Edep; Ya Hu -265- MÜSLÜMAN  MUHAFAZAKÂR OLAMAZ

Edep; Ya Hu -265- MÜSLÜMAN MUHAFAZAKÂR OLAMAZ

“Onlara ‘Allah’ın inzal ettiğine tabi olun’ denildiğinde onlar: ‘Hayır! Biz atalarımızdan gördüğümüze tabi oluruz’ derler. Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve doğruyu seçememişlerse…? (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin misali, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünemezler.” (Bakara Suresi 170, 171)
Öncelikle, ayette geçen “Hayır! Biz atalarımızdan gördüğümüze tabi oluruz” cümlesini ele alalım. “Atalarımızı önemser, yüceltir ve onlara tabi oluruz” kuralı esfele safiliyn format içerisinde bir küfür dosyasıdır. Bu dosya Allah’ın hakkını örter. Bu dosyanın amacı, Allah’ın hakkını örtmek, Hakk bilgileri engellemek, Hakk yolu kapatmaktır. Israrlı ve inatçı inkârcılarda bu dosya tam kapasite çalışır. Misal verecek olursak, duniHi ilahlar, kendi ilahlık hissiyatlarının uzantısı ve gereği olarak atalarına, “müstakilen var ve muhtar” kişiler olarak bakar, onları yüceltir ve kutsarlar. Bir küçücük açıklama yapayım ki Müslüman kardeşlerimiz bu küfür dosyalarından uzak, beri oldukları halde bazı küçük sorularla konudan uzaklaşmasınlar. Şöyle ki, bir kişinin anne-babasıyla kavga ediyor olması “atasına tabi olmuyor” demek değildir. Böyle basit düşünmeyin buradaki meseleyi. Ayette geçen “tabi olmak” hali, atalarının fikir babaları, atalarının lider olanları, atalarının önder olanlarına tabi olmaktır. Esas, ilk basamak odur. Ondan sonra tabi en yakın atasına kadar gelir. Ama mesele tabi olmaktır ve bu tabi olmak Allah’ın hakkını örtmektir. Nasıl örter?
DuniHi ilahlar, kendi ilahlık hissiyatlarının uzantısı ve gereği olarak atalarına, mesela çok önemsedikleri bir fikir babalarına, felsefecilerine, tabi oldukları bir ataya “müstakilen var ve muhtar” olarak bakarlar; onları yüceltir ve kutsarlar. Oysa “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan ancak Allah’tır. “Müslümanım” dediği halde bu tuzağa düşen Müslümanlara bu davranışları Tekasür Suresi ile Kur’an yasaklamıştır. Ata, çocuk, torun zincirini iman konusunun içerisine karıştırmakla, duniHi ilahlar İhlâs Suresi 3. Ayete, “lem yelid ve lem yuled; O doğurmamış ve doğurulmamıştır” ayetindeki prensibin anlaşılmasının önünü kesmektedirler. Böylece inananlar için “lem yelid ve lem yuled” mertebesine ait Hakk bilginin önünü de kesmekte; atalarına ait yanlış tercihlerle, bu tercihlere tabi olarak yeni gelen nesil için Hakk yolu kapatmaktadırlar.
Kişiler “atalarımıza tabi oluruz” dedikleri bu küfür dosyasıyla ne yapmaktadır, perde arkası nedir? Yapanlar farkında olmayabilirler ama bir sistem çalışıyor, farkında olmayanlar o sistemin tetikçileridir. Ne yaparlar? Bu küfür dosyasıyla kasıtlı yapılan bir muhafazakârlık için atalarını bahane etmektedirler. Bakın bu cümleyi tekrar edelim: Onlar bu küfür dosyasıyla, kasıtlı yapılan bir muhafazakârlık için atalarını bahane etmektedirler. Kasıt ne? Allah’a karşı olmak! Kasıt bu: Allah’a karşı olmak, Allah’ın sistemine karşı olmak, Allah’ın nurunu tamamlamasını engellemeye çalışmak, Allah’ın dinini tamamlamasını engellemeye çalışmak! Allah Kur’an’da “dinimi tamamladım” diyor ama insanların kendilerinde o dini tamamlamalarını engellemeye çalışmak; kasıt bu! Allah’a karşı olmak için geliştirdikleri bu muhafazakârlık oyununu aslında bakın kimler yaparlar: 1) Müşrikler 2) Yahudiler 3) Hristiyanlar. Bunlar Allah’a karşı olmak için “atalarımıza tabi oluruz” diyerek bir muhafazakârlık oyunu geliştirmişlerdir.
Müşrikler, Yahudiler ve Hristiyanlar bu oyunu Rasulullah (SAV) Efendimiz döneminde Efendimiz’e karşı oynamışlardır. Oyunun aynısı günümüzde de devam etmektedir, bu oyun perdesi hiç kapanmamıştır. Şunu biliyoruz ki, iman konusunda atalarının yanlışlarını muhafaza etmeyi tercih etmek, onların bu dünya imtihanı içerisinde doğal haklarıdır. Ancak unutmayın ki muhafazakârlık, duniHi ilahlara yani bu oyunu oynayan müşriklere, Yahudilere ve Hristiyanlara yapışmış bir kelimedir. Lütfen dikkat buyurun; Müslümanların dindarlıklarını ifade etmek amacıyla kendilerini muhafazakâr olarak tanımlamaları çok yanlıştır ve çok tehlikelidir.
Öncelikle Rahman Suresi 29. Ayette: “külle yevmin HUve fî şe’n: O her an yeni bir şandadır (yeni bir orijinalitededir)” denilmektedir. Hal böyleyken, her an yeni bir şanda olan bir sisteme bağlı Amentü Billahi demiş bir Müslüman, Allah ahlakıyla ahlaklanmayı prensip edinmiş bir Müslüman “muhafazakâr, durağan, fikrisabit” olabilir mi? Olamaz! Efendimiz (SAV)’in “iki günün birbirine eşit olmaması” öğüdü muhafazakâr birisine mi bir öğüttür? Olabilir mi? Bu öğüt muhafazakâr birisine söylenir mi?
Müslüman muhafazakâr olamaz! Çünkü muhafazakârlık müşriklerin, Yahudilerin, Hristiyanların Allah’a karşı oynadıkları oyunun, kasıtlı ortaya koydukları bir sistemin ismidir. Atalarına, atalarını “müstakilen ve var ve muhtar” ilan ederek tabi olup, Allah’a karşı bir sistem oluşturmak; işte bunun ismidir muhafazakârlık… Ayrıca, Rasulullah (SAV) Efendimiz sünnetlerinde, her türlü işte, özellikle imanla ilgili şeylerde müşriklere, Yahudilere, Hristiyanlara benzemememizi istemiştir, benzemememizi öğütlediği birçok örnek göstermiştir.
Rasulullah (SAV)’in ahlakıyla da ahlaklanmaya talip olanlar için de durum böyledir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi