EDEP YA HU – YARATILIŞ VE  KENDİNİ BİL EMRİ

EDEP YA HU – YARATILIŞ VE KENDİNİ BİL EMRİ

Rabbimiz Alu İmran-49’da Hz. İsa (as)’ın ne diyeceğini anlatıyor: “Hakikaten ben size bir ayet (mucize) olarak geldim. Ben size çamurdan kuş şeklinde yaratırım (halk ederim); onda nefh ederim de Biiznillah bir kuş olur…” Ayetin devamı var ama burada duralım.
Kur’an’da insanın (Hz. Âdem’in) yaratılışı ile ilgili birçok ayet var, o ayetlerin bir benzeri burada da var. Oralarda şu iki basamak dikkat çeker: Yaratmak ve sonra ruh nefh etmek; ikisi ayrı demek ki… Dikkat ederseniz “yaratırım” dedikten sonra bir de “ruh nefh ederim” yani “canlandırırım” diyor. Ayetler bazen de “yarattı, tesviye etti, ona ruh nefh etti” der, üç basamaktan bahseder.
Ruh indirilmesi (nefh edilmesi) mevzusu çok anlaşılmış değildir. Anlaşılamama nedenlerinden birisi, insanın ruhu ile Allah’ın “ruh indirdim” dediği ruhun karıştırılmasıdır. İnsanın ruhu başka bir şeydir, Allah’ın “ruh indirdim (ruhumdan nefh ettim, üfledim, kendi ruhumdan verdim)” demesi başka bir şeydir. Bunu anlayabilmek için “kendini bil” emrini bilmek gerekiyor, “kendini bil” emrini bilmeyen bunları çözemez.
Alu İmran-49. Ayette Hazreti İsa (as) diyecek ki diyor; “size çamurdan bir kuş halk ederim, (sonra ona) nefh ederim (“kendini bil” derim) ve kendini bilir… Ama Biiznillah, yani bana verilen yetkiyle bunu yaparım. Nasıl bize Allah “BEN” deme yetkisi verdi ve biz Biiznillah “BEN” diyoruz yani Allah adına “BEN” diyoruz, onun gibi. O mevzunun anlaşılmasını sağlayacak şey bu: Biiznillah canlandırırım, Biiznillah diriltirim, Biiznillah tedavi ederim… Hep bir yetkiden bahsedildiğini fark ettiniz mi? Biz de bize verilen “BEN” deme yetkisini, Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini öyle kullanıyoruz, bunlar birer yetki. Hazreti İsa (as)’a, bu yetkiler dışında fazlası da verilmiş; o da kendisine verilen yetkiyle “BEN” diyor, onun da “tercih” gücü var, ayrıca bu yetkilerin devamı olarak ölüyü diriltiyor, aynı yetki paketi. Bize yetki olarak üç madde, ona on madde verilmiş ama paket aynı: Yetki paketi; Biiznillah yetki paketi! İnsan kendisine verilen bu yetkileri müstakil ilan edince olmuyor. Bu yüzden, müstakil olarak “BEN” demek ile Biiznillah “BEN” demenin başka olduğunu anlatıyoruz. Yoksa “BEN” demeyi tehlikeli ve kötü görmüyoruz. “BEN” Allah’a aittir, TaHa Suresi 14. Ayette O “BEN Allah’ım” diyor. Bunu fark etmez de “BEN” demeyi kınarsak olmaz. “BEN” demek ne zaman kınanır? Allah adına değil de Allah yerine “BEN” denirse o “BEN” deyiş tarzı kınanır, “BEN” kelimesi değil. Bu anlaşılamadığı için tasavvufla meşgul olan bazıları “BEN” kelimesine kızarlar. “BEN” Rasulullah (SAV)’in terk ettiği bir kelime değil, sünnette öyle bir şey yok.
Alu İmran-49 ayetini, “Hakikaten ben size Rabbinizden bir ayet olarak geldim. Ben size çamurdan kuş halk ederim (yaratırım); onda nefh ederim de Biiznillah bir kuş olur.” Burayı tefekkür ediyoruz ya, tefekkür içerisinde hayal çok önemlidir. Bir şeyi hayal etmek, oradan fikirler çıkarmak, sonra bu yaptığımız gibi tezekkür etmek, beyin fırtınası yapmak, bunları anlamak için Kur’an’ı tedebbüren (derinlemesine, anlamaya çalışarak) okumak çok önemlidir. Bunu tek başına yapmaya tefekkür, birlikte beyin fırtınası şeklinde yapmaya Kur’an “tezekkür” diyor. Alu İmran 191, 192, 193 ve 194. ayetler tezekkürü “ancak Lüb sahipleri yapar” buyuruyor. Rabbim bizi o sınıfa dâhil ediver (âmin).
Tezekkürünü yaptığımız Alu İmran Suresi 49. ayete iman ediyoruz değil mi? Tartışılır mı hiç, amenna ve saddakna. Çünkü tezekkürümüz imana dayalı, pozitif bilim kurallarına değil. Eğer iman kurallarını çekersek, bu anlattıklarımızın hepsi düşer. İman ettiğimize göre, öyleyse bu ayeti hayal edelim. Ancak iman ettiğimiz bir konuyu hayal ederken “acaba” gibi bir tereddüt olmaz, olursa iman olmaz. Bu konuda tabi bir de şu var: Hz. İsa (as) Efendimiz zamanında havariler bu ayette anlatılanları görmüşler ve “evet, sen Rasulsün” demişler. Onu daha bir kaç günlükken, annesi Hz. Meryem validemiz şehre getirdiğinde, konuştuğunu görmüşler, duymuşlar. Şimdi ayette anlatılanları hayalleyelim öyleyse.
Hz. İsa (as) Efendimize Rabbi “şu yetkiyi bir kullan” dedi, o da bir kuş yaptı. Bir sürü kuş cinsi var, hangisini yapacak? Kanarya mı, muhabbet kuşu mu, kartal mı? Güvercin yaptı diyelim. O nereden anlaşılır? Yapıp da “kendini bil” diyor ya, o yaptığına ne olarak “kendini bil” diyorsa o öyle olur. “Kendini bil” demek o zaten, kendini öyle bil demek. O yetkiyle “kendini papağan olarak bil” derse papağan olur, “kendini muhabbet kuşu olarak bil” derse, muhabbet kuşu çıkar. O yaptığı balçık kendini öyle bilir, o çıkar. “Kendini bil” emri, bu yüzden çok farklı bir şeydir; o emirle ona kalıp (kalp) veriyor, “bu kalıpla (bu kalple) dolaş” diyor. Peki, Hz. İsa (as) Efendimiz o işi yaparken şöyle bir kuş yapması aklına gelir mi? Dinozorlar zamanını ve o zamanın kuşlarını düşünün, bir binanın yarısı büyüklüğünde bir kuş, hem uçuyor, hem yakalıyor, hem yutuyor. O an aklına öyle bir kuş gelmez. Çünkü tekâmülle gelinmiş nokta var, akla o an mevcut olan hal gelir. Tekâmülle gelinen noktada hangi kuşlar varsa o olur. Çünkü bilimsel gelinen bir nokta var, onu yapmasını bekleriz. Hayallemeye devam edelim. Hz. İsa (as) Efendimiz kuşu yaptı ve sonra ona “kendini bil” yani “canlan” dedi, o da kanat çırpıp gitti, kuşların arasına karıştı. Bunu böyle hayalleyin ama çamurdan itibaren: Gitti, kuşların arasına karıştı. O bunu yaptığında dışarısı kuş dolu, bu da gitti aralarına karıştı, onlarla beraber dolaşıyor. Peki, bu kuşun annesi babası var mı? Yok! Dışarıdaki kuşlardan bir farkı var mı? Yok… Bu kuşun o anda var olan kuşlardan olması o andaki gen havuzu yüzünden de önemli; yani yapılan kuş diğer kuşların arasına dinozorlar dönemine ait kuş geniyle gitmedi, var olan gen havuzuna göre gitti. Şimdi buradan Hz. Âdem’in halk edilişine gelelim.
Hz. İsa (as)’a kuş yaratma izni veren Rabbimiz, insanlar yaşarken, varken bu kez kendisi çamurdan bir insan yaptı ve ona “kendini bil” dedi, o da kalktı, yaşamaya başladı ve insanların arasına karıştı. Olamaz mı? Hazreti İsa aleyhisselam yapınca oluyor, Allah yapınca olmaz mı? Hz. Âdem’in halk edilişini anladınız mı? Ondan önceki insanlar belli bir gen havuzuyla, bir tekâmülle bir noktaya geldi ki o zaman onlar tek ümmetti. Ayet diyor ki, Nebi ve Rasuller gelinceye kadar onlar tek ümmetti. Nebi ve Rasüller gelip de iman fikrini verince bölündüler, o zamana kadar tek ümmetlerdi; kavgaları yalnızca yeme, içme ve cinsiyetle ilgiliydi, iman küfür mücadelesi gibi şeyler henüz yoktu. Yaşayan insanlar ve onların bir gen havuzu var, oluşturdukları bir hayat tarzı var, aynı İsa (as) kuş yaratırken kuşlarda olduğu gibi. Hz. İsa (as)’ı anlatan ayet bize neler öğretiyor, görüyor musunuz? Tedebbür ettiğimiz zaman “Hz. İsa (as) kuş yapardı” deyip geçmiyoruz, anlıyoruz ki bu ayet bize Hz. Âdem Efendimizi de öğretiyor. Demek ki dışarıda hayat ve insanlar varken Allah onu çamurdan yarattı, tesviye etti, düzeltti. Neyle? Emirle, kudret elleriyle! Hz. İsa (as) kuşu eliyle yaptı, o bir beşer, bir emri yerine getiriyor ama o izni verene öyle bir el gerekmiyor, Hazreti İsa (as)’ın eli de onun değil mi? Onun elini kullandığı gibi dilerse bir el de kullanır… Tevbe Suresi 13-16. ayetlerde “gidin savaşın da sizin ellerinizle onların cezasını versin” diyor. Sizin ellerinizle!
Hz. Âdem (as)’ı yarattı ve o yaşamaya başladı. Sonra vücudunun bir parçasından, kaburga kısmından alınan bir mayayla da Hz. Havva validemiz yaratıldı; ona da “sen Havva ol” denildi, o da Havva oldu. Hazreti Âdem (as)’ın yaratılması ve insanların arasına nasıl karıştığı anlaşıldı mı? Önce kendisi çocuklarıyla küçük bir kabile oldu, sonra diğer insanlarla irtibatlar başladı…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi