Edep; Ya Hu -298- FIRTINALI BİR GÜNDE  ESEN RÜZGÂR

Edep; Ya Hu -298- FIRTINALI BİR GÜNDE ESEN RÜZGÂR

İbrahim Suresi-18’de Allah bize bir misal verir. Buradaki Allah misalinde inkârcı duniHi ilahların ilahlık hissiyatları fırtınalı bir günde esen rüzgâra, amellerinin kazancı da küle benzetilir. Bu misalde ilahlık hissiyatı fırtınalı bir günde esen rüzgâra, inkârcı duniHi ilahın gayretleri, amelleri, amellerinin kazancı da küle benzetilmiştir ve denilmiştir ki: “Ey inkârcı duniHi ilah! Amellerinden, amellerinin faydası, sonucu olarak geriye bir kül kalsa bile senin ilahlık hissiyatın fırtınalı bir gündeki rüzgâr gibi eser ve o külü de savurur, uçurur. Öyleyse ey insanlar, her biriniz bu ilahlık hissiyatınızı tanıyın. O size amellerinizden kalan külü bile bırakmaz, elinizde amellerinizden hiçbir şey kalmaz, hüsrana uğrarsınız. Bunları göremiyor olmanız, ilahlık hissiyatınıza Allah’a karşı sımsıkı sarılmanız ise sapıklığın doruk noktasıdır.”
Bu ayetteki Allah misalinde inkârcı duniHi ilahların amellerine ait kazançlarının küle benzetilmesi çok anlamlıdır. Böyle insanlar amellerine ilahlık hissiyatının ihtiyacı olarak başlarlar. Amellerini yaparken o amelin yapılma süreci içerisinde ilahlık hissiyatları yüzünden öyle edepsizlikler yaparlar ki amelleri o sonuca ulaşıncaya kadar yanar. Yanar da o yanmadan dolayı sonuçta kalıntı olarak kırıntı/kül kalır. Ancak ilahlık hissiyatı öyle bir savaşçıdır ki, Allah’a o kadar karşıdır ki, amelden kalan o kırıntıyı, o külü de bir rüzgâr gibi eser de yok eder… Rabbimiz böyle diyor.
Nur Suresi 39. Ayette verilen Allah misali de inkârcı duniHi ilahların amelleriyle ilgili ahiretteki hallerini bildirir. Yeniden dirilme ve hesap süreçlerinin çok şiddetli ve korku dolu olduğunu biz inananlar Kur’an’dan öğrenmekteyiz. Özellikle de inkârcı duniHi ilahlar için bu böyledir. Onların içerisine girecekleri bu zor durumu, bu korku ve çaresizliği, o andaki kurtuluş yolu arayışlarını dünya hayatı şartlarında tahayyül etmek imkânsızdır… Hesap Günü’nün dehşetini ve kurallarını fark eden ve orada kendisini neyin kurtarabileceğini nihayet anlayan bu inkârcı duniHi ilahın hali Nur 39’da misallendiriliyor, ayette bu ilahın durumu anlatılıyor. Böyle yaşamış birisini düşünün, o gün içine düştüğü zor ve acı durumu anladı ve “beni burada ne kurtarır?” dedi. Bu fark edişi yaşayan inkârcı duniHİ ilahın bu durumu, Allah misalinde ıssız çölde kalmış, bütün imkânlarını tüketmiş, susuzluktan ağzı, dili ve dudakları kurumuş kimsenin haline benzetilmiştir. Issız çölde kalmış da susayan insan gibi, inkârcı duniHi ilahlar kurtuluşun dünya hayatındaki amellerle ilgili olduğunu anlayınca, dünya hayatından getirdiklerine yönelirler, çölde susamış kişinin su ihtiyacı sebebiyle su arayışı gibi onlar da amellerine yönelirler.
Issız çölde seyahat sırasında bu derece susayan kişilere beyinleri ve güneş ışınları, çölün yüzeyini de kullanarak çeşitli oyunlar yapar. Bu oyunlar kişinin beyninin o anki yüksek arzularına yöneliktir. Çöldeki kişinin su ile ilgili yüksek bir arzusu var, dolayısıyla beyin, güneş ışınları ve çölün yüzeyi ona bu arzusuna yönelik oyunlar yapar, böylece kişi ileriye baktığında su birikintisi parıltısı görür. Ancak yaklaştıkça su birikintisi parıltısı kaybolur, bu durumun bir serap olduğunu anlar. Anlar ama çöldeki kişi maalesef su bulamaz. İşte inkârcı duniHi ilahlar da A’lü İmran 117 ve İbrahim 18 ayetlerindeki Allah misallerinde bildirildiği gibi, amellerinden hiç bir kazanç elde edemezler. Şuna lütfen dikkat edin, onlar amellerinden bir kazanç elde edemeyeceklerini bilmemektedir, böyle bir şey yaşayacaklarını da bilmiyorlar. İnananlar Kur’an’da Rableri öğrettiği için böyle bir süreç, böyle bir dönem yaşanacağını dünya hayatındayken biliyor ama onlar bilmiyorlar! Bilmedikleri için, çöldeki insanın su zannedip seraba koşması gibi, inkârcı duniHi ilahlar bir umut ve heyecanla zihinlerindeki amellerine başvuruyorlar. Ancak hiç bir sevap, hiç bir olumlu kazanç bulamazlar, ahiret şartlarında geçerli bir gelirlerinin bulunmadığını görürler. Çölde su arayıp da su bulamayan gibi… Dikkat edin, dünya hayatında “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ve ilahlık hissiyatı zannlarıyla ömrünü tüketen inkârcı duniHi ilahlar ahirette de zannlarıyla hareket ederler ama sonuç budur: Bir şeyim var zannetti ve hüsrana uğradı. Çünkü dünyada da zannlarıyla hareket ediyordu… Ancak zulmetmeyen ve hızlı hesap görücü Allah’ın yasalarıyla karşılaştılar. Artık dünya hayatı imtihanının hesabı Allah tarafından hızla, adaletle ve tastamam görülmektedir.
Kehf Suresi 104. Ayet, böyle durumlar için “bunlar iyi iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir” buyurmaktadır. İnsanlara dünya hayatı içerisinde, ömürleri süresince mühlet verilir. Mühlet verilmesi Allah’ın işini bir hikmet üzere yapmasındandır. Allah, kesinlikle Aziyzün Hakiym’dir. Bu mühletten sonra insanlar ahirette Allah’ın kudretiyle yüz yüze gelirler, yanlarında Allah’ın kudretinin kanunlarını bulurlar.
Enbiya Suresi 29. Ayet işin sonunu, sonucunu bildirir: Kim dünya hayatında ‘ben bir duniHi ilahım’ der ve buna göre hayat tarzı oluşturursa Biz onu cehennemle cezalandırırız.”
Bu ayetlerde verilen Allah misalleriyle inkârcı duniHi ilahlar yanı sıra duniHi ilahlara benzeyenler de uyarılır. “Allah’ı ve İslam’ı reddetmiyorum” dediği yani inkârcı olmadığı halde ilahlık hissiyatı açısından inkârcı duniHi ilahlara benzeyenler uyarılır ve “onlara benzemeyin” denir. Hud Suresi 113. Ayet de bu konuda inananları şöyle uyarır: “Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa cehennemde yanarsınız.”
Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi