Edep; Ya Hu -304- YARDIMLAŞANLAR VE YARIŞANLAR…

Edep; Ya Hu -304- YARDIMLAŞANLAR VE YARIŞANLAR…

Görmekteyiz ki duniHi ilahlar yaşantıda Allah’a karşı edepsizlikte yardımlaşıyor ve yarışıyorlar. Bu konuda ihmalkâr, vurdumduymaz, hayatı ve ahireti için gerekenden bihaber olanlar inananlar! Oysa Hucurat Suresi 13. Ayette “Allah indinde sizin en değerli olanınız sizin (en müttaki) en takva sahibi olanınızdır” buyrulmaktadır. Önceki yazıda takvayı konuştuk; ilahlık hissiyatı nedeniyle (o hissiyattan kurtulamamışlık sebebiyle) Allah’tan utanmaktır, takva önce budur dedik. Öyleyse bizim Allah indinde en değerli olanımız en utananımızdır, müminler olarak. Bu ayeti böyle anlayıp zihnimize böyle yerleştirmemiz gerekiyor.
Tabi, talip kişi bu takva tarifini duyunca kendisine “haydi takva ehli olmaya” diyor, çevresine “takva ehli olmaya çalışalım” diyor. Takva böyle tarif edilmezse, onun Allah’tan utanma olduğu anlaşılmazsa, aksi takdirde takva iyi insan olma kurallarıyla sıradan bir mana olarak anlatılıyor… Öyle değil! Takvaya böyle (Allah’tan utanma olarak) baktığınız zaman onun çok özel bir hayat tarzı, çok özel bir insanlık hali, çok özel bir kulluk hali olduğunu görüyorsunuz; takva ehli olmak böyle bir hal…
Ayetler gereği cennet için, hayr için, takva için yarışan inananların bu yarışlarında diğer din kardeşleriyle, diğer din kardeşlerine yardımcı olmaları çok değerli bir infaktır. Bu konuda bu amaçla yapılan yarışlarda, yapılan yardımlar o yardımı yapanı hep daha ileri taşır, geri bırakmaz. Bir yarış düşünün yani sizinle yarışan birisi var. Siz onu ileri ittiriyor, ona yardım ediyorsunuz ve yanınızdakini ileri ittirince siz ileri gidiyorsunuz.. Bu tablo dünyanın yarış kurallarına uyar mı? İşte takvada yarış, yardım edeni daha ileri taşıyan, geri bırakmayan böyle bir yarış… Bütün bunları birleştirdiğinizde, Kur’an’ın “Biz” derken, Muhammedî muvahhid bir cemaatin “Biz” derken neyi kastettiğini anlamak daha kolaylaşır.
Müminlerin takvada yarışması gerekiyor, böylece inananlar hayrda yarışmış ve cennete koşmuş oluyorlar. İnkârcı duniHi ilahlar Allah’a karşı edepsizlikte zaten yarışıyor ve yardımlaşıyorlar. Onların bu yardımlaşmaları da onları duniHi ilah olmakta ileri taşıyor ve cehenneme yaklaştırıyor. Ancak duniHi ilahların bir yarışı daha vardır: İlahlık hissiyatlarına kapasite açma yarışı! Onlar ilahlık hissiyatlarına kapasite oluşturmak ve kapasite artırmak üzere oluşturdukları fiillerde birbirleriyle yarışırlar. Bu yarışın ne olduğunu hatırlayalım, bu neydi, onların bu hali neydi? Bu, Allah’ın kınadığı ve “dünya hayatı” dediği şeydi. Dünya hayatı diye Kur’an’ın kınadığı budur! DuniHi ilahların bu yarışı! Onlar dünya hayatında aralarında yarışırlar. Dikkat edin lütfen, onlar Allah’a karşı edepsizlik yapmakta da yarışırlar ve yardımlaşırlar ama o yarışta birbirlerini destekleyerek yarışırlar, o birbirlerine karşı bir yarış değildir. Dünyayı ve ülkemizi iyi inceleyin; çevrenize, yazılanlara, çizilenlere, medyaya, şuraya buraya iyice bakın, elinizi vicdanınıza koyarsanız bu söylediklerimizin hepsini göreceksiniz. İnkârcı duniHi ilahlar Allah’a karşı edepsizlikte yardımlaşır ve yarışırlar. Bunu yaparken karşılarına hedef olarak bir kulu alırlar, bir kulu hedef alarak ona saldırıyormuş gibi yaparlar ama hayır, onlar Allah’a saldırmaktadırlar! Bakın, şu kafayı düşünün: Hatırlarsanız üç beş yıl önce Ramazan ayı Haziran, Temmuz gibi sıcak aylara, sıcak günlere geliyordu ama serin ve yağışlı geçiyordu. Ülkemizdeki inkârcı duniHi ilahlar yazılarında, çizilerinde, medyalarında deniz kenarına gidemedikleri için veya giderlerse yağmur yağdığı için “Müslümanlar yüzünden hava şöyle böyle” diye yazılar yazıyorlardı… Bakın! Aslında nasıl bir kabul var yani aslında onların nefslerinin esası işi nasıl biliyor? Bu duniHİ ilahların hedefi kim, müslümanlar mı? Hedef Allah’tır. Hücum ettikleri Allah! Nefret ettikleri Allah! Savaşları Allah’a!
Evet, inkârcı duniHi ilahlar özellikle Allah’a karşı “Ben daha fazla edepsizlik yapacağım” diye edepsizlikte birbirleriyle yarışırlar. Onlara bu bir karizmadır; bununla övünür ve bu konuda birbirleriyle de yardımlaşırlar. Ancak aynı kişilerin bir yarışları daha var, o ise kendi aralarındaki dünya hayatı yarışlarıdır. O nedir? İlahlık hissiyatlarına kapasite açma, kapasite oluşturma, kapasite artırma yarışıdır. Bu amaçla, bu hedef üzere fiillere girerler, bu fiillerde de birbirleriyle aralarında yarışırlar. Yine dikkat edin lütfen, Allah’a karşı savaş olunca birleşirken, aynı kişiler kendi ilahlıklarına kapasite oluşturmak için yaptıkları yarışta birbirleriyle acımasız yarışırlar. Ve bu yarışmalarında onlar birbirlerine karşı çok acımasız, çok merhametsizdirler. İşte Haşr Suresi 14. Ayet bize bunu bildirir: Onların aralarındaki bu merhametsizliği, aralarındaki hırsa bağlı birbirlerine karşı olan hücumları çok şiddetlidir der. Onlar bu yarışlarında diğerine, bir diğer duniHi ilaha yarayacak hiç bir yardımlaşmayı yapmazlar. Aksine engellemeler oluştururlar.
Önceki yazımızda cennete koşan insanların, inananların birbirleriyle yarışını anlattığımızda, dikkat edin o yarışı okurken insan nasıl gevşiyor, sakinleşiyor, o nasıl hoşumuza gidiyordu. Ama şimdi? Şimdi bunların bu yarışlarını anlatırken, okurken, Fetih Suresi-29 gereği kendiliğinden kimyamız değişiyor, onlara karşı sert, acımasız, tavizsiz, kınayıcı ve onları reddedici bir hale geliyor.
Evet, duniHİ ilahlar aralarındaki bu kapasite yarışında (ki ona ayetler dünya hayatı diyor) diğer duniHi ilahlara yardım etmezler. Aksine birbirlerine engeller oluştururlar. İnkârcı duniHi ilahların bu davranışları birbirini tetikleyen hırslarıyla böylece ilahlar arası güç savaşlarına yol açar. Aralarındaki bu merhametsiz, birbirlerine karşı acımasız ve kalleşçe bu hayat tarzlarında, bu hayat tarzının sonucu olarak birbirlerini tetikleyen hırslar ve ilahlar arası güç savaşları meydana gelir. İşte onlar buna “hayat” derler; bunu dizi yaparlar, roman yaparlar, film yaparlar, şiir yaparlar; adına da “edebiyat” derler. DuniHi algılı, ilahlık hissiyatlı böyle insanlar işte bu kadar basit, bu kadar cahil, bu kadar göremeyen, bu kadar kördürler, maalesef…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi