EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…

EDEP YA HU – BAĞINIZA GİRERKEN…

Şükretmek nedir öğrenmeliyiz, önce dilimizi sonra da halimizi, fiillerimizi şükreden hale getirmeliyiz. Ama iş hep önce dile, konuşmaya geliyor. Beni çok etkileyen ve korkutan bir şey var, bunu “niye o hal bende yok” diye hayatımda aradım, Rabbim lütfetti de gösterdi ki o potansiyel bizde var; onu görmemiz lazım. Efendimiz (SAV) Allah Rasulü olduğu halde koyu bir bulutun geldiğini görünce telaşlanıyor, dolanıp duruyor, bir musibet, bir bela geliyorsa diye korkuyor. Çünkü içinde yaşadığı toplum bir Rasul kavmi ve Rasul’e (SAV) itiraz edenler var. Kendisine daha önceki Rasullerin ve kavimlerinin kıssaları geliyor, görüyor ki Rasullere itirazları sebebiyle hepsi helak olmuş. Bir ayet var, çok ürkütücü; A’raf 84: “O mücrimlerin (inkârcıların) yağmuru nasıl şiddetlidir!” Onlara öyle bir yağmur geliyor ki, şiddetli, korkunç. Efendimiz (SAV) işte bu yüzden, bakıyor ki kocaman bir bulut geliyor, “bunda ne var, ne olacak acaba?” diye telaş ediyor, korkuyor. Gidiyor geliyor, giriyor çıkıyor, oturamıyor, yerinde duramıyor… O bulut gelip gidinceye kadar telaşı geçmiyor. Bunu Aişe validemiz (ra) söylüyor.
Hayat hep böyle! Sadece yağmur mu? Bu tehlike her şeyde ve her an var; hepsi mümkün! Muhafaza buyur ya Rabbi, ticaretle uğraşan bir kişi bir hafta içinde sıfır hali gelebiliyor. Peki, ne yapacağız? Bileceğiz ki; korkarsak Allah korur. Allah, imanlıyı korktuğu şeyden korur, imansızın ise korktuğu başına gelir. Bu Kur’an’ın vaadidir: Nelerden korkuyorsanız Allah onlardan sizi korur, nelerden korkuyorsanız… Hiç bir zaman, imanlının başına korktuğu gelmez, Allah onu korur. İmansızın hali zor, onun koruyacak kimsesi yok, bu yüzden korkularını kendisi kendi eliyle kaderi haline getirir ve yaşar. Bu durumda, bizler bir mümin olarak korkacağız, korkacak şeyler bulacağız ki Allah’tan korkmuş ve korunmuş olalım. Mesela düşüneceğiz ve “Ben bugün Allah’tan hiç korktum mu?” diye kendimize soracağız. Size bu sorgulamanın mükâfatını anlatmayı başaramam. Allah’tan korkunun saniyesi, salisesi boşa gitmiyor, mükâfatları var… Kendimize hep soracağız; “ben bugün Allah’tan korktum mu, beni bugün Allah’tan korkutan (utandıran) bir şey oldu mu? İnsan, başına bir şey gelmedi, onu üzecek bir şey olmadı diye mi korkmuyor, maalesef. Oysa düşünse görür ki, olmadı ama olabilir… Olabilirdi diye korkmalı, olmadı diye şükretmeli. İnsanlar onun için sigorta, kasko yaptırıyor; olabilir diye. Sizin de sigortanız Allah ise “Olabilirdi” korkusu önemli o zaman…
Hayatın içindeki fark etmediğiniz ama çok önemli olan korkuları yakalayın, onları bulmalıyız, yakalamalıyız. O korkuları yakalarsanız, bir kere Allah’tan oluşacak korkuya göre bedeniniz bir şekil alır; bedeniniz sizin o ittikanıza göre şekil alır ki bunlar önemli şekillerdir…
Furkan Suresi 63. ayetten anlıyoruz ki, mü’minler yere bir mütekebbir gibi basmazlar. İşte eğer Allah’tan korkar, ittika eder, utanırsanız sizin de yere basışınız, konuşmanız, bakmanız, hayatınız, her şeyiniz değişir, siz de öyle ayette söylenenler gibi olursunuz. Allah’tan Billahi idrak ve muhabbetle çok korkan biri yolda yürüyorsa, çok utanan, çok korkan o kişi yere nasıl basar, nasıl yürür… İşte gün içerisinde davranırken daim bunları bulmak lazım…
Öyle büyük nimetlere sahibiz ki… İnsanın bir evinin olması nasıl bir nimettir hiç düşündünüz mü? Evindesin, evde biraz uykun geldiğinde yatacağın bir yatağın var. Allah sana yatacak yatak vermiş. Kiminin ne evi ne de yatağı var, kiminin yatağı var ama yatıp uyuyacak fırsatı, imkânı yok. Fırsat ve imkân bulsa bile Allah izin vermemişse yatıp uyuyamıyor. Allah bize fırsat verdi, imkân verdi yatabiliyoruz, dinlenebiliyoruz. Bu imkânları görmeden, bunları yaşamadan uyuyorsak bu nimetlere ait filmi kaçırdık demektir, bu şükür filmini kaçırmamak lazım… Dünyayı görüyoruz; savaşlar, yurdunu, ailesini, her şeyini kaybedenler… Savaşların veya iç çatışmaların hüküm sürdüğü ülkelere bakın… Oralarda birisi karakola ve Adalet Sarayı’na gidebilir mi, tapu işi olsa öyle bir yere gidebilir mi; avukata, hastaneye, okula gidebilir mi? Bizim de öyle bir halde olmamız mümkündü, olabilirdi. Bugünlerde onu yeniden idrak ediyoruz, neredeyse bu yurt bizim de elimizden gidiyordu; o malum gece bu tehlikeyi gördük, hatta birkaç saat bunun olabileceğini de yaşadık ama daha sonra hepsini unuttuk… Kur’an’daki gemi yolcularına ait örneklerde olduğu gibi. O tehlikeyi unutanların en önemli simalarını, aktörlerini de görüyoruz… Bu vesileyle inşaAllah dua edip seslenelim:
Ey, bize yaşayacak bir yurt veren Allah’ım, bize sığınacak ev veren Allah’ım., bize yatacak yatak veren Allah’ım; sana öyle şükrederiz ki; öyle, öyle, öyle, öyle şükrederiz ki yarattıklarının sayısınca sana şükrederiz. Ya Rabbi, sana öyle şükrederim ki (adede halkıke;) yarattıklarının sayısınca… Ve (rıda nefsike;) Sen razı oldum deyinceye kadar şükür ederim Allah’ım… Ve (zinete arşike;) Senin arşının ağırlıkları kadar şükrederim; o ağırlık neyse… Arşın ziyneti/ağırlığı ne kadar onu akıl almaz… Sana yine öyle şükür ederim ki (midade kelimatike) Senin kelimelerini yazacak mürekkep miktarınca Sana şükrederim Allahım…
Dikkat ettiyseniz duamızda “Çok şükür, binlerce şükür” demedik, o ifadeler çok doğru olmaz. Bu duayı bize bu ifadelerle öğreten Efendimiz (SAV); O öğretiyor. Müthiş bir şey! Sana böyle şükrederiz Ya Rabbi, lütfen şükrümüzü kabul buyur, lütfen şükrümüzün şuurunu artır, derecesini yükseltiver Allah’ım. Ve senin razı olduğun şekilde sana şükredenlerden eyle bizi Allah’ım (âmin). Duaları, şükür, hamd ve sığınışları hep bir hisle, hissiyle, hissine bürünerek yapmak lazım. Eve giriyoruz diyelim, Nur Suresi 61. ayetle girelim: Ayet diyor ki “Evlere girdiğiniz zaman ağzınızla kendinize Allah adına (Allah indinden) selam verin…” Düşünebiliyor musunuz, böylece hiç Allah’tan kopmuyoruz, her adımda O’nunla olmayı, Allah’tan hiç kopmamayı öğrenmemiz lazım. Talibi için, Ettahıyyatü bu işin uygulamasıdır, kapıdan girdiniz, eve selam vermek üzere en güzeli Ettahiyyatü okumaktır. Çünkü orada bir selamlaşma var; hem selamlaşma hem cevabı var. Yine Kehf Suresi’nden, kişinin bağına girerken ne demesi gerektiğini hatırlayıp evimize, arabamıza… (bağımıza) “MaşaAllah, lâ kuvvete illa billâh” diyerek girmeliyiz. Bunu da söylemek güzel olur. Bu duyguyla bunları yaşadığınızda siz zaten ne görseniz, ne yaşasanız bunları diyeceksiniz; hep Sahibini Billahi manasıyla bilerek, şükrederek “ettahıyyatu” okuyacak, “MaşaAllah la kuvvete illa Billâh” diyeceksiniz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi