EDEP YA HU – KİM İMANIN LEZZETİNİ  TATMAK İSTİYORSA…

EDEP YA HU – KİM İMANIN LEZZETİNİ TATMAK İSTİYORSA…

DuniHi algılarıyla kendilerini müstakilen var zanneden ilahlık hissiyatlı olanlar ve Billahi anlamda iman edenler nefret ve gerçek sevginin tanımı ve yaşanması bakımından birbirlerinden ayrılmışlardır. Bu iki grup sevgi konusunda dünyada ayrıldıkları gibi ahirette de bu ayrılıkları devam eder. Zuhruf Sûresi 67. ayet: “O gün dostlar (dünya hayatındayken esfele safiliyn kurallar ile sevgili olanlar) bazısı bazısına düşmandır. Ancak müttakiler (nefret hallerinden korunarak Allah için fıtratlarına uygun sevgiyi yaşayanlar) müstesna.” Müttakiler yani nefret hallerinden korunarak Allah için fıtratlarına uygun sevgiyi yaşayanlar müstesna buyruldu. Nefret hallerinden korunanlar, gereken tedbirleri alanlardır. Bu tedbirler nedir?
Nefreti canlı tutan öncelikle nefret dilidir, nefsin şerrinin konuşma dilidir. O halde nefsin şerrinin konuşma dilini, bu dilin Allah’a olan kastını fark edip bu konuşma dilini terk etmek gerekir. Bu gayretle beraber, Al’u İmran Sûresi 28. ayetin gereğini de önemsemeliyiz: “Müminler müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin (sevmesin). Kim böyle yaparsa onun Allah ile (dostluğu kalmaz, sevgi) ilişkisi kopar.”
Kur’an nefret duygusunun fonksiyonel haline “Ğıll” der. Bu nefret duygusunun fiillere dönüşmek üzere fonksiyonel hale gelmesi için oluşmuş manası ayetlerde “Ğıll” olarak geçer. Sadrı kaplayan duniHi algı ve zannları kalbin üzerini formatlayarak kılıflar; ğıll işte bu kılıfın vasfıdır. Bu ğıll nefreti fonksiyonel hale getirmek için emirleri beyne gönderir. Beyin ğıllden gelen öneriyi sanki kalptenmiş gibi algılar ve alır. Çünkü beyin kalpten emir alır. Sadırdaki nefret kökenli heva ve hevesler kalbin üzerini kaplayıp kalbin bilgi platformunu formatladığı için ğıll oluşmuştur. O format kalpte hastalığa da yol açıyor. Kur’an kalp bilgi platformuna atılan bu formata “üstü kılıflanmış kalp” diyor, “paslanmış kalp” diyor. Ve işte o formatın bir başka vasfı Kur’an’da “ğıll” diye geçer.
Ğıll kalbin üstünü, yani kalb bilgi platformunu örter; böylece ğıll, var olan nefret duygusunun fiile dönüşebilmesi için gereken emirleri beyne gönderir. Kalbin üzerini öyle bir örter ki… Beyin kendisine gelen ğıll vasıflı bu emirlerin kalpten geldiğini zanneder ve onları uygular. Aslında beyin sadece kalpten emir alır, ancak kalbin üstü örtülerek oluşturulan bu formatın önerilerini de kalpten geliyor sanar ve kabul eder.
Hicr-47 ve A’raf-43. ayetlerden öğreniyoruz ki kalbi kılıflayan bu ğıll bulundukça kişi cennete giremez, bu yüzden Allah cennete almayı dilediği kullarından bu Ğıll’i söküp atmıştır. Bu sebepten, Rabbimiz Haşr Sûresi 10. ayette “Allah’ın kalbinizi ğıllden temizlemesi için dua edin” diyerek bir dua öğretmektedir. Bu duayı da hayatımıza kazandırmamız gerekir, bu dua da bir tedbir…
Bir diğeri, Allah’ın Vedud esmasından zikrullah olarak, o esma ile dua ederek yardım istemeliyiz.
Ayrıca, Rasulullah (SAV) Efendimizin Allah’ın sevgisine talip olanlara bu konuda öğrettiği şu duayı da hayatımıza almalıyız: “Allahümme inniy es’elüke hubbeKE ve hubbe men yuhibbuKE: Allahım, Senden kesinlikle sevgini ve seni sevenleri sevmeyi dilerim (âmin).” Efendimiz (SAV) bize öyle bir dua öğretmektedir ki bakın: Allahım, kalbimi ğıllden temizleyiver. Kesinlikle kalbime sevgini hâkim kıl ve bu sevgi bütün sadrımı kaplasın. Allahım, seni gerçek sevgi ile sevenleri tanıyabilmeyi ve sevebilmeyi de bana öğretiver. Dünya hayatını cazibeli görmekten ve sevginden uzak düşmekten de sana sığınırım. Sevgini bana serin sudan sevimli eyleyiver ya Rabbi (âmin).
Nefreti ve nefret dilini tanımış, bundan kaçınmış ve gerçek sevgiyi yaşayan Rasulullah (SAV) Efendimiz, inananlara bu gerçek sevgiyi nasıl yaşayacaklarını öğretmek amacıyla şöyle buyurmuşlardır: “Kim imanın lezzetini tatmak istiyorsa Allah ve Rasulünü herkesten ve her şeyden fazla sevmelidir. Birisini veya bir şeyi Allah rızasını umarak sevmelidir. Ve bir de imandan sonra küfre düşmekten ateşe düşmekten korkar gibi korkmalıdır.”
Kalbimiz Rabbimize nasıl iman edeceğimizi öğrendikten ve gerçek sevgiyi yaşamaya başladıktan sonra sadrımızı yeniden nefret ve nefret dili sarmasın diye Rabbimizden yardım ve müdahale istememiz gerektiğini, bu amaçla şöyle dua etmemiz gerektiğini bize Al’u İmran-8 öğretmektedir: “Rabbena la tuzığ kulubena ba’de iz hedeytena ve heblena min ledünKE Rahmeh. İnneKE entel Vehhab: Rabbimiz, bize hidayet edip gerçeği gösterdikten, öğrettikten sonra kalplerimizi nefsin şerri yönüne çevirme. Bize ledünnünden rahmet ver. Muhakkak ki Sen Vehhab’sın.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi