Edep; Ya Hu -250- HALİFETULLAH VASIFLI İNSANIN ESAS YAŞAYACAĞI HAYAT

Edep; Ya Hu -250- HALİFETULLAH VASIFLI İNSANIN ESAS YAŞAYACAĞI HAYAT

Bilirsiniz, Allah Kur’an ayetlerinde Hakk’ı anlamamız için çok çeşitli misaller verir. Ancak dikkat edin lütfen, bu misaller aslında insanlar için bir imtihandır da… Şimdi bu bakışla şu ayetleri okuyalım:
Bakara Suresi 26 ve 27: “Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun fevkindeki bir şeyi misal vermekten çekinmez. Bilfiil iman edenler, bunun Rablerinden bir Hakk olduğunu bilirler. Kâfirlere gelince, onlar da derler ki, ‘Allah bunu misal vermekle acaba ne murad eder?’ (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla birçoklarını saptırır, birçoklarını ise gerçeğe hidayet eder. (Allah) bu misal yollu anlatımla fasıklardan başkasını saptırmaz. O fasıklar ki Allah Ahdi’ni miysakından sonra bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve Arz’da bozgunculuk ederler. İşte bunlardır hüsrana uğrayanların ta kendileri.”
Ankebut Suresi-43: “İşte misaller (ki onları) insanlara veriyoruz. (Fakat) onları âlimlerden başkası akletmez.”
Kehf Suresi-54: “Hakikaten Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.”
Cum’a Suresi 5. Ayet: “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin misali, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
İnkârcılar, daima Rasulullah (SAV) Efendimiz’in yaptığı tebliğine, ilan ettiği ayetlere, ayetlerin manalarına, sunduğu açıklamalara hep kendilerindeki ilahlık hissiyatıyla, kendilerinde bulunan ilahlık hissiyatlarıyla yaklaşmışlardır, böyle olunca da hep bir itiraz geliştirmişlerdir. Ayetleri (Allah’a ait işaretleri, belgeleri) küçümsemişlerdir ve alay etmişlerdir. Sonuçta da ayetlerde açıklanan Hakk bilgilere “müstakilen varım ve muhtarım” iddialarını kalkan yaparak sırtlarını dönmüşlerdir. İnkârcılar, bu davranış biçimlerini Allah’ın verdiği misaller için de yapmışlardır. Şimdi dikkat edin, lütfen. Onlar misaller için, oralardaki örnekler için şöyle diyorlar: “İlahınız mademki tanımladığınız vasıflarda bir Allah, o halde kendisinin tanınması ve O’na kulluk yapılması için Allah’ınızın bu gösterdiği üstün çaba nedir? Neden böyle bir çaba? Hem tek güç, hem üstün çaba. Üstüne üstlük de anlaşılmaz misaller… Böyle bir ilah olur mu? Bir ilah böyle şeylerle uğraşır mı?” diyorlar. Yani, demek istiyorlar ki mademki güç O’nun, mülk O’nun, hüküm O’nun. O halde bu yaptıkları, verdiği misaller ve uğraştığı şeyler O’nu utandırmıyor mu? Bu cümleler, bu beğenmezlik yaklaşımları, inkârcıların “biz de mütekebbiriz (müstakilen varız ve muhtarız)” iddiasında bulunmalarının, ancak bu mütekebbirlik iddialarının yani ilahlık hissiyatlarının karşılığı bir kapasitenin hiç olmayışının delilleridir. Bu beğenmezlik, bu anlayışsızlık, bu edepsizlik, bu saygısızlık hep ilahlık hissiyatlarının göstergesidir ama aynı zamanda da ilahlık hissiyatlarının karşılığı olan kapasitenin hiç olmayışının da birer delilidir.
Zümer Suresi 9. Ayet: “De ki: Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” buyurur. İşte, bu bahsettiğimiz tablo, tam da bu ayetin anlattığı mananın yaşandığı bir durumdur. Karşılık kapasitesi bulunmayan ilahlık hissiyatları işte bu inkârcıları sağır, dilsiz, kör hale getirdiği için Allah’ı ve O’nun sistemini anlayamıyor, bilemiyorlar. Ve görüyorsunuz ki bu sebeple nasıl da saçmalıyorlar.
Allah’ın Sistemi’nde insanla ilgili hususları hatırlayalım istiyorum. Kolaylık olsun diye sistemle ilgili kısa bilgileri maddelendirerek verelim. Sistemi hatırlayalım ki bu sistemin karşısında bu sistemi anlamayanların, bilmeyenlerin nasıl saçmaladıklarını kolaylıkla görebilelim, inşaAllah. Allah’ın sistemi içerisinde insanların dünya hayatıyla ilgili olan kısmı maddeler halinde şöyledir:
1. Ankebut-64, Mü’min 39, A’la-17, Duha-4 gibi ayetlerden öğreniyoruz ki halifetullah vasıflı insanın esas yaşayacağı hayat ahiret hayatıdır.
2. Bakara-29, Hud-7, Kehf-7 ve Mülk-2 gibi ayetlerden de öğreniyoruz ki dünya hayatı halifetullah vasıflı insanın ahiret hayatındaki pozisyonunu belirlemek üzere yalnızca Kazanılmış Değişim geçirme sürecidir.
3. İşte bu süreçte A’lu İmran-178, Nahl-61, Şura-21, Kalem-45, Fatır-45 gibi ayetlerden öğreniyoruz ki insana mühlet verilmiştir. Sad Suresi 79, 80 ve 81. Ayetlerden de öğreniyoruz ki şeytana da mühlet verilmiştir.
4. Beled-10. Ayetten öğreniyoruz ki Allah’ın hidayet mekanizması sistemiyle Hakk ve batıl olarak iki yol duyurulmuştur ve tanımlanmıştır.
5. Şems Suresi 8. Ayetten öğreniyoruz ki; Hakk ve batıl tercihlere göre elde edilecek değişim sonuçlarının ne olduğu da duyurulmuş ve bildirilmiştir.
6. Artık eleme sistemi başlamıştır. Kehf Suresi 29. Ayetin mealini bu maddeyi anlamak için okuyalım: “De ki: Hakk Rabbinizdendir. İsteyen iman etsin isteyen inkar edip gerçeği örtsün.” İşte bu buyrukla eleme sisteminin başlatıldığı bildirilmektedir. Bu eleme sisteminde Hakk ve batıl tercihi yapılacağı zaman sorumluluğu kendisine ait olan bir özgürlüğün de insanda bulunduğu birçok Kur’an ayetleriyle bildirilmektedir.
7. Ayrıca insanların tercihlerine göre değişimlerini kazanmayı onlara kolaylaştıracak bir sistemin de çalıştığını Leyl Suresinden öğreniyoruz.
8. Verilen mühlet sürecinde Allah, özellikle insanlara karşı Rahman ve Rahiym’dir. Yani, insanların kazanılmış değişimleri için yürüyecek sistemde Allah’ın Rahmaniyeti gereği adalet esastır. En’am Suresi 12 ve 54. Ayetlerden öğreniyoruz ki Allah kendisine merhameti farz kılmıştır. Ayrıca Hakk yolu tercih eden, bu konuda ısrarlı ve inatçı olanlara da Allah’ın Rahiym vasfı gereği özel ve ikramlı bir merhamet uygulanır. Böyle insanların sırtlarındaki yük alınır, önlerindeki engeller kaldırılır, düşmanları defedilir, dereceleri yükseltilir.
İnsanlarla ilgili dünya hayatında yürüyen sistem çok basit olarak maddeler halinde böyledir. Dünya imtihan sisteminin bu saydığımız özellikleri gereği Allah, yalnızca Hakk ve batılın neler olduğunu duyurmuyor; Hakk yolu tercih eden insanlara, imanlarını kuvvetlendirecek, imanlarını yükseltecek, idraklarını olgunlaştıracak, akıl nurlarını tetikleyecek, yaşantılarını anlamlı kılacak bilgileri de ayet, kudsi hadis ve hadislerle ulaştırıyor ve onlara yaşantının içerisinden verdiği misallerle kıyas yapabilme imkânı sunuyor… Elhamdülillahi Rabbil alemiyn.
İnanmayanların ve yanlış inanışlıların “İlahınız mademki tanımladığınız vasıflarda (Ehad ve Samed) bir Allah, o halde kendisinin tanınması ve O’na kulluk yapılması için bu gösterdiği üstün çaba nedir? Neden böyle bir çaba? Hem tek güç, hem üstün çaba. Üstüne üstlük de anlaşılmaz misaller… Böyle bir ilah olur mu? Bir ilah böyle şeylerle uğraşır mı?” sorularına cevap nedir, göreceğiz…
İlerleme ise reddedişlerle olur. Hakk yolda Kazanılmış Değişimi tercih eden bir inanan ancak batılları reddederek ilerleyebilir. Batıl yolda Kazanılmış Değişimi tercih edenler de Hakk bilgi ve uygulamaları reddederek ilerlemektedir, hayatın içinde bunu hep görürsünüz. Peki, bir inanan reddedişe nasıl başlayacak? Şöyle başlayacak, ana prensip şudur: Aklı örten cazibeleri fark edip onları reddetmek! Hatırlayın, inkârcılar ve münafıklar için demiştik ki onlar aklı örtmeyi, aklı örtücüleri severler. Çünkü onlarla unutacak, unutması lazım. Böyle bir hayat tarzı içerisinde ayıkınca olan akıl ona yetiyor. Gelecekte nasıl bir hayat var ve o hayat tarzı içerisinde o akıl ona yeter mi o ayrı; ama bugünkü rutin içerisinde o ayıldığı haldeki akılla idare ediyor vaziyeti. Bu yüzden inanan için öncelikle aklı örten şeyleri reddetmek esastır. Kişi inanıyorsa bakacak, “neler benim aklımı örtüyor, neler benim aklımı devre dışı bırakıyor?” deyip bunları tespit edecek. Bakın bunlar nelerdir? Bunlar cazibelerdir. Ne cazip geliyor da benim aklımı örtüyor diye bir bakın lütfen. Bana ne cazip geliyor deyin ve inceleyin lütfen. “Bana ne cazip geliyor da ben o cazibeye kapılınca aklım devre dışı kalıyor?” deyip bunları bulmamız gerekiyor. İşte onları tespit etmek ve sonra o cazibeleri reddetmekle başlamak lazım. Hatta her gün bir reddediş bulmak lazım… Dolayısıyla, bu reddedişle ilgili olarak inananın iki günü eşit olmamalı. Ziyanda olur değilse… Her gün yeni bir reddediş bulmaya gayret etmeli. Yeni bir reddediş, yeni bir reddediş… Aramalı! Neyi reddedeceğim? Reddediş, zihni bir başlangıçtır, reddedilenlerin terk edilmesi ise bu işin fiili uygulamalarıdır. Dikkat edin, bu yöntemi batıl yolda Kazanılmış Değişimi tercih etmiş olanlar tavizsiz uyguluyorlar. Onların hayat tarzı bu… Onlar farkında, bu işin farkında olmayanlar maalesef inananlar. Öyleyse söylediğim gibi bir başlatmak lazım: Neler, hangi cazibeler aklımı örtüyor, aklımı devre dışına çıkarıyor, bana cazip gelen şeyler neler? Ne bana cazip geliyor da ben reddedemiyorum, aklımı kullanamıyor, kenara koyuyorum? İşte o cazibeleri tespit edip reddetmek ve terk etmekle işe başlamak gerekir; ilerlemek isteyen için…
Bir yöntem olarak reddediş ve terk ediş önemli ama bir de “terki terk” var. Konumuz olmadığı için girmiyoruz, ancak belirtmek istiyorum ki bu konuda en yanlış bilinen “terki terk” konusudur. “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ve ilahlık hissiyatı fark edilmeden yapılan açıklamalar genellikle ayet ve hadislere uygun olmaz, hem de uygulayanının olmadığı, başarı elde edeninin bulunmadığı, havada kalmış izahlardır.
Bakara Suresi 19. Ayetteki “gök gürültülü, karanlık, şimşekler ve yıldırımlar olan çok kuvvetli sağanaklı hava durumu” misalinde esas olan yağmurdur. Yağmur… Dünyaya inen her yağmur damlasının bir görevi vardır. Yağmurun bildiğimiz gerekliliği ve faydaları yanı sıra ondaki her bir damla bir görev yüklenmiş olarak, görevine ait öğeleri taşıyıcı olarak da yağar. Yağmurun, şiddetli görevlerinden birisini Şuara Sûresi 173 ve Neml Sûresi 58. ayetlerde de görmekteyiz: “Uyarılanların fakat inatla ve ısrarla aldırmayanların yağmuru ne kötü olmuştur.” Her yaratılan kulun emir gelince Allah’ın askeri olma görevi de vardır. Fil Sûresi’nde bunun örneği vardır, Ebabil kuşları gibi. Müddessir Sûresi 31. ayetten öğreniyoruz ki “Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu ise insanlık için ancak bir öğüttür.” Ayetten anlıyoruz ki Rabbimiz hangi kuluna ne zaman askerlik görevi verir ancak Kendisi bilir. İnsana düşen şudur ki; her an herhangi bir kul askeri olabilir, Allah’tan sakınmalıdır.
Yağmur misalinde bardaktan boşanırcasına yağan sağanak yağmur Muhammedî Nur’dur, Rasulullah (SAV) Efendimiz’in Tebliği’dir, kısım kısım inen Kur’an’dır, bunların hepsini içeriyor olarak Rabbimizin rahmeti, merhameti, insanlara duyurusu, inananlara ikramıdır.
Ortamın karanlık oluşu yağmurdan yararlananlar ve yararlanacaklar için uygun ortamı sağlar. Huzur, barış ve sevgi hissini temsil eder. Selam sunar. İnananlar için bu karanlık yasal yanlıştır. Yağmurla didişenler için ise karanlık ortam onlara suistimal edebilme imkânı verir. Bu suiistimalciler için karanlık, huzursuzluk, karamsarlık, gerçeği örten yalanlar üretme ve hile ortamıdır. Gök gürültüsü Rasulullah (SAV) Efendimiz’in tebliğini ve görevini sağlayan vahiy sistemi, melekî güç ve desteklerdir. Sema ehlinin daimi zikrullahının bir ortaya çıkış haşmeti ve azametidir. İnananların kalbine huzur, inkârcıların sadrına korku salar. Bu konuda Ra’d Sûresi 13. ayette: “Ra’d (gök gürültüsü, Allah’ı) O’nun hamdıyla tesbih eder” buyrulmaktadır. Yıldırımlar bu tebliğ sistemi içerisinde inananları hesap gününün, inananlara hesap gününün dehşetini haber veren, korkutan, henüz insan dünya hayatında iken uyaran, ona kıyameti ve ölümü hatırlatan bir kılıçtır. Bu kılıcın bir yanı rahmet, diğer yanı azaptır. Yıldırım kılıcını gören inananlar, Tevbe Sûresi 118 ve Zariyat Sûresi 50 ve 51. ayetler gereği Allah’tan yine Allah’a sığınırlar. Allah, inananları Nur Sûresi 55. ayette bahsedildiği üzere onları korktuklarından emin kılar ve korur. Oysa yıldırım kılıcını gören münafık, Allah’ın sisteminden sakınmak için güvendiği ilahlık hissiyatlı zanni kişiliğine ve müstakillik etiketi yapıştırdığı ve ona güven veren zanni güçlere başvurur ancak bu başvuruların ölüme çare olamayacağını bildiği için de ölümü hatırlatan her şeye kulağını tıkar. Ancak münafık kafasını kuma gömmekle Allah’ın sisteminden sakınmış ve korunmuş olmayacaktır. Üstelik de Allah, münafığı da güvendiklerini de kuşatmıştır çünkü hepsi Allah’ın yarattığı kullarıdır.
Yağmur misalindeki şimşekler dünya hayatının düzeni içinde yol görmeye, yol belirlemeye imkan sağlayandır. Ra’d Sûresi 12 ve Rum Sûresi 24. ayetler şimşeklerin korku ve umut hislerini tetikleyen bir görevini olduğunu belirtmektedir. İnananlarda korku ve umut manaları çakışmış ve tek bir manada hislere yol açıp hayatı manalandıran özelliğiyle yaşama sevinci oluşturur. Münafıklar ve inkârcılar için şimşek, korku hislerini tetikler. Onlarda ahiretle ilgili güzel umutlar körelmiş olduğundan korku-umut mana çakışması gerçekleşmez. Korku ise tedirginlik, belirsizlik ve karamsarlık korkuları olup evhamlarının yolunu açar, yaşama sevinçlerini öldürür. Şimşek misali gereği inananlar bu söylediklerimiz çerçevesinde aydınlık hedefler belirlerler. Münafıklar da bu belirlenen uygulamalardan yararlanmak için adım atarlar. Münafıklar duydukları Hakk bilgilere sevinmezler, Hakk bilgiler münafığı sevindirmez, kıskandırır, haset duygularını tetikler. Hakk bilgilerin yüceliği, münafığın aklını şok, idrakını yok eder. Bunlara rağmen kendisi için yarar oluşturacak bir pay kapmak ister, ancak sadrlarının karanlığı baskın gelir ve doğruluk adına bir sonuç alamazlar. Allah dileseydi, münafıkların çok az da olsa bu yolları gören gözlerini, hedefleri duyan kulaklarını, yorum yapan akıllarını da alırdı elbette. Çünkü Allah’a olan nankörlükleri sebebiyle bütün bunları hak etmektedirler. Ancak onlar da Kazanılmış Değişimlerini tamamlayacaklar, ahiretteki yerlerine hazırlanacakları için onlara da gereken mühlet verilmiştir (Nahl 61, Şura 21).
Misallerden bir ders çıkaracak olursak: Allah’ın sistemine ait gerçeklerin gözünde münafığı zavallı, çaresiz, umutsuz ve alay edilecek durumda bırakan tek bir sebep vardır; münafığın kendisinde oluşturduğu zanni müstakil kişilik ve bu kişiliği hayatının amacı ve enerjisi sanması, bu kabulde ısrarlı ve inatçı olması! Esfele safiliyn hayat tarzının mert insanı olmadığı için Müslümanlara karşı sanki Hakk yolu tercih etmiş gibi beyanda bulunarak Allah’ı ve inananları kandırmaya çalışması! Bu, gerçeklerin gözüyle böyledir. Aslında münafık kendisini gayet kişilikli ve yürüdüğü yolu da gayet doğru kabul etmektedir. Münafığın halinin anlaşılabilir olması için kıyas yapılan Billahi anlamda imanlı haniyf vasıflı kişiler münafığın kişilik zannettiği ilahlık hissiyatına sırtını dönmüş, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını reddetmiş, duniHi algı ve zannlarından sıyrılmayı hedefleyen bir hayat tarzı oluşturmuşlardır.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi