Edep; Ya Hu -299- ENGİN DENİZDE DALGALAR ÜSTÜNE DALGALAR

Edep; Ya Hu -299- ENGİN DENİZDE DALGALAR ÜSTÜNE DALGALAR

Nur-40: “(O kâfirin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Birbiri üstüne karanlıklar. İnsan elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse artık o kimsenin aydınlanmaktan nasibi yoktur.”
Nur Suresi-40 ile verilen Allah misali inkârcı duniHi ilahların dünya ve ahiretteki hallerini tasvir etmektedir. İnkârcı duniHi ilahların dünya hayatında engin bir denizdeki yoğun karanlıklardaymış gibi olması, onun esfele safiliyn formatta ve vehmin karanlığında olmasıdır. Esfele safiliyn engin bir denize, vehmin zulmeti de yoğun karanlıklara benzetilmiştir. Bütün bunları hissederek yaşayan onun nefsinin şer yanıdır.
Ve denizi dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulut, birbiri üstüne karanlıklar… Yani: Esfele safiliyn denizinde, vehmin zulmeti karanlığındaki kişi nefsinin şerriyle duniHi algıyı sahiplenerek denizin yükselmesine ve dalgalanmasına sebep oluyor. Bu dalgalar yeni dalgaları tetikliyor ve “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası dalga üstüne dalga, karanlık üstüne karanlıklar oluşturuyor. Zannlar zannları, zulmetler zulmetleri doğururken, esfele safiliyn denizinde o kişi kişiliğini oluşturur. Bütün bunlarla artık onun kişiliği şekillenir yani nefsinin şerri pekişir ve kendine ait bir karaktere bürünür. Sonuçta o nefse bir ilahlık hissiyatı kazandırılır. Bu durum, dalgaların coşmasına ve karanlıkların artmasına sebep olur.
Bu denizin ve yoğun karanlıkların yani esfele safiliyn formatın ve vehmin zulmetinin normal insanı haline gelen bu nefsin şerri sahibi, denizin yoğun karanlıklarından daha karanlık inkârcı bir duniHi ilah olarak esfele safiliyn denizinde hayat bulur. Bu inkârcı duniHi ilahın denizdeki hayatını karanlıklar ve sıkıntılar olarak besleyecek bulutlar ise zannlar, heva ve hevesler olarak yağmur gibi o denize yağarlar, bu konuda hazır beklerler. Bu inkârcı duniHi ilahın karanlıklar içerisindeki bu karanlık yaşantısına bir tebliğde bulunulsa, ona Rabbine verdiği söz hatırlatılsa, ona fıtratını düşündürtmek isteseniz yani bu karanlıklara, ona ait olan bu hakikatleri uygun onun kendi eli gibi çıkarsanız bile o artık göremez. Neden kendi eli gibi dedik? Çünkü onun fıtratında bu bilgi var. Bu karanlıklara karşı bu hakikati onun kendi eli gibi çıkarsanız bile artık o hakikatleri göremiyor, anlayamıyor. Hatta anlamak da istemez. Bu yoğun karanlıklar onu hakikate karşı, Bakara Suresi 18. Ayetten öğrendiğimiz gibi sağır, dilsiz ve kör yapmıştır; artık aydınlığa dönemezler. Karanlıklarını aydınlık zannetmektedirler. Hatta bu durumda tebliğ yapan kişi biraz ısrarcı olsa “karanlığımı bozma başka ihsan istemem” derler. Bir inkârcı duniHi ilah olmadaki bu arzu, iştiyak, inat ve ısrar karşısında Allah onların nurlarını, nura ulaşma yollarını, nurla irtibatlarını keser ve kaldırır. Bu konuda artık nasipleri kalmamıştır.
Nur Suresi 40, inkârcı duniHi ilahın ölümü tatmasıyla birlikte içine düştüğü zorluk ve çaresizlikleri de tasvir etmektedir. Dünya hayatında kendisine verilen mühlet sayesinde duniHi algı ve zannlarından ötürü serbestlik yaşayan kişi, ölümü tatmakla Bakara-166, En’am-24, En’am-94, Yunus-30, Hud-21, Nahl-87, Kasas-75, Mü’min-74, Fussilet-48, Hâkka-29 ve Ahkaf-28 ayetlerinde bildirildiği üzere dünyadaki dayanaklarını, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini, ilahlık hissiyatının “müstakilen var ve muhtar” olarak ilan ettiği güçleri kaybeder… Bunlar onun dünyadaki dayanaklarıydı. İşte bu dayanaklar inkârcı duniHi ilaha dünya hayatı içerisinde düştüğü karanlığı sanki aydınlık gibi yaşatan şeylerdir. Yasin Suresi 52. Ayette işte o zaman, “eyvah, eyvah, bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın vaat ettiğidir. Rasuller gerçekten doğru söylemişler derler” buyrularak duniHi ilahların korkular ve karanlıklar içerisine nasıl adım attıklarını duyurmaktadır. Ayrıca yine Yasin Suresi 59. Ayetle öğreniyoruz ki “ayrılın bir başka tarafa bakalım. Bugün ey suçlular!” denilecektir. Böyle denildiğinde duniHi ilahların korku ve karanlıklarının daha da arttığı görülür. Yani düşünün, “ayrılın bakalım!” denildi, zaten engin denizlerde bir çaresizlik ve korku içerisindeler, bir de onlara “suçlular, siz şimdi bir kenara ayrılın bakalım” deniliyor. İşte bu muameleyi görünce, çaresiz kere çaresiz kaldıklarını hissederler. Böylece karanlıkları ve çaresizlikleri artar.
DuniHi ilahlar dünya hayatında inananlarla karışık yaşamaya alışmışlardı. Burası çok önemli, çok, çok enteresan, çok korkutucu… DuniHi ilahlar dünya hayatında inananlarla karışık yaşamaya alıştılar. Şöyle düşünün, bir sınıf var, sınıfta çok başarısızlarla çok başarılılar karışık yaşıyorlar. Ancak sınıfı yöneten adaleti gereği, adaleti demeyelim de sistemi gereği başarısızları da kolluyor, onların başarısızlıklarını örterek davranıyor. DuniHi ilahların dünya hayatında alıştıkları bir şeyi anlatmak için böyle bir benzetme yapıyoruz ama örnek tam oturmaz. Dünya hayatında inkârcı duniHi ilahlar inananlarla karışık yaşamaya, bu sebeple de onlara hakaret etmeye, onlarla alay etmeye, onları küçümseyerek gülmeye ve sonra da hiç bunları yapmamış gibi Allah’a karşı inananların arasında vaziyeti idare etmeye alışmışlardır… Bu alışkanlık çok önemli! O gün işte böyle alışmış birisine deniyor ki “ey suçlular, şimdi ayrılın bakalım.” Nasıl bir çaresizlik, nasıl bir korku, nasıl bir karanlıklar üzerine karanlık…
Ve ayrıldılar. Onlara Duhan Suresi 49. Ayette belirtildiği üzere deniyor ki “demek sen müstakilen var ve muhtar idin ha! Aziyzül Keriym’din ha! Gel bakalım!” Bu muamele yapılıyor. Bir de Yasin Suresi 60. Ayette belirtildiği üzere Rabbimiz duniHi ilahlara, inkârcı duniHi ilahlara “size şeytana kulluk yapmayın demedim mi?” deyince, inkârcı duniHi ilahlar engin bir denizde, yoğun karanlıklar içerisine düşmüş gibi olurlar…
Bu ayetlerin nazil olduğu dönemleri düşünelim. İnsanların özellikle ticaret amaçlı deniz yolculukları var. O zamanın teknolojilerine göre olan gemiler açık denizlerde çok korkunç fırtınalar yaşarlardı. Gemide ticaretle veya bir iş için bulunanlar çok büyük korkular içerisinde kalırlardı. Bu korkular hikâyelere dönüşür, halk arasında büyük felaketler olarak anılırlardı. İşte, böyle bir korkuyla misallendiriyor Rabbimiz. Çünkü zihin bilmediği ve kendisini içerisinde bulduğu bu çaresizlikleri dünya hayatından bildiği korkular ve felaketlerle ilişkilendirir. İçerisinde kendisini bulduğu çaresizlikleri tanımlamayınca, zihninin bildiği en büyük felaketlerle eşleştirir ve “sanki onun gibi bir şey” der. İşte burada da Allah misali onu yaptırıyor: Ahiretteki halleri sanki onun gibi bir şey…
Yeniden dirilmenin şaşkınlığı içerisinde bulunduğu ortamın şartlarına karşı çaresizlikleri, inkârcı duniHi ilahların Fuad sistemlerinin iflas etmesindendir. En’am-110, İbrahim-43 ve Hümeze-7. Ayetlere göre, yaşadıkları korku ve dehşet fuadlarının dayanma kapasitesinin çok üzerine çıkmıştır. Bu yüzden hiç bir değerlendirme yapamamaktadırlar. İsra Suresi-72’ye göre onlar dünya şartlarında Allah’a karşı a’ma idiler, hakikatler açısından şaşkındılar, ahirette oranın şartları içerisinde a’ma ve daha da şaşkındırlar. İşte bütün bunlar engin denizde yoğun karanlıklar gibidir onlar için.
Olay bu kadarla kalmıyor ki… Üzerine hesap günü süreci, zümreler halinde cehenneme sevk süreçleri… İşte bütün bunlar, Allah misalinde “engin denizde dalgalar üstüne dalgalar” olarak belirtilmiştir. Cehennem ortamının tabakaları, duniHi ilahlar için karanlıklardan da karanlık çaresizliklere sebep oluyor.
Cehennemi insanlara işkence yapılan bir hapishane gibi tahayyül etmeyin. Cennet de cehennem de kendi şartları içerisinde insanların bir hayat sürecekleri ortamlardır. Cehenneme giden bir inkârcı duniHİ ilahın hayat şartları, bu şartların yönetimi ve akışı, karanlığı aydınlanmayan, dalgaları bitmeyen, kasırgalarla dolu engin deniz misalidir. Karanlıkları, kasırgaları ve dalgaları besleyecek bulutlar da denizin üzerinde beklemektedir.
Allahım, biz inananları cehennem azabından koru, bizleri cennetinle mükâfatlandır ya Rabbi (Âmin)!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi