EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…

EDEP YA HU – SUÇLAMAK, SUÇLAMAK, SUÇLAMAK…

Nefs terbiyesinin en hızlı yöntemini ele alacağız. Hep bildiğiniz şeyler gibi ama yine de dikkatle ve uygulamak üzere okursanız faydası olur İnşaAllah. Bunu önemser ve sıkı takip edersek nefs terbiyesinde nasıl hızlı yol aldığımızı görürüz. Çünkü nefs terbiyesinin en hızlı yollarından, en hızlı yöntemlerinden birisi dildir, o hızlı yöntem dille ilgilidir. Onu maddeler halinde görmeye başlayalım:
1) Suçlayan cümleler. Lütfen suçlayıcı cümleler kurmaktan özenle, ısrarla kaçının. Mesela, insan eşine ve çocuklarına karşı suçlayıcı cümle kullanıyor mu bakmalıdır, işe buradan başlamalıdır. “Bunu nasıl yaptın yavrum, burası niye dağıldı, şunu niye hazırlamadınız” gibi suçlayan cümleler kurmayalım.
Bu konuyu ele alırken öncelikli bir meselemiz şu: Beyinde açılması gereken hücreler var, onları açmamız lazım. Şu size enteresan gelmiyor mu: Beynin kapasitesi eğer 100 ise, normal insan bunun %3’ünü kullanır, zeki insan 5’ini, çok zeki ise 10’unu kullanır. Peki, gerisi ne oluyor? Lazım değilse o kadar kapasite niye var, niye yaratılmış? Lazım olmadığı halde mi?
Bizim günlük yaşantı sırasında kullandığımız öyle hücre grupları var ki beynimizde, onları köreltmemiz gerekiyor. Onlar ancak çalışmazlarsa körelirler, çalışmayan hücreler körelir. Oraya az kan gider, o hücreler küçülür, fonksiyonsuzlaşır. Çalıştırdığınız hücreler ise canlanır.
Bizde fıtrata yani kalıba ait hücreler dumura uğramıştır, esfele safiliyn idraka ait hücreler ise işin gereği olarak canlıdır. Tehlike şu ki bu hücreler canlı olduğu sürece cennete gidilemez. Bu hücreler canlıyken ilmihallerde yazılanları uygulamak sizi kurtarmaz. “Velinin İlmi Fıtrat Üzere Manalardır” kitapçığında açıkladık; siz ahirete burada yaşarken kendinizde açtığınız manalarla gidersiniz; Esfele Safiliyn manalar açıksa onunla, Fıtrat Manaları açıksa onunla… Bu yüzden, beyindeki o Esfele Safiliyn hücrelerin çalışmasını durdurmak, diğer hücreleri aktif hale getirmek gibi çok öncelikli ve önemli bir işimiz var! Bu iş dille ilgilidir, önce dilden başlar.
Suçlayan cümleler kurmamak her an çok dikkatli olmayı gerektirir. Diyelim ki bir arkadaş eşinden su istedi, o da getiriyor. Ama dalgınlıkla bardağı eğreti koymuş, düştü düşecek, farkında değil. Arkadaş bardağın düştü düşecek halini gördü, bardak da düştü. Dedi ki “bardağı öyle koyar da getirirsen elbette düşer.” Hanım baktı ki doğru, mahcup oldu, kızardı, sesini soluğunu kesti, gitti. Ortada ne kavga var, ne gürültü. Eşi, yanlış yaptığı için üzüldü, o da sadece “böyle getirirsen kırılacağı belliydi” dedi. Normal hayat açısından bu diyalogda dert edecek bir şey yok gibi. Bu yüzden ilmihali yerine getirmekle mevzu bitti zannediliyor ve beynin esfele safiliyn hücreleri yaşıyor da yaşıyor… Birisi “ben olmasam bu evde doğruyu bulamayacaklar” diye düşünüyor, diğeri bir başka şey düşünerek ama hep suçluyor… Çözüm? Mesela böyle bir olayda suçlayıcı cümle kullanmamaktır.
Konuşma dili ile ilgili olarak ele alacağımız bütün maddeler aslında nefretle yani Ğıll’le ilişkilidir ve hepsi bizi Nahl Suresi 93. ayete götürür, hepsi kaderle ilgili çünkü.
Önemli olan şu ki; biz dille ilgili göreceğimiz hassasiyetleri uyguladığımızda Billahi anlamda kaderle ilgili hücreleri çalıştırmış olacağız, kadere zıt hücreleri de durdurmuş oluyoruz. Siz dilinizle istediğiniz kadar kaderi kabul edin, hücreleriniz kabul etmiyor.
Peki, yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi durumlarda hiç mi bir şey demeyeceğiz? Diyeceğiz; dua dili oluşturacağız. “Olabilir, bir hayr vardır, üzülme inşaAllah” gibi dua cümleleri ile yaklaşacağız. Korkulacak bir şey olmuşsa duaya sarılıp “ya Rabbi, olayların şerrinden sana sığınırım, bir şer varsa beni ondan uzaklaştır ya Rabbi” diye sığınacağız. Böyle yaparak olayı dilimizde duaya çeviriyoruz? Oysa suçlama cümlelerinde dua yok, iki ilahın tartışması var. ya ilahın birisi siner diğeri efe kesilir veya ikisi de efelenir…
Çocuklarla sık yaşanan durumlar var, onlara kılıf geçirip “eğitim” diyoruz. Hatta yanlış düşünenler, bizim Billahi imanlı olarak gösterdiğimiz yaklaşımı “taviz” zannedebiliyor, ama taviz değil. “Böyle yapma, çocuğa taviz veriyor onu şımartıyorsun” derler. Kesinlikle değil. Hiçbir zaman korku ve şiddetin adı eğitim olamaz. Billahi imanlı bir müminin davranışının alternatifi şiddet uygulamaktır, sindirmektir, korkutmaktır. Onların size “taviz veriyorsun” dedikleri davranışın alternatifi bu! Eğitim diye şiddeti, sindirme ve korkutmayı tercih ediyorlar. Günümüzde disiplin zannedildiği için bunlara eğitim deniyor. Dikkat edin, o yöntemleri uygulayanların sizin gibi bir (Billahi yolda, o yönde) bir kemalat telaşları yok! Onlar kendilerindeki esfele safiliyn hücrelerin canlanmasını ve gelişmesini istiyorlar, yöntemleri de bu… Ama biz o hücrelerden kurtulmak, onları kaldırmak, yok etmek istiyoruz, bunun için çalışıyoruz. “Suçlayan cümle”lerle bu mümkün değil. Şimdi suçlayan cümlelerin neden tehlikeli ve neden önemli olduğu anlaşılıyor mu? Bunu fark etmişseniz siz hayatınızda her şeyi, canlı cansız her şeyi suçladığınızı göreceksiniz. Mesela yolda yürürken ayağımız bir şeye takıldı, takılan şeyi oraya bıraktı diye birisini suçlarız veya ayağımı taktım diye kendimi suçlarım. İkisi de suçlama… Mesela trafikteki cümlelerimize bakalım, hepsi şikâyet… Trafik öyle bir sınav alanı ki şikâyet işini tamamen kapsar. Amacımız örnekleri çoğaltmak değil, şikâyet kelimesinin anlaşılmasını sağlamak, o halimizi tanımak. Tanımı düzgün yapmadığı zaman insan bazı işlerinin o tanım kapsamına girmediğini düşünüyor, o konuda doğru yaptığını zannediyor. Oysa tanımdaki bir eksik nedeniyle kendini doğru yapmış zannediyor. Bu yüzden tanımların ucunu açık bırakmamak gerekiyor.
Suçlama hep sözle değil fiille de olabilir, o da beden diliyle suçlamadır, hiçbir şey söylemezseniz bile karşıdaki kendini mahcup ve suçlu hissediyor. Dilinizi kullanmamış olsanız bile kafanızdan onu suçlamışsanız beyindeki suçlayan veritabanı çalışmaya devam ediyor ve sizin ses tonunuz dâhil tüm hareketlerinize bu haliniz yansıyor. Bu sebeple biz konuşma cümlelerimizle mücadele ederek bir noktaya geleceğiz ki şikâyet beden dilimizden de kalksın. Onu yok edebilmek için önce dilden başlıyoruz ama hedefimiz zihin dili, beden dili! Asıl oralardan onu söküp atmak… Çünkü siz dilinizi kullanmasanız, sussanız bile beden dili ile yani zihnen suçlamaya devam edersiniz. Bunun kalkması gerekiyor. Bunun için önceliğimiz konuşma dili; dili düzeltmeden hal olmuyor…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi