Edep; Ya Hu -264- MERHAMET, SEVGİ,  BARIŞ VE HUZUR

Edep; Ya Hu -264- MERHAMET, SEVGİ, BARIŞ VE HUZUR

Normal hayattaki açıklamaların, yorumların, fikirlerin ara satırlarını iyi okursanız durum şöyledir: DuniHi ilahlar Rasul ve Nebilerin tebliğlerine, mucizelerine karşı çıkarlar. Onların bu karşı çıkmaları, tebliği kabule yanaşmamaları, mucize türü şeylere karşı olmalarından değildir. Bu mucizelerin Allah’ın TEK’liğine, Allah’ın sistemine çağrı özelliği taşımasıdır, bu mucizelerin Allah’ın sistemine yarıyor gözükmesidir.
Zümer Suresi 45. Ayetten öğreniyoruz ki böyle mucize ve açıklamalar, eğer onların duniHi algı ve zannlarını destekliyorsa bırakın karşı çıkmayı, sevinmekte, hatta müjdeleşmektedirler. İsrailoğulları da böyle yapmış, taş gibi katı kalpleriyle Allah’ın Rasulleri Hz. Musa (AS) ve Hz. İsa (AS)’ın mucizelerle yaptıkları Allah’a “doğru şekilde iman etmek” davetine karşı çıkmışlardır. Musa (AS)’ın ve İsa (AS)’ın tebliğ ve mucizelerine karşı gösterdikleri merhametsizlik ve nankörlük sebebiyle Saff Suresi 7 ve 8. Ayetlerinde Rabbimiz onları şöyle kınamaktadır: “İslam’a çağrıldığı halde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
Anlıyoruz ki, duniHi ilahların Allah’ın mucizelerine, Allah’ın işaretlerine, ayetlerine tavırları aynıdır. “Bunlar Allah’ın işine yarar, bunlar Allah’ın sistemine yarar, bunlar Billahi anlamda iman edenlerin işine yarar” düşüncesiyle Hakk’a değil de ilahlık hissiyatlarına dönerek tebliği ve mucizeleri reddediyor, onunla alay ediyor, onları küçümsüyorlar.
Rasulullah (SAV) Efendimiz döneminde bunun en tipik örneği ise “şakku’l kamer” olarak bilinen “Ay’ın yarılması” mucizesidir. Kamer Suresi 1, 2 ve 3. ayetlerde şöyle buyrulur: “O saat yaklaştı ve Kamer (Ay) yarıldı. Eğer bir ayet, bir mucize göstersen hemen yüz çevirirler ve süregelen bir büyüdür derler. Yalanladılar ve hevalarına tabi oldular. Hâlbuki her emir istikrar bulur (hedefine ulaşır).” Ayet diyor ki “bu mucizeyi yalanladılar yani reddettiler, kabul etmediler, yalan saydılar ve hevalarına tabi oldular.” Hevaları nedir? İlahlık hissiyatları ve onun ihtiyaçları olan ikincil şirkleridir. Mucizeyi görmelerine rağmen Hakka değil de hevalarına döndüler, ilahlık hissiyatlarına tabi oldular, Allah’a tabi olmayı tercih etmediler. Evet, o dönemin duniHi ilahları bu mucizeyi reddetmişlerdi. Bugünün duniHi ilahları da aynısını yapıyorlar, “olur mu öyle şey?” diyerek reddediyorlar. Müslümanım diyen duniHi ilahlar ise reddetmiyorlar ama (örneğin ayın yarılmasına) şüpheyle yaklaşıyorlar, kendilerince ışık oyunları gibi açıklamalar yapıyorlar. Maalesef, bu fikirlerle tefsir yapanlar bile olabiliyor. Lütfen dikkat edin, ahseni takviym fıtratın da esfele safiliyn formatın da bir ahlakı vardır, çalışma prensipleri vardır. Ahseni takviym fıtratın yani Amentü Billahi imanının çalışma ahlakı merhamet, sevgi, barış ve huzur üzeredir; burada iman ve şükür esastır; yöntem ise Hakk ve adalettir. Esfele safiliyn format çalışırken onun ahlakı, yani bir duniHi ilahın ahlakı ise merhametsizlik, nefret, ğıll, bozgunculuk ve huzursuzluk üzeredir; isyan ve nankörlük esastır; lütfen çok dikkat edin, yöntemleri ise yalan söylemek ve hak yemektir.
Amentü Billahi diyenler için Rabbimiz bize merhamet üzere olmamızı hedef göstermiş, En’am Suresi 12 ve 54. ayetlerde merhameti kendisine de farz kıldığını bildirmiş ve böylece Billahi anlamda iman edenler için Allah ahlakını duyurmuştur. Ayrıca Rabbimiz, Amentü Billahi deyip Allah ahlakıyla ahlaklanmak isteyenlere Asr Suresi 3. Ayette Hakk’ı ve sabrı, Beled Suresi 17. Ayette de merhameti kendinize ve birbirinize tavsiye edin öğüdünü vermektedir. Bütün bunlarla beraber belki anlarlar da tövbe ederler diye kendilerine her türlü misal verilen duniHi ilahlar, nankörlükte, merhametsizlikte, Allah’a ve Rasullerine karşı savaşta ısrarlı ve inatçı olarak katılaşmış kalplerine dönüş yaparlar… Eğer böyle yaparlarsa yani katılaşmış kalplerine inatla dönüş yaparlarsa, Rum Suresi 58 ve 59. ayetlerde Rabbimiz “bunlar artık geri dönmezler, bunların dosyaları kapanmıştır.” demektedir. Muhafaza buyur ya Rabbi… “Bunlar artık geri dönmezler, bunların dosyaları kapanmıştır” diyerek o durumda olanların kalplerinin katılıklarını tasdikleyeceğini, kalplerini mühürleyeceğini bildirmektedir.
DuniHi ilahların kalplerinin katılığı, merhametsiz ve nankör olmalarındandır. Oysa taşın katılığı merhametsiz ve nankör olmakla ilgili değildir. Taşın katılığı tabiatıdır. Buna rağmen; taş yumuşar kum olur, kum yumuşar cam olur. Taş merhamet eder suya yol verir de kendisinden nehirler fışkırır. İnsanların yumuşak topraklarda zor yetiştirdiği bitkiler taşların aralarından fırlayarak çıkarlar da vücut bulabilirler. Bu noktada, Haşr Suresi 21. Ayeti hatırlayalım:
“Eğer Biz bu Kur’an’ı dağa indirseydik muhakkak ki onu korkusundan baş eğmiş, paramparça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”
İşte bu gerçekler altında, taşın katılığıyla kıyaslanan insan kalbi eğer ilahlık hissiyatından arınırsa; öyle kalpler olur ki onlardan Allah’ı anlatan, Allah’ı hatırlatan ilimlerin akışı bir nehir gibi olur da insanlar bu tür ilimlerde yıkanırlar, ilahlık hissiyatı kirine karşı gusül abdesti alarak tertemiz olurlar, huzurlu yaşarlar. Böyle kalplerin öyleleri de vardır ki bu ilmi bir çeşme misali akıtırlar da insanlar ondan içerler, bu ilimle abdest alırlar, günahlarına tövbe ederler, kulluk görevlerine koşarlar. Bazı kalpler de vardır ki onlar Allah’ı hissedişte öyle anlar yaşarlar ki Allah korkusuna, Allah’tan utanmaya, Allah’a şükür duygularına o an dayanamazlar da düşerler. Bu kalbi taşıyan bedenler de işte bu halleriyle İslam’ı tebliğ ederler.
Yalnızca duniHi ilahların kalpleri katı ve çoraktır, onlar Allah için bir ürün vereceğim diye tedirgin olur ve çoraklığı tercih ederler. Dikkat edin lütfen, çok dikkat edin. Bütün bu sebeplerden, ahiret hayatında katı ve çorak kalplerin durağı olan cehennem de işte bu duniHi ilahlara karşı katı ve çoraktır. Oysa ilahlık hissiyatından dünya hayatındayken temizlenmiş, kalplerin durağı cennetlerde altlarından ırmaklar akar.
Çünkü Allah, insanların amellerinden gafil değildir.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi