EDEP YA HU – GERÇEK HÜRLER,  GERÇEK KÖLELER

EDEP YA HU – GERÇEK HÜRLER, GERÇEK KÖLELER

Gerçek Hürler ve Gerçek Köleleri anlamak üzere Nahl-75, Nahl-76, Rûm-28 ve Zümer-29 ayetlerindeki Allah misallerini inceliyoruz. Bu misalleri inceledikten sonra, misaller anlaşıldıktan sonra ulaşacağımız bir son söz var. Ancak o son sözü, şimdi ilk söz gibi söylemek mecburiyetindeyiz. Neden? Hem anlatırken bana kolaylık olması hem de konunun anlaşılabilmesinde size kolaylık oluşturmak için. Şöyle:
“Ben bir duniHi ilahım” diyenler, Şeytanlık Patronaj Sistemi’nin köleleri olarak yaşanan dünya hayatı içerisinde gerçek köleleri oluştururlar. Hani, Rabbimizin fark etmemizi istediği bir kölelik sistemi var ama bu kölelik sistemi bizim dünya hayatında kendimizin gördüğümüz köle ve hür insan sistemi değil dedik ya, işte Rabbimizin fark etmemizi istediği o kölelik sistemi Şeytanlık Patronaj Sistemi’dir; şeytanlık patronaj sisteminin köleleri var ve gerçek köleler onlardır. Onları oluşturan grup ise “ben bir duniHi ilahım” diyenlerdir. Bunlar o kölelik sistemi içerisinde gerçek köleleri oluştururlar. Bir de “Amentü Billahi ve RasuliHi” diyerek bu beyana uygun hayat tarzı oluşturmaya çalışanlar vardır, onlar gerçek “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan Allah’a teslim olarak, O’nun verdiği yetki ve koruması içerisinde beratlarını alıp hürriyetlerine kavuşanlardır ki bu yaşanan dünya içerisinde onlar da “Gerçek Hürler”i teşkil ederler. Özetlersek; “ben duniHi ilahım” diyenler Rabbimizin fark etmemizi istediği kölelik sistemi içerisinde Şeytanlık Patronaj Sistemi’nin köleleridirler, onlar Gerçek Köleler’dir. Bir de bunlara mukabil “Gerçek Hürler” vardır; onlar “Amentü Billahi ve RasuliHi” demişler ve buna uygun da hayat tarzı oluşturmaya çalışarak Allah’a teslim olmuş olanlardır.
Evet, gerçek köleler ve gerçek hürler var. Hür derken ne kastediyoruz, hür olmanın şartı nedir, onu anlamalıyız ki köle de hürriyet de hürlük de hakkıyla anlaşılabilsin. “Gerçek Hür” olabilmenin tek şartı vardır; onun biricik şartı dışı kavramı olmaksızın “Müstakilen VAR ve Muhtar” olmaktır. Lütfen dikkat edin, “Müstakilen VAR ve Muhtar” olmak, duniHİ algı, ilahlık hissiyatı gibi bu tanımlar bilinmezse Kur’an ayetlerinin bizi ulaştırmak istediği gerçek hürriyeti anlamak mümkün değildir. Demek ki hür olmanın biricik şartı neymiş? Dışı kavramı olmaksızın “Müstakilen VAR ve Muhtar” olmak! Hal böyle olunca, böyle bir hürriyet, böyle bir hürlük ancak Allah’a mahsustur. Dolayısıyla hürriyetin de esası Allah’a aittir. Çünkü dışı kavramı olmayan ve gerçekten “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan ancak Allah’tır; bu sebeple hürriyetin, hür olmanın bu biricik şartını sağlayan yalnızca Allah’tır. Bu durumda gerçek hürlük ve gerçek hürriyet Allah’a mahsustur. Allah’a teslim olmuş olanlar işte Biiznillah bu hürriyete dâhil olurlar.
Gerçek hürlere katılabilmek için “Amentü Billahi” beyanı olmazsa olmaz bir şarttır, ancak bu beyana uygun hayat tarzı olmazsa hürriyet gerçekleşmez. Bu çok önemli bir yandır, çok önemli bir kuraldır: “Amentü Billahi” demek, gerçek hürlere katılabilmek için olmazsa olmaz şarttır; hürriyetin açığa çıkabilmesi, yaşanabilmesi ancak bu beyana uygun hayat tarzının sağlanmasıyla mümkündür.
Bu beyana uygun hayat tarzı nedir, bunu öyle çok ele aldık ki… Ama yine de biraz bahsedelim İnşaAllah. “Amentü Billahi” beyanına uygun hayat tarzı, hem duniHi ilah olup hem de İslam ilmihalini sıkı takip etmek değildir. Allah misalleri işte bunun anlaşılmasını istiyor. Billahi anlamda imana uygun hayat tarzı için şimdi öyle bir kural ve öyle bir cümle söyleyeceğiz ki kişi kafasından yanlış bir hayat tarzı düşününce bu kurala uymasın. Yani kişi hem duniHi ilahsa hem de Amentü Billahi diyorsa, İslam ilmihaline de sımsıkı sarılmışsa olmaz! Bu “Amentü Billahi”nin karşılığı olan hayat tarzı değildir, “Amentü Billahi”ye uygun hayat tarzı da değildir.
“Amentü Billahi” beyanına uygun hayat tarzı yerleştikçe kulun hürriyet kapsamı genişler; hatta nefs mertebesi diye bilinen ölçüler aslında bu hürriyetin kapsamının genişlemesinin ölçüleridir. Aksi halde İslam ilmihaline sımsıkı yapışmış olanların hepsinin veliyullah olması lazım ama olmuyor! Niye? Çünkü duniHi ilahlıkla birlikte velilik olmaz.
Dolayısıyla esfele safiliyn kuralların işlediği bir yaşantıya Amentü Billahi’yi slogan olarak eklemek ve İslami ilmihalini bu yaşantıya monte etmek, kulu kölelikten kurtarmaz. Aksine, çok dikkat ediniz lütfen, birçok ruhi rahatsızlıkların içerisine sokabilir. Yaşanan dünya hayatının gerçek köleleri olan duniHİ ilahların “müstakilen varım ve muhtarım” iddialarına uygun hayat tarzı oluşturmaları için özel bir eğitim almaları, özel gayret göstermeleri, bu konuda zorlanmaları, “tüh, nasıl yapacağız?” demeleri söz konusu değildir. Çünkü “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ve ona ait fiiller birbirleriyle kaynaşmış halde bir bütün olarak yaşanır. Gerçek köleler için bu böyledir. Hem “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasının fiillerini uygulayacaksın, hem “Amentü Billahi” diyeceksin, hem de İslam ilmihaline sımsıkı yapışacaksın, sistemde kabul görecek öyle bir hayat tarzı yok; bu da kölelik sisteminin içerisindedir. Kurtulmaları için Rabbimizin inananlara öğüdü budur. Öğüt inananlaradır! İnkârcı duniHi ilahlar bu Allah misallerini inceleyip de “haa, biz yanlış yapmışız” demezler ki… Peki, o zaman kimi uyarıyor?
İnandık dediniz ve ilmihale sımsıkı yapıştınız, o zaman Kur’an kimi uyarıyor, niye bu kadar uyarma ihtiyacı duyuyor? Şunun için: Kur’an bize “gayret edin, gayret edin, çünkü böyle dediğiniz halde doğru yapmıyorsunuz” demek istiyor…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi