Edep; Ya Hu -295- BAHÇELERİNİ KORUMAK İÇİN TİR TİR TİTREYENLER

Edep; Ya Hu -295- BAHÇELERİNİ KORUMAK İÇİN TİR TİR TİTREYENLER

“Sizden biriniz arzu eder mi ki hurma ve üzüm ağaçlarıyla dolu, arasından sular akan ve kendisi için orada her çeşit meyveden (bir miktar) bulunan bir bahçesi olsun da, bakıma muhtaç çoluk çocuğu varken kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, bahçeye de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek yakıp kül etsin.” (Bakara-266)
Bu ayette misal verilen bahçe o dönemde büyük bir servetti, o bahçeyle ilgili misalde anlatılan durum ve bahçenin başına gelenler o günün insanlarının en korktukları ve ürktükleri haldi. O günlerde sigorta, emeklilik, düzenli bir iş gibi sistemler olmadığından o dönemde böyle bir felaket insan için çok korkunçtu. İşte böyle korkunç bir hal, bu ayette bir soru ile insanların zihninde canlandırılıyor. Çok önemli olan bir servetin, bir geçim kaynağının, miras olarak bırakılacak olan önemli bir şeyin yok olması korkusu bir felaket olarak zihinde canlandırılıyor ve deniyor ki: Daha korkuncu imanınızla ilgili de başınıza gelebilir. Zihnimizde yakaladığımız bu korkunçluğu hissedelim ve bilelim ki o korkunçluğun daha büyüğü imanımızla ilgili olarak başımıza gelebilir. Bu bakışla Bakara-266’da verilen bu Allah misali üç şekilde değerlendirilebilir:
BİR: Dünya malı bakımından çok varlıklı bir inanan var. Ancak bu inananın sadrını ilahlık hissiyatı tam hâkimiyete almış. Bu inananın ihtiyarlık dönemleri başlamış fakat o hâlâ ilahlık hissiyatının kibriyle davranışlar sergiliyor. Oysa sorumlu olduğu çoluk çocuğu da var, yani sorumlu olduğu ahiret hayatı da söz konusu. Bir servet olan bahçe ise o ihtiyara dünya hayatında değerlendirmesi için verilen ömür nimetidir. Ancak Azrail’in içerisinde ölüm zorluğu ateşi bulunan, canları alan kasırga benzeri görevi de ihtiyara ulaşmak üzeredir. İhtiyar ömür nimetini, bahçesinin yanıp kül olması gibi artık kaybetmiştir. O, ilahlık hissiyatına sımsıkı sarıldığı için Allah indinde cimri, ömür nimetini har vurup harman savurduğu için de müsrif sayılarak bu noktaya gelmiştir. İnanana ayette bu benzetmelerle soruluyor: Böyle olmasını ister misiniz? Elbette istemezsiniz. O halde Kur’an’ın aklı ile akledin. Hala imkânınız varken düşünüp akledebilmeniz için Allah size ayetleri evire çevire açıklıyor, size fırsat tanıyor, mühlet veriyor.
Bize böyle bir uyarı yapılıyor.
Bu konuda Ta-Ha Suresi 126. Ayet de şöyle uyarır: “Sen dünya hayatında unutursan ahirette de biz seni unuturuz.”
İKİ: Bu ayet Amentü Billahi beyanında bulunmuş, ilahlık hissiyatından temizlenmek üzere bir hayat tarzı oluşturmuş inananlar için de bir uyarıdır. Bu ayetteki Allah misali, esas infakta bulunarak bahsedilen servet değerinde bir bahçe gibi sevap kazanan inananların esas infaklarını pekiştirme gayretlerinde özenli, dikkatli, şeytanın oyunlarına karşı uyanık olmalarını öğütlüyor. İlahlık hissiyatının uyumadığını, her fırsatta devreye girebileceğini hatırlatıyor ve “İlahlık hissiyatını canlı tutabilecek her halini belirle ve onları reddet, terk et; aksi halde o ilahlık hissiyatı seni o kadar zor, zayıf, zaaflarının hâkim olduğu bir anda senden bir kıvılcımın rüzgârla alev alması ve kocaman bir aleve dönüşmesi gibi bu ateşi de barındıran bir kasırga olarak onardığın, temizlediğin, Allah için kazanımlarla donattığın sadrını öyle bir sarar ki bütün kazanımların yok olur, ahiretinin nasipleri elinden gider.” demek istiyor.
“İçinde Allah için olanları yakan bir ateş barındıran kasırga” nitelemesi, özellikle tefsirlerde bu misalin açıklanması için, bu ayet için çok önemli esas noktadır. Bu nokta fark edilemediği için bu misaller tefsirlerde yeterince izah edilememiş. Hatta bazı tefsirlerde “zaten anlaşılıyor, ayrıca açıklamaya lüzum yok” diye düşünülüp geçilmiş. “İçinde Allah için olanları yakan bir ateş barındıran kasırga” öyle bir kasırgadır ki, içerisinde Allah için olanları yakıyor. “Allah için olanları yakan bir ateş barındıran kasırga” niteliğindeki ilahlık hissiyatınızı önemseyin! En iyisi onu temizleyin! Temizleyin de sadrınızda esmek için fırsat kollamasın. Aksi halde, Allah’ın da ilahlık hissiyatlıları yakacak cehennemi vardır…
ÜÇ: Bu bakış açısı kâmil cömertler içindir, sadrlarını ilahlık hissiyatından temizlemiş, mutmain nefsler içindir. Böyle insanlar için ilahlık hissiyatı tehlikesi bulunmasa da onların da kendi hallerine has tehlikeler vardır. Bu tehlikeler diğer nefs hallerine göre çok mikro gözükse de onlar için büyük önem taşır. Ayet onlar için de bu tehlikenin tedirginliği, uyanıklığı, korkusu ve daim Allah’a sığınışı halinde durmak gerektiğini misallendirir. Bu insanlar için kayıp sayılabilecek şeylerin vasıfları da farklıdır…
Rasulullah (SAV) Efendimiz bir gün bir sahabenin defninde hazır bulunmuşlardı. Defin işlemine katılan sahabelerden birisi “bir kardeşimizi daha cennete uğurladık” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (SAV) Efendimiz: “Öyle söylemeyin” dediler. Sahabe de “ya Rasulullah (SAV), bu kardeşimiz hicrete katılmıştı. Savaşlara da katıldı ve kahramanca mücadele etti. Hayr işlerini de çok severdi. Müminler de ondan memnun ve razıydılar” dedi. Rasulullah (SAV) Efendimiz: “Yine de öyle söylemeyin. Allah’ın yerine hüküm vermeyin. Ben Rasulullah olduğum halde Rabbimin bana nasıl muamele edeceğini bilmiyorum.” buyurmuşlardır.
Kur’an birçok ayetlerinde inananların bazı yaptıkları karşılığında “onlar için bir korku ve mahzunluk yoktur” açıklaması yapar. Ancak inananlara “sizin için artık bir korku yoktur” demek, “artık korkmayın, korkuyu silin” manasına gelmez. Bakın: Rasulullah (SAV) Efendimiz “şurası muhakkak ki Allah hakkında benim korkutulduğum kadar kimse korkutulmamıştır” buyurmuşlardır. Yine Rasulullah (SAV) Efendimiz “Allah’ı tanıdığınız kadar korkarsınız. En iyi tanıyanınız ben olduğum için de en çok korkanınız benimdir” buyurmuşlardır.
Mü’minun Suresi 60. Ayette “onlar Rablerine rücu edecekler diye, verdiklerini kalpleri korkuyor olduğu halde verirler” buyrulmaktadır. Hz. Aişe (ra) validemiz anlatıyor: Mü’minun Suresi 60. Ayet nazil olunca Rasulullah (SAV)’e sordum: “Ayette zikredilen söz konusu kişiler zina etmek, hırsızlık yapmak, içki içmek gibi haram işlerle meşgul olanlar mıdır?” Rasulullah (SAV) buyurdu: “Hayır, ya Aişe! Onlar, salât ikame edip, oruç tutup, sadaka verdiği halde kabul olup olmadığı endişesiyle tir tir titreyenlerdir.”
İşte Bakara 266’daki Allah misalinde bahsedilen “bahçelerini korumak için tir tir titreyenler” bunlardır…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi