Edep; Ya Hu -266- SON TEKNOLOJİLERİ  ARAYANLAR KONU İMAN OLUNCA

Edep; Ya Hu -266- SON TEKNOLOJİLERİ ARAYANLAR KONU İMAN OLUNCA

Önceki yazımızda “Müslüman muhafazakâr olamaz” dedik, çünkü muhafazakârlık müşriklerin, Yahudilerin, Hristiyanların Allah’a karşı oynadıkları oyunun, kasıtlı ortaya koydukları bir sistemin ismidir. Atalarına, atalarını “müstakilen ve var ve muhtar” ilan ederek tabi olup, Allah’a karşı oluşturdukları sistemin ismidir muhafazakârlık.
Rasulullah (SAV) Efendimiz sünnetlerinde, her türlü işinde, özellikle imanla ilgili hususlarda müşriklere, Yahudilere, Hristiyanlara benzemememizi istemiş, benzemememizi öğütlediği birçok örnek göstermiştir. Rasulullah (SAV)’in ahlakıyla da ahlaklanmaya talip olanlar için durum böyledir.
İman konusunda muhafazakârlığı seçerek atalarına tabi olanlar acaba dünya hallerinde de bu muhafazakarlığı yapıyorlar mı? Mesela, atalarına tabi olanlardan birisi önemli bir operasyon geçirecekse “hayır! Ben atalarım nasıl tedavi edilmişse onu isterim. Bana anestezi yapmayın. Son teknolojileri ve teknikleri hiç kullanmayın” der mi? Veya bu atalarına tabi olanlardan birisi bir otomobil alacaksa ve maddi imkânları da yerindeyse “hayır, ben atalarım gibi at isterim, deve isterim” diyor mu? “Ben ulaşımımı yürüyerek yapacağım” diyor mu? Atalarına tabi olanlardan birisi iletişim konusunda “hayır! Ben atalarıma tabi olur, onlar gibi kuşlar vasıtasıyla haberleşirim. Çünkü ben onlara tabiyim” diyor mu? Yoksa hiç elinden en pahalı telefon, tablet ve bilgisayarları düşürmüyor mu? Bütün bunların cevapları elbette çok açık ancak trajikomiktir.
Demek ki onların kastları Allah’a karşı gelmek! Oysa iman konusunda da Yahudi ve Hristiyanlar için bir yenileyici, bir öğretici, gösterici Rasul gelmiş, onların ellerindekini tasdik etmiş, Nebi ve Rasullerini tasdik etmiş ancak düştükleri yanlışları ve yaptıkları tahribatları göstermiştir. İman konusunu güncellemiş, son ve mükemmel olanı tebliğ etmiştir. Soruyorum, o son teknolojileri arayanlar şimdi nereye gittiler? Konu iman olunca tavırları değişti! İman söz konusu olunca muhafazakâr kesildiler değil mi? Neden böyleler? Onlar istiyorlar ki Allah galip gelmesin, Allah nurunu tamamlamasın… Oysa ayette diyor ki kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.
“Hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze tabi oluruz” davranışı olan ve müşriklerin, Yahudilerin ve Hristiyanların bir yöntemi olan muhafazakârlık bu sebeple bu denli önemli bir küfür hamlesidir.
Amentü Billahi demiş ve bu beyana uygun fiiller ortaya koymaya gayret eden, bu amaçla hayat tarzı oluşturanların kendilerinde bu küfür dosyasının kalıntılarını, izlerini kendilerinde aramaları, bulmaları, bu izi önemsemeleri ve bu konudan rahatsızlık duyarak bu kapsamdaki davranışları hem zihinleriyle reddetmeleri hem de fiil olarak terk etmeleri , bunun için gayret sarf etmeleri çok önemlidir.
Sonuç olarak müşriklerin, Yahudilerin ve Hristiyanların iman konusundaki muhafazakârlıkları yalnızca Allah’a karşı yalancılıktır. Ancak Müslümanların, onlardan öğrenip de “muhafazakâr” tanımını sahiplenmeleri maalesef bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.
Bakara Suresi 170 ve 171. Ayetlerde “hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze tabi oluruz” diyen müşrik, Yahudi ve Hristiyanlara öncelikle Rabbimiz “ya atalarınız bir şeye akıl erdirememişse? Ya da atalarınız tercih haklarını doğru değerlendirememişse?” diye sorular yönelterek, onlara araştırma yapmanın gereğini hatırlatmakta, aynı zamanda da araştırma yapma fırsatını vermektedir. Ancak: İnsanlar bir araştırmaya gerek duymazlar da muhafazakârlıklarında inatçı ve ısrarlı olurlarsa…
Bu durumda ayette buyruluyor ki: “Siz çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanlar gibi davranıyorsunuz.” Rabbimiz bu ayetteki misalde uyarıyor: O hayvanlar size anlatılan konulara karşı sağırdırlar, yani duyar ama anlayamazlar ve değerlendiremezler. Dilsizdirler, çünkü anlayamadıkları için ifade edemezler. Ayrıca o hayvanlar kördür, çünkü onlar Hakk ve batılı ayırt edip göremezler. Bu durumda siz onlar gibi oldunuz.
Hayvanların tabiatı gereği kendilerine gereken konularda onlar sağır, dilsiz ve kör değillerdir. Onlar insanların iman meselelerinden sorumlu değillerdir. Dolayısıyla, iman konularına ve insanların iletişim şekillerine karşı sağır, dilsiz ve kör olmaları hayvanlar için bir kusur değildir. Hayvanlar için yapılan “sağır, dilsiz ve kör” benzetmesi böyledir. Ancak kâfirler için bir benzetme bile olmaksızın Bakara Suresi 18. Ayette “sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar artık rücu etmezler” diye söylenmektedir. Hayvanlar için benzetmenin yapıldığı ayette ayet “bu sebepten düşünemezler” diye tamamlanırken, kâfirlere “sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler” denilen ayet ise “onlar artık rücu etmezler” şeklinde tamamlanmaktadır. Demek ki; hayvanlar için durum normaldir ve onlar insanlar gibi düşünemezler. Oysa kâfirler, düşünebilen oldukları halde Allah’a karşı sağır, dilsiz ve kör olmayı tercih etmişlerdir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi