidir. İnsanın (Halife’nin) esma-i külleha özelliği, “Rabbimizsin” sözü ve şahitliği, bir de fücurunu ve takvasını ilham; bu üç bilgi yan yana gelip birlikte bir güç oluşturduğunda o kalıpta Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi ortaya çıkıyor. Bu özellikler bir tercih yani tasarruf gücü meydana getirir. Dünya yaşantısı şartlarında ilk basamak olan tasarruf gücünü meydana getirir ki ona Muhtariyeti Tercih Gücü diyoruz.
Genellikle mertebesi ileri zatlar için kullanılan ve “tasarruf sahibi” denilen hal bunun ötesidir. Ama tasarruf sahipliğinin başlangıcı budur, bu olmadan o olmaz. Bir zata “tasarruf sahibi” diyorsak, o başlayan bu noktanın Hakk yolda kullanılarak ulaşıldığı yeridir. Bu üç özelliğin kalıba sağladığı budur, bunlar yan yana gelince kalıbı tasarruf sahibi yapar. Bu tasarruf sahipliğinin en önemli delili Hadid Sûresi’nin ilk on ayeti içerisinde geçmektedir.
Hadid-7: “İman edin Allah’a ve Rasulüne. Hakkında sizi tasarruf sahibi (halife) kıldığı şeylerden infak edin. Sizden iman eden ve infak eden kimseler var ya, onlar için ecr-u kebiyr vardır.”
Ayette geçen “mustahlefiyn” tabirini lütfen inceleyin. Bu yüzden Hadid Sûresi’nin ilk on ayeti önem taşır; içindeki bilgileri anlamak, söylemek, hatta okumak çok önemlidir.
“Rabbimizsin” sözü ve şahitliği, fücurunu ve takvasını ilham ve halifelik (esma-i külleha) özellikleri insanda Muhtariyeti Tercih Gücü’nü meydana getirdi.
Bu vurguyu niye yaptık? Tevbe Suresi 14. ayetteki “yeminini bozanlar”ı anlamak için. Ayet, inananlarla savaşan karşı tarafın üç özelliğinden birisi olarak “yeminin bozulması” diyordu. Muhtariyeti Tercih Gücü dünya hayatında geçerli olan bir yetkidir ve Hakk ile batılı ayırmak içindir. İşte kulun Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini bâtıl yolda kullanması “yeminin bozulması” demektir. Ayeti günümüze taşıyıp yeminini bozanın kim olduğunu bulmaya çalışıyoruz, onu bulmalıyız. Bu olayı yalnızca o gün için düşünürsek ayeti ötelemiş oluruz. Ayeti masal okur gibi okur ve “o zaman öyle olmuş demek ki” der geçeriz. Hâlbuki biz diyoruz ki ayetler ve bu ayet bugün için de geçerli olduğuna göre, bu ayet benim için ne diyor acaba? Bu soruya, birisine göre değil de ayetlere göre cevap ararsak ipuçlarını yakalarız. Ayetler diyor ki yemini bozmak Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini yanlış kullanmaktır, size verilen bu tasarrufu, bu yetkiyi bâtıl yolda kullanmaktır.
Peki, yeminini bozan kim, onun adını da koyalım? Yeminini bozan “A” Takdim Formu’dur, yani esfele safiliyn yapıdır. Ona “A” Takdim Formu “BEN” de demiştik, “BEN”li ifade onun “kimlikli” halidir, yeminini bozan bu yapıya “BEN” diyen değildir. Yeminini bozan “A” Takdim Formu’dur, “A” Takdim Formu yemini bozan yapının adıdır. Bu yapı, nefsin şerri yönündeki vehmin zulmeti olan kayıttır. Kuldaki Kendini Hissetme Duygusu bu kayda “BEN” deyince o zaman bu kayıt nedeniyle “Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu” meydana çıkar. Paylaşımlarımızda “Kendini Hissetme” üzerinde epeyce durduk. Geldiğimiz noktada şimdi önemli bir ayırım yapıyoruz: Bir “A” Takdim Formu yapısı, bir de bu “A” Takdim Formu yapısına “BEN” diyen var. Bunu çok iyi kavramalıyız, ilk basamak olarak bu çok önemli. Bir “A” Takdim Formu var; Esfele Safiliyn yapı dediğimiz, bir de buna “BEN” diyen var. İkisi aynı değil. Bunun ikisini aynı sanmak insanı tehlikeye düşürür. Kişi bu ayrımı yapmazsa yatırımını “A” yapıya yani çöpe yapar ki gafletin büyüğüdür. Allah diyor ki o çöp olacak.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi