EDEP YA HU – BİRİNCİL ŞİRKİ ÇOK ÖNEMSEMEK LAZIM,  ÖZELLİKLE DE MÜSLÜMANLAR

EDEP YA HU – BİRİNCİL ŞİRKİ ÇOK ÖNEMSEMEK LAZIM, ÖZELLİKLE DE MÜSLÜMANLAR

İbrahim 24-27. ayetlerdeki Allah misali, yaşantısında Habis Kelime’yi inatla ve ısrarla tercih eden kişinin Allah’ı unutması, Allah’a ters olması, dönmesi sebebiyle Rabbinin onu yükseltmeye yönelik müdahalesinden mahrum olduğunu söyler: “Fakat o dünyaya saplandı ve hevasının peşine düştü.” Bu ifade, o kişinin duniHi algı ve zannları sonucu “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası peşine düştüğünü ve nefsini büründürdüğü ilahlık hissiyatına saplandığını gösteriyor ki dünyaya saplanmak, heva ve hevesinin peşine düşmek budur.
Rivayetlerden, Allah misalindeki bu kişinin Hz. Musa (AS) zamanında yaşamış bir Yahudi olduğu düşünülmüş, bu kişi tefsirciler tarafından dönen ve kaybedenlere örnek olarak gösterilir. Bu kişinin bir Yahudi olma ihtimali çok kuvvetlidir, çünkü Hz. Musa (AS) kavmi birincil şirk açısından bilgisiz ve cahildi. Dönüp dolaşıp hep “birincil şirk”e geliyoruz; bu birincil şirki çok önemsemek lazım. Özellikle de Müslümanların… Çünkü dünyaya birincil şirkin ne olduğunu net tarif eden ve ondan nasıl kurtulunacağını net gösteren, yaşayarak gösteren yalnızca Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’dir. Bu sebeple, Hz. Musa (AS)’ın kavmi birincil şirk açısından bilgisiz ve cahildi. Böyle olduğu için, kendisine ayetler nasip edilen o kişi ayetler nasip edildiği halde duniHi ilah olmaktan ve ilahlık hissiyatından sıyrılmamıştı. Bu hikâyenin Efendimiz (SAV)’den itibaren geçen süreçte, şimdi ve gelecek için taşıdığı ibret bizim içindir. Ayetin hedefi, Müslümanım dediği halde duniHi ilah olarak ilahlık hissiyatıyla yaşayanları uyarmaktır, birincil şirk halini bizlerin dikkatine sunmaktır: Dikkat edin de ilahlık hissiyatıyla yaşamayın, kendinizi Allah’ın dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar zannedip de duniHİ algıyla birincil şirk (gizli şirk) içerisinde kalmayın…
Hud-113 biz inananlara “ilahlık hissiyatıyla nefslerine zulmedenlere benzemeyin yoksa size nar dokunur” uyarısı yapmaktadır. A’raf Suresi 175, 176, 177 ayetleri, bu Allah misalinde konu edilen bu kişinin Habis Kelime’yi ve buna uygun hayat tarzını tercihi sonucu düştüğü hali bir köpeğin davranış biçimine benzetir. Hem bu benzetmede hem diğer benzetmelerde dikkat etmemiz gereken bir husus şudur: Yapılan kıyaslamada duniHi ilahın zatı ve benzetmeye taraf olan köpeğin zatı kıyaslanmaz; yani bu ayetlerde bu iki zat kıyaslanmamaktadır. Dikkat edin, hayvan bile olsa hiç bir kulun zatı kıyas veya benzetmeler için kullanılamaz. Çünkü hiç bir kulun zatı “müstakilen var ve muhtar” değildir; hiç bir kulun zatı Allah anlayışının dışında düşünülemez. Bu tür bir hata yapılmışsa sebebi, o kıyası veya o yorumu yapanın duniHi algı ve zannlarıyla yaşıyor olmasıdır.
A’raf Suresi 175, 176, 177 ayetlerdeki Allah misalinde, Habis Kelime tercihinin davranış biçimleri anlatılır. Habis Kelime tercihinin, Habis Kelime’yi tercih etmenin davranış biçimleri, bu davranışların oluşturduğu hal bir köpeğin davranış biçimiyle kıyaslanmaktadır. Habis Kelime’yi tercih eden inkârcı duniHi ilahın veya diğer türlü duniHi ilahların davranış biçimleri, misalde köpeğin bir davranış biçimiyle kıyaslanmakta ve birincil şirki sebebiyle bir duniHi ilah olarak yaşayan kişinin davranışı kınanmaktadır. Dikkat edin lütfen, köpek ve davranış biçimi kınanmıyor! DuniHi ilahın davranış biçimi Allah misalinde bir köpeğin davranış biçimine benzetilerek duniHi ilahın davranış biçimi kınanıyor. Köpek ve davranış biçimi kınanmıyor, çünkü köpeğin davranış biçimi onun tabiatıdır. Oysa duniHi ilahın davranış biçimi onun aslını oluşturan halinin tabiatı değildir. Tam da bu yüzden, A’raf-179 ve Furkan-44 ayetlerinde inkârcı duniHi ilahlar bu davranışları sebebiyle “hayvandan da aşağı” kabul edilmişlerdir.
A’raf (175, 176, 177) ayetlerindeki benzetmeyi hatırlayalım: Onların hali köpeğin şu haline benzer ki, onun üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, terk etsen de dilini sarkıtıp solur.
Bir köpekle ilgilenip ona sevdiği bir yiyecek verseniz bu olay karşısında o dilini sarkıtır ve solur. Aynı köpekle ilgilenmeseniz, yanından uzaklaşıp gitseniz yine aynıdır, yine dilini sarkıtıp ve solur. Elbette bu köpeğin dışarıdan gözlenen davranış biçimidir. Oysa o köpek kendi iç dünyasında yiyecek verilmesinden ve verenden memnundur ve kendince teşekkür duyguları da yaşar. Bu noktada köpeğin, özellikle kendisinin planı olarak gelişen bir süreçte ilk evcilleşmeyi başaran hayvan olduğunu hatırlayalım. Ayetteki kıyaslamada ilginç olan şudur: Köpeğin iç duyguları öyle olmadığı halde dışarıdan gözlenen halinin sabitliği, anlamamış gibi görünüşü, inkarcı duniHi ilahın iç duygularının halini ifade etmektedir; bir duniHi ilah Allah’a karşı iç duygu ve zannlarıyla köpeğin bu dış görünüşü gibi davranmıştır. Bakın: İbrahim Suresi 24-27. ayetlerde verilen Allah misalindeki kişiye Allah Tayyib Kelime’den, ayetlerinden ikramlarda bulunmuş ancak onun bu ikrama karşılığı dilini sarkıtıp solumak olmuştur, bu ikrama rağmen dilini sarkıtıp soluyarak Habis Kelime’ye koşmuştur. Bu hali sebebiyle Allah ikramlarını ve gelecek ikramları ondan çekmiş, bu kişi bu durumu yine dilini sarkıtıp soluyarak karşılamıştır. “Dilini sarkıtıp solumak” benzetmesi bu kişinin iç dünyasındaki duyguları için yapılmaktadır. Lütfen şimdi bu manaların hepsini tamamlayan şu cümleye dikkat edelim: Ayet biz anlayalım diye duniHi ilahın iç dünyasından örnek verdi, onun iç dünyası olan duygularındaki dilini sarkıtıp soluma halini köpeğin dış görünüşündeki bir şeye benzetti. İşte o hal, maalesef ve maalesef, duniHi ilahların o davranış biçimi özellikle Allah’a karşıdır. Mesele burada! Yani, duniHi ilahları herkese kaşı böyleler zannetmeyelim, onlar Allah’a karşı böyleler! Bu durumu Bakara-6 ve Yasin-10 ayetleri “inkârcı duniHi ilahları Kur’an ile uyarsan da birdir, uyarmasan da birdir; onları Allah’a çağırsan da birdir, çağırmasan da birdir, gelmezler. Onların davranışları değişmez ve iman etmezler” diye bildirmektedir.
A’raf 175, 176 ve 177’deki Allah misali iki konuya dikkat çekiyor. Birincisi şu: İnananlar belki tefekkür ederler de ilahlık hissiyatının davranışlarının bir kulu Allah’a karşı ne duruma soktuğunu anlar ve edepli olurlar. Uyarılardan birisi bu: İlahlık hissiyatını umursamadan yaşamanın, Allah karşısında sizi nasıl bir duruma soktuğunu bu misalden anlayın da tefekkür edin, edepli olun. İkincisi: Misalin nasıl aşağılayıcı olduğunu görün! Yalnızca Allah’ın “Müstakilen VAR ve Muhtar” olduğu gerçeğini yalanlayarak “ben de müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunanların düştükleri hallerin çirkinliğini anlayın, verilen misaldeki insanın hali ne kadar kötü ve aşağılayıcı, bunu görün! İşte ayette bu uyarı da vardır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi