Edep; Ya Hu -297- RÜZGARIN İÇERİSİNDEKİ KAVURUCU SOĞUK

Edep; Ya Hu -297- RÜZGARIN İÇERİSİNDEKİ KAVURUCU SOĞUK

Allah’ın ayetlerde verdiği misallerden öğreniyoruz ki, Billahi anlamda Allah’a iman etmeyi ve bu imana uygun hayat tarzı oluşturmayı reddeden inkârcı duniHi ilahların yaptıkları insanlık için güzel, düzgün, olumlu sayılabilecek işler bile onların ahiret hayatları için cennet kapsamında işe yarayacak bir kazanç getirmiyor. İnkârcı duniHi ilahların özelliğidir ki Allah’ın onlara verdiklerini onlar kendi zanlarınca ilahlıklarının mülkü bilirler, yani zanlarınca onlar da mülk sahibidirler. Bu durumda mülklerinin tasarrufu da onlara yani ilahlıklarına aittir.
DuniHİ ilahlar kendilerinin “müstakilen var ve muhtar” bir güce ve hüküm vermeye sahip olduklarını zannederler. Bu idrakta yaşayanlar hayal, düşünce, fikir, yorum, iletişim dâhil bütün fiillerini ilahlıkları adına yaptıkları için, bu yaptıklarının hiçbirinin sevap olarak karşılığı oluşmaz. Aksine inkârcı duniHi ilahların her kıpırdamaları birincil şirk kapsamında günaha girer. Çünkü:
Furkan Suresi 23. Ayette Rabbimiz, inkârcı dunihi ilahların işlerinin sevap olarak bir karşılığının olmadığını bildirir. En’am Suresi 160. Ayete göre de inkârcı duniHi ilahlara dünya hayatında zulmedilmediği gibi ahirette de zulmedilmeyeceği, getirecekleri her bir kötülük sadece dengiyle cezalandırılacakları belirtilir. Oysa aynı ayette, Amentü Billahi deyip de ilahlık hissiyatını karıştırmadan yapılan her kıpırdama, her davranış için inananlara en az bire on sevap verileceği bildirilmektedir.
İnkârcı duniHi ilahlar elbette ayetlerdeki Allah misallerini okuyup da bu kayıplarını görüp öğrenip, nasıl yanlış içerisinde olduklarını fark edip, hallerini ıslah edecek değillerdir. Ayetler inananlar içindir; ayetlerde inkârcı duniHİ ilahların uğradıkları ve uğrayacakları hüsranlar inananlar için misallerle öğretilir. Mesela, Bakara Suresi 264. ayette bize bir öğüt verilir ve denir ki: Onlara benzemeyin, onlar gibi yapmayın. Müslümanım demekle de hemen temizlendiğinizi sanmayın. İnanmayanlara benzeyen şekilde sizde de ilahlık hissiyatları varsa ve onlardan temizlenmezseniz, fiillerinizi ilahlık hissiyatınızla gerçekleştirirseniz onlarla aynı sondan siz de kaçamazsınız.
A’lü İmran Suresi 117. Ayetteki Allah misali, inkârcı duniHi ilahların amellerini yöneten ilahlık hissiyatını “içerisinde kavurucu bir soğuk bulunan rüzgâr”a benzetmiştir. Bu misalin anlaşılabilmesi için “inkârcı duniHi ilahların amellerini yöneten ilahlık hissiyatı”nın iyi bilinmesi lazım. Ayetteki misalde bir rüzgâr ve içerisinde de bir kavurucu soğuk var. Bunun ne olduğu, misalde neyi anlattığı çok önemli. İnkârcı duniHi ilahların amellerini yöneten ilahlık hissiyatları, içerisinde kavurucu bir soğuk bulunan bu rüzgâra benzetilmiştir. Böyle bir rüzgâr ekinlerle kaplı bir tarlaya isabet ettiğinde nasıl o tarladaki ekinlerin hepsini bir anda imha ederse, inkârcı duniHi ilahların ilahlık hissiyatı da onun tüm amellerini yakıp kavurup savuruyor ve inkârcıyı Allah karşısında (Allah indinde) hüsrana uğratıyor. Dikkat edin, onu hüsrana uğratan şey amelleri değil. İlahlık hissiyatı! Bu yakıp kavurma işini onun ilahlık hissiyatı yapıyor.
Dikkat ettiyseniz, ayetlerde verilen bütün misallerde hep ilahlık hissiyatını, duniHi ilahları, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını anlatıyor, bunun altını çiziyoruz. Bunu görüp de bana “hep aynı şeyi anlatıyorsun, ilahlık hissiyatını söylüyorsun” demeyin, ayetler öyle! Kur’an’daki ayetlere dikkat edin, ayetler öyle! Ayetler evire çevire, evire çevire hep aynı şeyi anlatıyor… O yüzden biz de evire çevire hep aynı şeyi anlatmaya çalışıyoruz; Hakk olanı kavrayalım, korunalım, kurtulalım ve Billahi idraklı yaşayalım diye…
Ayette “rüzgârın içerisindeki kavurucu soğuk” benzetmesinden anlıyoruz ki; bir rüzgâr var ki içerisinde kavurucu bir soğuk saklı; içerisine kavurucu soğuk saklanmış bir rüzgâr esiyor… Aynı, esfele safiliyndeki kişinin içerisinde ilahlık hissiyatını saklaması gibi. Nasıl o kişi nefsinin şerr davranışı olarak ilahlık hissiyatını içinde saklamışsa, işte onun gibi rüzgârın içerisinde de kavurucu bir soğuk saklı… Bu anlayabilmemiz için çok önemli bir benzetmedir. Bakın: Kavurucu soğuk hızla ve şiddetle yakıp kavurur. Bu durum rüzgârın etkisiyle daha bir yakıcıdır, yok edicidir… Hani bazen bir kar zamanı bir dağ gezintisi yaparsınız. Ortada kar var, soğuk var, güneş de vardır ama güneş öyle bir yakıcı güneş değildir. O güneş çok hoşunuza gider; hem kar, hem güneş… Böyle bir havada güneşi hissederek karda yürümenin hazzı müthiş bir şeydir, müthiş bir nimettir. Ama sonra eve dönersiniz ki simsiyah olmuşsunuz, hiç fark etmeden yanmışsınız. Sanki saatlerce yaz güneşinde durmuş gibi yanmışsınız. İşte kavurucu soğuk, hızla ve şiddetle, hele de rüzgârın etkisiyle böyle yakıcı, yok edicidir. İnsanın derisi yanınca ne olur? Yani kişinin yüzü, derisi yanınca aslında olan nedir? Yanmak, derinin “yandı” dediğiniz yerlerinin ölmesidir. Bazıları o yanmayı çok sever, öyle olmak için çok para verir, aletlere girer çıkarlar… Oysa yanması derinin ölmesidir; o deri öldüğü için öyle gözükür. Canlı değildir o artık. Bu yüzden sonra o dökülür, altından yeni canlı deri gelir. Kişi “eyvah yanığımı kaybettim” diye tekrar koşar gider, o aletlerin altında derisini yakmak için para verir, yeniden ölü deri yapayım diye. Bunu sık sık yapınca deri sıkılır, strese girer ve kansere dönüşür. Muhafaza buyur ya Rabbi (Âmin). İşte, yanmak böyle bir şey! Kavurucu soğuğun yakması da böyledir! Kavurucu soğuk hızla ve şiddetle yakar, rüzgârın da etkisiyle daha yakıcı ve yok edicidir. Ancak, insan bu yakıcılığın gelişini gözüyle göremez. Aynı karda yürümenin gıcırtısı ve güneşi hissetmenin hazlarının birleştiği andaki yanışınız gibi… Bakın bir haz içerisindesiniz ve o yakıcılığı fark etmiyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki yandığımı hiç fark etmemişim. Halbuki insan yaz güneşinin altında yandığını, güneşin yakıcılığını fark eder, değil mi? Ama kavurucu soğuğun yakışını haz içerisinde gezerken hiç fark etmiyor. İşte ayet bunu söylüyor: Onun yakıcılığının geldiğini gözle göremezsiniz. O da yakıcıdır ama yakıcı özelliği olan ateş veya sıcak gibi fark edilmez. Bu olayı böyle vurgulamamız, Allah misalinin neyi misallendirdiğini iyi kavrayabilmemiz için. Rabbimiz bize diyor ki: İnkârcı duniHi ilahların ilahlık hissiyatları rüzgârın içerisindeki kavurucu soğuk gibi hissettirmeden, gözükmeden, sinsice amelleri yakar, kazançları yok eder. O amelleri yapan, o karda güneşte yürüyenin hazzı gibi dünyada bir haz içerisinde dolaşabilir, amel yapıyorum, hayr yapıyorum diye düşünebilir. Kişi müşrik, Yahudi, Hristiyan ise de fark etmez, onlar da bir iş yaparken bir haz içerisinde olabilir ama sonuç aynıdır: İnsandaki ilahlık hissiyatı rüzgârın içerisindeki kavurucu soğuk gibi gözükmeden ve sinsice amelleri yakar, kazançları yok eder. Allah misali böyle diyor: Kim inkarcı duniHİ ilahsa bu halde olur; inkârcı duniHi ilahların amellerinden olan kazançları budur, böyledir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi